İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi Örneği

İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi Örneği; İşçi alacakları davası teknik ve özel davalardır. Muhakkak konusunda uzman bir iş hukuku avukatından destek alınması gerekmektedir. Aşağıda işverenin kullanabileceği işçi alacakları davasına karşı cevap dilekçesi örneğini paylaşıyoruz. 

İşçi Alacakları Davasına Cevap Nasıl Verilmelidir?

İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine iki hafta içinde İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi Örneği hazırlanmalıdır. Dilekçe hazırlanmadığı taktirde dava dilekçesinde öne sürülen hususlar ret edilmiş sayılacaktır. İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi Örneği ile sunulacak delil yada tanık varsa dilekçede bildirilmelidir. Tane tane davacının iddialarının nasıl çürütüleceği açıklanmalıdır ve destekleyici hususlar sunulmalıdır. İlk itiraz varsa öne sürülmelidir. İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi Örneği özenle hazırlanmalı yalın ve anlaşılır bir dil tercih edilmelidir. İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi yazımı için büromuz personeli ile iletişime geçebilirsiniz.

İşçi Alacağı Davası Dava Dilekçesine Cevap Dilekçesi Örneği

T.C. MERSİN 4. İŞ MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO :

DAVAYA CEVAP VEREN DAVALI:

VEKİLLERİ : Av. Tunç Sudi TOL – Adres antettedir.

DAVACI:

VEKİLİ:

KONU : Davaya cevaplarımız ve taleplerimiz hakkındadır.

AÇIKLAMALAR:

Sayın Mahkemenizin tensip tutanağında belirtilen belgeler delil listemiz dâhilinde / işbu dilekçe ekinde Sayın Mahkemeniz dosyasına sunulmaktadır.

** Müzekkere Cevabına Dair: Sayın Mahkemeniz tarafından müvekkil şirkete yazılan müzekkere ile sunulması istenen tüm bilgi ve belgeleri dosyanıza sunmuş olduğumuz cevap dilekçesi ve delil listesi ekinde, aynı zamanda müzekkereye cevaben sunmuş bulunuyoruz. Bu belgelerin aynı zamanda müzekkere cevabı olarak da dosya kapsamına alınmasını ve bu şekilde değerlendirmeye dahil edilmesini talep ederiz.

Öncelikle belirtmek isteriz ki; Sayın Mahkemenizin tensip zaptı ve müvekkile yazıdan müzekkeresi ile sunulması istenen tüm belgeler delil listemiz dahilinde / işbu dilekçe ekinde Sayın Mahkemeniz dosyasına sunulmaktadır. Davacı tarafından Müvekkil aleyhine kötü niyetle ikame edilen açılan dava haksız ve hukuki dayanaktan yoksundur. Aleyhe iddia, beyan, delil ve talepleri kabul etmemekteyiz.

Yasal cevap süresi içinde cevaplarımızı ve itirazlarımızı sunuyoruz.

A. USUL HUKUKU YÖNÜNDEN İTİRAZLARIMIZ

Davacı tarafın gerek yasada belirlenen gerekse sayın mahkeme tarafından tensip ara kararı, ön inceleme tutanağı ve takip eden diğer tüm ara kararlar ile yükümlü olduğu/olacağı süreli-kesin süreli işlerinin süresi içinde yerine getirmemesi nedeniyle ve/veya getirilmemesi halinde davacı tarafa bu işin yürütümü için yeni ve/veya ek bir süre verilmesine, davacı tarafın bu anlamdaki her türlü talebine, kesin süre bitiminden sonra yerine getirilen her türlü adli iş ve işkeme muvafakat etmediğimizi bildiririz. Bu beyanımızın yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulmasını talep ederiz.

1. ARABULUCULUK SÜRESİ ZAMANINDA TAMAMLANMAMIŞTIR. DAVANIN USULDEN REDDİ GEREKMEKTEDİR.

6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile değişiklikler yapılmış ve bu değişiklikle birlikte arabuluculuk iş hukukundan doğan davaların büyük bir çoğunluğunda DAVA ŞARTI olarak kabul edilmiştir.

hukuk-uyusmazliklarinda-arabuluculuk-tuncsuditol

İlgili kanuna göre yapılan başvuru arabulucu tarafından üç hafta içinde çözümlenmelidir. Arabulucu gerekli görürse ilgili süreci 1 hafta daha uzatabilmektedir. Huzur da ki dava da arabuluculuk faaliyeti 4 haftalık SÜREYİ GEÇMİŞTİR. Ek:1 de sunduğumuz son tutanakta görüldüğü üzere arabuluculuk faaliyeti 24.07.2018 de başlamıştır. En geç 24.08.2018 tarihinde bitmesi gerekmektedir. Fakat ilgili görüşmeler 19.09.2018 tarihinde bitmiştir. İlgili durum arabuluculuk tutanağına şerh olarak tarafımızca düşülmüştür. Arabuluculuk faaliyeti süresinde sonuçlanmadığından ilgili davanın dava şartı eksikliği sebebiyle usulden reddi gerekmektedir.

2.DAVACI TARAFÇA DAVA TÜRÜ BELİRLENMİŞ DEĞİLDİR.

Davacı taraf işbu dava dosyası kapsamında kıdem tazminatı alacağı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti ve bayram-genel tatil ücreti talep etmektedir. Takdire şayandır ki bu talepler, tutarı bir işçi tarafından dahi çok rahat hesaplanabilir ve tam tutarı ile talep edilebilir taleplerdir, miktar açısından yargılama yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Kaldı ki davacı müvekkil işverenlikte yalnızca 01.04.2016 – 31.03.2018 yılları arasında çalışmış olup geçmişe dönük ayrıntılı bir hesaplama yapmasını gerektirir bir çalışması da söz konusu değildir. Ancak davacı tarafça dava türü, yasaya uygun şekilde belirlenmiş değildir.

Bu açıdan dava dilekçesi usule aykırı ve hatalı olup bu hali ile değerlendirmeye alınması mümkün değildir. Zira dava dilekçesinde, açık bir şekilde talep sonucunun belirtilmesi zorunludur. Dava türü; hukuki korumanın, verilecek hükmün ve ileride oluşacak kesin hükmün sınırlarını belirleyen bir kategoriyi ifade eder. Dolayısıyla talep sonucu, dava türünü inşa eden bir kategori olduğundan dava türünün dava dilekçesi ile belirtilmesi zorunludur. Öncelikle dava şartı niteliğinde olan bu husus davacı tarafça atlanmış olduğundan dava şartı yokluğundan davanın reddi gerekmektedir.

Bununla birlikte dava dilekçesi ve talep sonucundan davanın kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmaktadır.

NİTEKİM DAVANIN “BELİRSİZ ALACAK DAVASI” OLARAK KABUL EDİLMESİ DE MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Belirsiz alacak davası HMK’nın 107. maddesinde düzenlenmiş olup, bu hüküm şöyledir:

1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alaca, davası açabilir./ (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.”

Kanun hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, huzurdaki davada; alacaklar belirlenebilir olduğundan belirsiz alacak davası olarak açılması hukuka uygun değildir, dava türü belirlenmemişken davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi de hukuka uygun olmayacaktır. Bu husus Yargıtay’ın güncel içtihatları ile de belirlenmiş ve yargı hayatında somut bir şekilde yerini almıştır:

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin 2013/8522 Esas 2013/10252 Karar Sayılı 17.06.2013 tarihli kararında belirlenebilir alacaklar bakımından kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı ve davanın esasa geçilmeksizin reddedilmesi gerektiği şu şekilde ifade edilmiştir:

“.. Şu halde, alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, alacağının şimdilik belli bir kesimini (bölümünü) dava konusu yapabilir. Ancak, alacaklının böyle bir kısmi dava açmada korunmaya değer (meşru) bir hukuki yararımn bulunması gerekir.

Talep konusunun miktarı açıkça belli ise ve taraflar arasında bu konuda herhangi bir tarlışma yoksa kısmi dava açılması münkün değildir (m.109, 2); çünkü böyle durumlarda davacımn kısmi dava açmakta hukuki yaran bulunmamaktadır…Davacının, alacağının küçük parçalara bölerek her parça için ayrı kısmi dava açmasında korunmaya değer bir hukuki yararı olmadığı gibi, böyle bir davranışı hakkın kötüye kullamlması olarak da nitelendirilebilir (TMK.m.2). Bu nedenle, bu şekildeki kısmi davaların, esasına girilmeden, caiz (mesmu) olmadıklarından dolayı reddi gerekir. (Prof.Dr.B.Kuru Medeni Usul Hukuku 23.Baskı Ank. 2012, sh.277-278).

Kısmi dava açabilmesi için alacaklının bu davayı açmada korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması şarttır. Hukuki yarar; dava konusuna ilişkin dava şrtlanndan olup; dava açıldığı anda var olmalıdır. Mahkemece, esas hakkındaki incelemeye geçilmeden önce; talep sahibinin bu hususta hukuki yararının bulunup bulunmadığı incelenmeli, hukuki yarar varsa talebin esasımn incelenmesine geçilmelidir.

Dava konusu olayda, talep konusunun miktan açıkça belli olup, taraflar arasında bu konuda herhangi bir tarışma bulunmadığından, davacının kısmi dava açmakta hukuki yararı yoktur. Hukuki yarar; dava açıldığı anda var olmadığından, sonradan harcın tamamlalılması suretiyle bu eksiklik giderilemez.

Hal böyle olunca; dava şartı eksikliğinden davanın usulden reddi gerekirken, yazılı ve yanılgılı değerlendirme ile davamn kabulü doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hukum tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde Olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.06.2013 tarihinde Oybirliği ile karar verildi.”

Yine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2014/442 Esas 2014/2051 Karar sayılı ve 11.02.2014 tarihli karannda, iş hukukundan kaynaklı alacaldann belirlenebilir alacaklar olduğu ve belirsiz atacak davasi açılamayacağı, açılması halinde hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği hususu da şu şekilde ifade edilmiştir:

“.. Taraflar arasında öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için gerekli şartları taşıyıp taşımadığı noktasında toplanrnaktadır.

“.. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.

Madde gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektil olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukuki yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukuki yarann bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmi davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hallerde bu yola başvurulması kabul edilemez.” şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davamn sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.”

“.. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Alacağın miktarınır belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktanm belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz (C. Simil, Belirsiz Alacak Davası, 1. Bası, Istanbul 2013, 5.225)…”

“.. Ayrca, yukanda da belirtildiği gibi, salt bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir.

Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir…”

İşbu içtihat ile de sübut bulduğu üzere, davacının işçilik alacaklarına ilişkin dava konusu taleplerini belirsiz alacak davasına konu etmesi mümkün değildir. Mevcut hali ile yasaya ve yerleşik içtihatlara uygur olmayan, gerek belirsiz alacak davası gerekse kısmi davaya da konu olamayan işbu davanın bu nedenle -HUKUKİ YARAR YOKLUĞUNDAN- REDDİNE karar verilmesini talep ederiz.

Neticede Yargıtay’ın son kararlan ile birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafça “her kaleme ilişkin ve fazlasını talep ve dava hakkı saklı kalmak koşuluyla” açılan davanın, hukuki yarar yokluğu nedeni ile esasa girilmeksizin reddine karar verilmesi gerekmektedir.

3.DAVA DİLEKÇESİ HMK’NIN EMREDİCİ HÜKÜMLERİ GEREĞİNCE USULÜNE UYGUN DEĞİLDİR.

Davacı tarafın delil listesi ve delilleri tarafımıza tebliğ edilmemiştir. Bu nedenle tarafımıza davacıya delillerin tebliğ edilmesi halinde bu husustaki itirazlarımızı ayrıca sunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu bildiririz.

HMK’nın 119. maddesinde dava dilekçesinde hangi hususların bulunması gerektiği açıkça belirtilmiş olup; 119. maddenin 1. fıkrasının e bendinde davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin belirtilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Sayın Mahkemenizce de malum olduğu üzere, HMK’nın 25. maddesinde aynen ‘(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunla belirtirken durumlar dışında, hakim kendiliğinden delil toplayamaz…”” emredici hükmü yer almaktadır.

HMK’nın 25. maddesi emredici hükmü gereği davacının dilekçesinde göstermediği vakiaların Sayın Mahkemenizce kendiliğinden incelenmesi veya bunların hatırlatılması mümkün değildir ve ayrıca HMK’nın 194. maddesi hükmü gereği, ispat bakımından bir iddia ileri sürenin bu iddiasını somutlaştırma vuku bulunmaktadır. Yine HMK’nın 190/1. maddesinde aynen “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçlan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” emredici hükmü yer almaktadır.

Medeni Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 6. maddesi Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür emredici hükmünü taşımaktadır.

119.maddenin 1. fıkrasının f bendinde, iddia edilen her bir vaklanın hangi delillerle ispat edileceğinin açıkça belirtilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Davacının genel ifadelerle delillerini belirtmesi yeterli savılmayıp hangi delillere dayandığının dava dilekçesinden açıkça anlaşılması, açıkça belirttiği ve Mahkeme dosyasına sunduğu delillerinin tamamının birer suretlerini aynı zamanda/dava dilekçesiyle birlikte dayalı müvekkile/tarafımıza tebliğ etmesi gerekli ve şarttır. Bu usuli kurala HMK md. 318/1’de açıkça yer verilmiştir. Kaldı ki somut vakıada davacı tarafı dosyaya sunduğunu belirttiği delil listesi tarafımıza tebliğ dahi edilmemiştir.

318. maddenin 1. fikrası; “.. Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vaklanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilek çelerinde yer vermek zorundadır…”

Ayrıca deliller gösterilirken hangi delilin hangi hususta ve hangi vakiaları ispat için gösterileceği açıkça belirtilmelidir. HMK’nın 121. maddesi gereğince; Davacı dilekçesinde gösterdiği ve kendi elinde bulunan belgeleri —asıllarını ve dayalı sayısından bir fazla sayıda örneğini veya sadece örmeklerin— dava dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermek zorundadır. Ayrıca başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar bakımından bunların mahkemeye getirilebilmesi için gerekli posta giderini pul olarak vermek zorundadır.

Yine HMK’nın 140/5. maddesi gereğince; taraflar dilekçelerinde gösterdikleri delillerini, dilekçeleriyle birlikte mahkemeye sunmamış iseler ya da başka yerlerden getirilebilecek delillerle ilgili olarak gereken açıklamalarda bulunmamış iseler bu hususun ön inceleme aşamasında mutlaka tespit edilmesi ve taraflara bu eksikliği tamamlayabilmeleri için kesin süre verilmesi gerekmektedir. Bu süreye rağmen delil gösterilmesindeki eksiklikler giderilimemiş ise ilgili tarafın o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına mahkemece karar verilir.

YASALARIN EMREDİCİ HÜKMÜ GEREĞİ DAVACI DAVA DİLEKÇESİNDEKİ İDDİA VE BEYANLARINI İSPAT İLE MÜKELLEF OLUP DELİLLERİNİ SUNMASI GEREKTİĞİ HALDE, DAVA DİLEKÇESİ İÇİNDE, DAVAYA KONU SOMUT OLAYI VE TALEPLERİNİ İSPATLAYAN YETERLİ BELGE VEYA EVRAK SUNULMAMIŞTIR.

Bu nedenle davacı tarafından verilen delil listesinin dikkate alınmaması gerekmekte ve tarafımızca da talep edilmektedir.

4.YENİ USUL YASASININ (6100 SAYILI HUKUK MUKAKEMELERİ KANUNU) İLGİLİ HÜKÜMLERİ GEREĞİNCE DAVACI YANIN TANIK DİNLETMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

DAVACI TARAFIN TANIK LİSTESİ SUNMASINA/TANIK DİNLETME TALEBİNE MUVAFAKAT ETMİYORUZ.

Takdire şayandır ki; 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Delillerin İkamesi” başlıklı 318. ve ilgili diğer maddeleri gereğince davacı yan tüm delillerini dava dilekçesi ile birlikte bildirmek zorundadır;

‘… Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerder getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır…”

Hiçbir şekilde kabul edildiği manasına gelmemek kaydı ile; davacı yan, dilekçesinde iddia etmiş olduğu birtakım hususlar ile ilgili olarak ileride tanıklarının dinleneceğini belirtmiştir. Oysa ki yeni HMK hükümlerine göre tanık listesi, tanıkların isim ve adresleriyle birlikte ayrıntılı olarak ve hangi tanığın hangi vakayı ispat etmek için dinlenileceği hususunu da içerecek şekilde dava dilekçesinde belirtilmek zorundadır. Davacı dilekçesinde ise bu hususlar yer almamaktadır. Davacının tanık deliline başvurmaktan vazgeçmiş sayılması gerekmektedir.

Davacın bundan sonra delil listesi sunmasına da muvafakatimiz yoktur. Davacının tanık dinletmesine (yasal süresinden sonra bildirilen ve/veya delil listesinde belirtilmediği halde Sayın Mahkemeniz huzurunda hazır edilen tanıkların dinlenmesine) kesinlikle muvafakat etmediğimizi Sayın Mahkemeye saygı ile bildiririz. Bu nedenle davacı yanın dava dilekçesine ekli olamayan ve yasal süresi içinde sunulmayan herhangi bir delil sunmasına ve tanık ismi bildirmesine, usul hükümleri hilafına delil ibraz edilmesi ve/veya tanık isimleri bildirilmesi halinde; ibraz edilen delillerin dosya ve değerlendirme kapsamına alınmamasını talep ederiz.

B. ESAS HUKUKU YÖNÜNDEN İTİRAZLARIMIZ

1.KIDEM TAZMİNATI TALEBİ AÇISINDAN CEVAP VE İTİRAZLARIMIZ

1.1.İSTİFA EDEREK AYRILAN DAVACI TARAFIN KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANMADIĞI SABİTTİR.

* Davacı, Sözleşmesini İstifa Ederek (Şahsi Gerekçeleriyle) Sona Erdirmiş Olduğundan Herhangi Bir Tazminat Talep Etmesi Mümkün Değildir.

Davacı, müvekkil ile olan iş ilişkisini, başka bir otomotiv firmasında daha yüksek maaşla iş bulmasından ötürü kendi isteği ve rızası ile 31.03.2018 tarihinde istifa dilekçesini vererek sonlandırmıştır(ek-2). Müvekkil tarafından yapılan araştırmalara göre sadece 7 gün gibi kısa bir süre içerisinde yani 07.04.2018 tarihinde Nissan Mersin yetkili satış ve servis bayisi olan ……..Tic. Ltd. Şti.’de çalışmaya başlamıştır. …….. Otomotiv şirketine veya SGK’ya müzekkere yazılarak iş husus doğrulanacaktır. Söz konusu belge davacının imzasını havi olup müvekkil işverenlikten kişisel sebeplerden dolayı istifa ettiğini kanıtlar niteliktedir. Davacı taraf müvekkil şirketten hiçbir gerekçe göstermeksizin, kendi hür iradesi ile ve kişisel sebeplerinden dolayı istifa ederek ayrılmıştır. Bu gerçekler karşısında kıdem tazminatı talebinde bulunuyor olması tamamen kötüniyet göstergesi olup talep de haksızdır.

DAVACI GÖREVİNDEN KENDİ İSTEĞİ İLE İSTİFA ETMİŞTİR.

Dilekçemiz ekinde görüleceği üzere, davacı taraf müvekkile ibraz ettiği istifa yazısı ile kişisel sebeplerden dolayı istifa ettiğini el yazılı beyanı ile sunmuş olup kıdem tazminatına hak kazanmamıştır. Hatta yasa ile belirlenen ihbar önelinde dahi bulunmamış, müvekkil şirkete hiçbir açıklama yapmamıştır.

4857 Sayılı İş Kanununun ilgili maddelerinde açıkça izah edildiği üzere sözleşmenin geçerli nedenlerle sona erdirilecek olması halinde sözleşmeyi sona erdirecek tarafın diğer tarafa bildirimde bulunması gerekir. Bunun hukuki gerekçesi, sözleşmeyi feshedecek tarafın diğer tarafa yeni bir iş/işçi bulması için makul süreyi tanıyarak mağdur olmasının önüne geçilebilmesidir. Sözleşmeyi ön bildirimde bulunmaksızın sona erdiren taraf bu nedenle diğer tarafin bu nedenle uğradığı zararı ihbar tazminatı ödemek suretiyle tazmin etmek zorundadır. Somut olayda da iş sözleşmesini haksız ve bildirimsiz olarak fesheden taraf işbu davayı kötüniyetle ikame etmiş olan davacı olduğuna göre işbu dilekçe ile aynı zamanda ihbar tazminatı talep etme hakkına sahip olan müvekkil şirketin bu ve diğer hususlardaki her türlü talep hakkının da saklı olduğunu bildiririz.

Davacı tarafın dava dilekçesindeki tüm iddiaları haksız. asılsız, maddi gerçeğe aykırı ve dayanaktan yoksundur. Müvekkil şirket nezdindeki iş ilişkisini KENDİ İNİSİYATİFİ İLE SONA ERDİREN ve müvekkil şirket nezdinde hiçbir alacağı bulunmayan davacı taraf, iddia edilenin aksine kıdem tazminatına hak kazanmamıştır. Bu nedenle tüm iddia ve haksız taleplerine itiraz ederek işbu kötüniyetli davanın reddine karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olmuştur.

NETİCE OLARAK; iş sözleşmesi kendi haksız istifa beyanı ile sona eren davacı tarafın aksi yöndeki her türlü iddiası asılsız, haksız ve dayanaksızdır. Dolayısıyla öncelikle davacı tarafın işbu mesnetsiz ve dayanaksız iddialarına itiraz ediyoruz. İşbu dilekçe ekinde sunulan delillerimiz ile de sabit olan bu hususun aksi yönündeki her tülü iddia asılsız, haksız ve dayanıksız olduğundan müvekkil şirket nezdinde herhangi bir hak ve alacağı da bulunmayan davacının kötüniyetli kıdem tazminat talep/iddialarına itiraz etme, işbu kötüniyetli DAVANIN REDDİNE karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olmuştur.

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesinde 25.08.1971 tarihli 1475 Sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi yürürlükte bırakılmıştır. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin kanun yürürlüğü girene kadar kidem tazminatı hakkında 1475 Sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi uygulanacaktır.

Takdire şayandır ki kıdem tazminatına hak kazanabilmenin koşulu 4857 Sayılı İş Kanunu Geçici Madde 20 uyarınca yürürlükte bırakılan 1475 Sayılı İş Kanunu Madde 14’te sayılan koşulların gerçekleşmiş olmasıdır. Buna göre öncelikle iş sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ermesi gerekmektedir. Bununla birlikte yasada aranan diğer koşulların da mevcudiyeti aranır. Bu hükümde aranılan şartların hepsi birlikte gerçekleşmemişse, kıdem tazminatına da hak kazanılamayacaktır. Kıdem tazminatına hak kazanma koşulları; İş kanununa tabi bir işte hizmet akdiyle çalışma bulunması, hizmet akdinin kanunda sayılı nedenlerle sona ermesi ve kıdem koşulunun gerçekleşmesidir.

Somut vakıada ise davacı iş sözleşmesini KENDİ KİŞİSEL SEBEPLERİNDEN DOLAYI İSTİFA EDEREK sona erdirmiştir. Bu durumda iş ilişkisinin kendi inisiyatifi ile hiçbir haklı sebep olmaksızın fesheden davacı işçinin İse kıdem tazminatına hak kazanmadığı açık ve sabittir. Bu nedenle işbu cevap dilekçesi ile müvekkil şirkete karşı ikame edilmiş olan haksız ve kötü niyetli DAVANIN REDDİNE karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olmuştur.

2.DİĞER HAKSIZ ALACAK TALEPLERİ YÖNÜNDEN CEVAPLARIMIZ

Öncelikle davacı tarafın haksız taleplerini tavzih ettikten sonra ayrıca beyanda bulunma hakkımızı saklı tutmaktayız. Davacı tarafa müvekkil şirket tarafından çalışma süresi içindeki tüm hak ve alacakları, banka kanalıyla eksiksiz olarak ödenmiş olup bordrolar da ödeme dekontları ile örtüşür niteliktedir. Davacı tarafa her ayın ücreti eksiksiz olarak ödenmiş ve bu ödemelere davaci tarafça da itiraz edilmemiştir. Somut olayda da davacı tarafın bordroları incelendiğinde tüm ödemelerin eksiksiz olarak yapıldığı, davacı tarafın işbu taleplerinin ve davasının haksız olduğu sübut bulacaktır.

Hiçbir şekilde kabul edildiği manasina gelmemek kaydı ile; kaldı ki böyle olmasa dahi davacı tarafın iddiaları haksızdır. Şöyle ki;

2.1. FAZLA MESAİ ALACAK TALEPLERİ AÇISINDAN CEVAPLARIMIZ:DAVACININ FAZLA MESAİ YAPTIĞI İDDİALARI ASILSIZ OLUP BUNLARIN DAVACI TARAFINDAN İSPATI GEREKMEKTEDİR. ANCAK HER HALÜKARDA DAVACININ TÜM ALACAKLARI DAVALI MÜVEKKİLİMİZCE ÖDENMİŞ VE DAVACI BU DURUMU ÇEKİNCESİZ KABUL ETMİŞTİR.

Davacı fazla mesai yapmamıştır. Davacının görevi de fazla mesai yapmasını gerektirecek nitelikte değildir, Davacının mesaisi sabah 08:30-18:00 saatleri arasındadır. Mesai saatleri içerisinde 15’er dakikadan 2 kere çay molası ve 1 saatlik öğlen molası bulunmaktadır. Davacı müvekkil işverenlikte kaporta bölümünde boya ustası olarak çalışmış olup iddialarının aksine fazla mesai yapmasını gerektirecek herhangi bir durum söz konusu değildir. Müvekkil şirkette hafta tatillerinde hiçbir şekilde çalışılma yapılmamaktadır. Davacı da çalışmamıştır.

Dolayısıyla iddiaları tamamen haksızdır.Hiçbir şekilde kabul edildiği manasına gelmemek kaydı ile; bir çalışanın çalışma süresi boyunca fazla mesai yapmasına, bayram ve genel tatil günlerinde çalışmasına rağmen ücretini almaması ve bu uygulamaya ses çıkarmayarak işine devam etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacının “Fazla Mesai Ücreti” ile ilgili iddiaları Yargıtay’ın müstakar içtihatları ile de vurgulandığı üzere hayatın olağan akışına aykırı ve dolayısıyla tamamen KÖTÜ NİYETLİDİR: Çalışma süresi içinde fazla mesai yapıp da karşılığının alınmaması ve dahi işçi tarafından bir kez olsun itiraz ve talep edilmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır.

Örneğin yerleşik Yargıtay İçtihatları ile de yerini bulduğu üzere; “,.. Bir işçinin iki yıl boyunca haftada 10 saat (günde 2 saat) fazla mesai yaptığının kabulü hayatın olağan akışına da aykırıdır…” (T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E.1999/6976, K.1999/7730, T.26.4.99).Bu husus dahi davacı tarafın bu iddialarının haksız olduğunu ortaya koymaktadır. Kaldı ki davacı görev yaptığı dönemde hak kazandığı tüm haklarını zamanında ve eksiksiz olarak almıştır. İstisna olarak fazla mesai yapmış olması halinde bunun ücreti tahakkuk ettirilerek ödenmiştir.

Hiçbir şekilde kabul edildiği manasına gelmemek kaydı ile— istisnai de olsa yapılan fazla mesai ücreti, bordroda belirtilen şekilde aylik ücreti dahilinde gecikilmeksizin, tam ve eksiksiz olarak ödenmiştir. Bunların dışında talep edebileceği herhangi bir hak ve alacağı ise BULUNMAMAKTADIR. Dolayısıyla davacının diğer talepleri gibi fazla mesai ücret talepleri de haksız, mesnetsiz, hayatın olağan akışına aykırı ve kötü niyetlidir. Bu nedenle işbu dilekçe ile davacının haksız taleplerine itiraz ederek; davacı tarafından müvekkil şirket aleyhine kötü niyetle ikame edilen işbu haksız DAVANIN REDDİNE karar verilmesini talep etmekteyiz.

2.2. DAVACI TARAFIN MESNETSİZ YILLIK İZİN ÜCRET ALACAK İDDİALARI AÇISINDAN CEVAPLARIMIZ.

Ekte sunulan delillerimiz ile de sabit olduğu üzere davacı, hak kazandığı yıllık izinlerini kullanmıştır (EK: Yıllık ücretli izin cetveli), Hiçbir şekilde kabul edildiği manasına gelmemek kaydı ile; davacının kullanmadığı yıllık izin olduğu varsayımında dahi bu yönde herhangi bir ücret talep etmesi mümkün değildir. Zira davacı görev yaptığı dönemde hak kazandığı tüm haklarını zamanında ve eksiksiz olarak almıştır. Bunların dışında talep edebileceği herhangi bir hak ve alacağı ise BULUNMAMAKTADIR. Bu nedenle, davacının öne sürmüş olduğu miktarı ve hangi süre zarfına ilişkin olduğu dahi açıklanmayan yıllık ücretli izin alacağının, Müvekkil Şirketten yasal olarak hak edildiği halde ödenmeyen bir hakkın elde edilmesi amacına değil de sebepsiz zenginleşme amacına hizmet ettiğini düşünüyor ve itiraz ediyoruz.

2.3. DAVACI TARAFIN BAYRAM VE GENEL TATİL ALACAK İDDİALARI AÇISINDAN CEVAPLARIMIZ

Davacının, Müvekkil Şirketten herhangi bir bayram ve genel tatil ve/veya ödenmemiş ücret alacağı da bulunmamaktadır. Müvekkil şirkette bayram tatillerinde ve genel tatil günlerinde çalışma YAPILMAMAKTADIR, davacı taraf da yapmamıştır. Kaldı ki davacı tarafın dini bayramlar hariç tüm bayram ve genel tatillerde çalışıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu da aşikardır.

Ancak tanık anlatımları ile de sübut bulacağı üzere davacı taraf hafta tatili, bayram-genel tatil günlerinde çalışmamış, istisna olarak çalışmış olması halinde ise bordrolarında görüleceği üzere tüm alacakları eksiksiz olarak derhal ödenmiştir. Davacı görev yaptığı dönemde hak kazandığı tüm haklarını zamanında ve eksiksiz olarak almıştır. Bunların dışında talep edebileceği herhangi bir hak ve alacağı ise BULUNMAMAKTADIR. Dolayısıyla davacının diğer talepleri gibi bu yöndeki her türlü alacak talepleri de haksız, mesnetsiz, hayatın olağan akışına aykırı ve kötü niyetlidir. İzah edilen tüm bu nedenlerle işbu haksız ve mesnetsiz talepler açısından da DAVANIN REDDİNE karar verilmesini talep ederiz.

3. DAVA REDDE MAHKUMDUR.

Sözleşmesi, bulduğu yeni işte çalışmak üzere istifa ederek sona erdiren davacı taraf kıdem tazminatına hak kazanmamıştır. Davacı tarafın bunun haricinde müvekkil şirketten talep edebileceği hiçbir alacağı da BULUNMAMAKTADIR. İzah ettiğimiz tüm haklı savunmalarımız kapsamında davacının dilekçesinde yer alan müvekkil şirket aleyhine olan-şirket kayıtları ile uyuşmayan fiili durumlara aykırı hiçbir iddiasını kabul etmeyerek haksız ve yersiz davanın reddini talep etmekteyiz. Kaldı ki ispat külfeti davacı tarafa aittir. Bu ve yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen diğer tüm nedenlerle usule ve esasa yönelik tüm itirazlarımızın kabulü ile davacı tarafından davalı müvekkil şirket aleyhine kötü niyetle ikame edilen DAVANIN REDDİNE karar verilmesini talep ederiz.

HUKUKİ SEBEPLER: 1475 Sayılı İş Kanunu Madde 14, 4857 sayılı İş Kanunu; 32/.7, HMK madde 201 ve sair ilgili mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER:Davacı tarafın sunacağı delillere karşı beyanda bulunma ve karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak üzere;1.Arabuluculuk görüşme tutanağı2.Davacının imzasını havi istifa dilekçesi3.Özlük dosyası ve diğer şahsi sicil dosyası4.Maaş bordroları ve ödeme belgeleri, hesap hareketleri5.Tanık anlatımları (bilahare bildireceğiz), Tanıklarımız; yukarıda izah edilen tüm savunma ve taleplerimizle ilgili, özellikle belirtmek gerekirse Davacının tüm iddialarının haksız, mesnetsiz, kötü niyetli olduğu vs hususlarında anlatımlarda bulunacaklardır.

6. SGK Kayıtları, İlgili diğer her türlü şirket kayıtları, Keşif, Bilirkişi İncelemesi, Ticari Defter ve Kayıtlar, HMK gereğince uzmanından hukuki mütalaa, Yemin, İsticvap, Emsal Yargı Kararları ve Doktrin Görüşler,7.Yargıtay Kararları,8.Arabuluculuk son tutanağı9.Karşı tarafın sunacağı delillere karşı beyanda bulunma ve karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak üzere; ve saire her türlü yasal ve takdiri delil. Delillerimiz hasredilmemiştir. Tüm bu delillerimiz ile cevap dilekçemizde bahsi geçen itiraz ve açıklamalarımız ayrı ayrı savunmalarımızın ispatına yöneliktir. Ek-yeni ve/veya davacı tarafın delillerine karşı mukabil delil ve belge ibraz ve celbini talep etme hakkımızı saklı tutarız.

NETİCE VE TALEP:

Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle;

1)Davanın öncelikle usul itirazlarımız yönünden REDDİNE,

2)Davanın esasına girilmesi halinde ise davacının kötü niyetle yönelttiği tüm haksız ve talepleri ile mesnetsiz iddialarının DAVANIN REDDİNE,

3)Yargılama masraf ve avukatlık ücretinin de karşı tarafa yüklenmesine, karar verilmesini arz ve talep ederiz. Saygılarımızla…

Cevap Veren Davalı Vekili

Av. Tunç Sudi TOL

Yorum yapın

Open chat
Merhaba 👋
Size yardımcı olabilir miyiz?
Hemen Ara