İstihkak Davası

İstihkak davası, icra takibinde haczedilen bir malın borçluya değil üçüncü kişiye ait olduğu iddiasının ortaya çıkmasıyla gündeme gelen, uygulamada sık karşılaşılan ve doğrudan mülkiyet ile haczedilebilirlik ilişkisini tartışan bir dava türüdür. Buradaki temel mesele, “mal gerçekten kime ait?” sorusundan önce, icra dosyası bakımından o malın hacizde kalıp kalmayacağı ve satışa konu edilip edilemeyeceğidir. Bu nedenle istihkak davası, klasik anlamda bir mülkiyet tespit davası gibi ele alınmamalı; icra hukukuna özgü usul kuralları ve süre rejimi dikkate alınarak yürütülmelidir. Uygulamada hataların büyük bölümü, yanlış mahkemede dava açılması, yanlış tarafa husumet yöneltilmesi, sürelerin kaçırılması ve ispat yükünün yanlış kurgulanmasından kaynaklanır. Bu yazıda, istihkak davasının hangi durumlarda gündeme geldiğini, hangi mahkemede açıldığını, tarafların kim olduğunu, süreleri ve sonuçlarını; ayrıca miras ve malın elden çıkması gibi diğer istihkak türlerini sistematik şekilde ele alıyoruz.

İstihkak Davası Nedir?

İstihkak davası, icra takibinde haciz işlemi sırasında veya haciz sonrasında, haczedilen mal üzerinde üçüncü kişinin hak iddia etmesi (çoğunlukla mülkiyet veya rehin gibi ayni hak iddiası) üzerine açılan davadır. Burada “istihkak” kelimesi, pratikte “bu mal bana ait” veya “bu mal üzerinde benim öncelikli hakkım var” iddiasını ifade eder. İstihkak davasının kritik yönü şudur: Yargılama, malın kime ait olduğuna ilişkin nihai ve genel bir mülkiyet hükmü kurmaktan ziyade, icra dosyası bakımından malın hacizden çıkarılıp çıkarılmayacağını ve satış sürecine devam edilip edilmeyeceğini belirler.

Bu nedenle istihkak davası, çoğu zaman “mülkiyet davası” gibi düşünülse de, icra hukukunun özel prosedürleri içinde değerlendirilir. Örneğin, mal borçlunun fiilî hakimiyetindeyse (zilyetlik: bir mal üzerinde fiilî tasarruf ve hâkimiyet), hukuk düzeni genellikle bu zilyetliği mülkiyet lehine karine (aksi ispatlanana kadar geçerli kabul) sayar. Buna karşılık mal üçüncü kişinin elindeyse, malın borçluya ait olduğunu iddia eden tarafın ispat yükü ağırlaşabilir. Ayrıca istihkak iddiası yalnızca mülkiyete dayanmaz; rehin hakkı gibi sınırlı ayni haklar da istihkak iddiasının dayanağı olabilir. Bu ayrım, davanın konusu ve ispat stratejisi açısından belirleyicidir.

Hacizde İstihkak

Hacizde istihkak, icra takibinde haczedilen bir malın borçluya değil üçüncü kişiye ait olduğu iddiasının, icra süreci içinde incelenmesini sağlayan mekanizmadır. İcra memuru haczi yaparken, malın kime ait olduğu çoğu zaman fiilî durum ve beyanlarla anlaşılmaya çalışılır; ancak uyuşmazlık doğduğunda mesele, icra dosyası üzerinden yargısal denetime taşınır. Hacizde istihkakta amaç, malın “kesin malikini” her yönüyle belirlemek değildir; icra takibinin selameti açısından, malın hacizde kalıp kalmayacağı ve satışa gidilip gidilemeyeceği tartışılır.

Uygulamada iki tip risk öne çıkar. Birincisi, mal gerçekten üçüncü kişiye ait olmasına rağmen borçlunun malıymış gibi haczedilmesi ve üçüncü kişinin hakkının zedelenmesi. İkincisi, borçlunun mal kaçırma amacıyla, kendi malını “başkasının” gibi gösterip istihkak iddiasını araçsallaştırmasıdır. Bu nedenle hacizde istihkak süreci, hem hak sahibini korumak hem de takibin kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla sıkı süreler ve özel ispat kuralları içerir. Haciz tutanağına istihkak iddiasının yazılması, malın haczedilmesine engel olmayabilir; çoğu durumda haciz yapılır, fakat malın muhafazası ve satış süreci istihkak prosedürüne göre şekillenir.

Malın Borçlunun Elinde veya Borçlu ile Birlikte Üçüncü Kişi Elinde Olması

Haciz sırasında malın borçlunun elinde bulunması (veya borçlu ile birlikte üçüncü kişinin ortak kullanımında olması) halinde istihkak iddiası ileri sürülebilir. Bu senaryoda, zilyetlik çoğu zaman borçlu lehine bir görünüm oluşturduğundan, üçüncü kişinin iddiası daha sıkı bir ispat düzenine tabi olur. İstihkak iddiası, haciz sırasında doğrudan tutanağa geçirilerek yapılabileceği gibi, haczi sonradan öğrenen üçüncü kişi tarafından da belirli bir süre içinde icra dairesine bildirilerek gündeme getirilebilir. Burada kritik nokta, iddianın yalnızca “bana ait” şeklindeki soyut bir beyanla değil, malın ne şekilde edinildiğini ve borçlunun elinde bulunmasını açıklayan hukuki ilişkiyi ortaya koyan delillerle desteklenmesidir.

İstihkak iddiası ortaya çıktığında, takip taraflarına bildirim yapılır ve itiraz olup olmaması süreci belirler. İtiraz yoksa, icra dosyası bakımından iddia kabul edilmiş sayılabilir ve haczin kaldırılması veya malın rehinli haciz gibi farklı bir statüye dönüşmesi gündeme gelebilir. İtiraz halinde ise dosya icra mahkemesine taşınır ve mahkeme öncelikle takibin devamı mı ertelenmesi mi gerektiğini değerlendirir. Uygulamada mahkemeler, sırf sürüncemede bırakma ihtimaline karşı, üçüncü kişiden teminat (haksız çıkılması halinde alacaklının zararını karşılamaya yarayan güvence) isteyebilir. Teminat gösterilmezse takip devam edebilir. Ardından, üçüncü kişinin belirlenen süre içinde istihkak davasını açması gerekir; aksi halde iddiadan vazgeçmiş sayılma ve malın satış sürecine dönülmesi riski doğar.

Malın Tamamen Üçüncü Kişinin Elinde Olması

Haczedilen mal tamamen üçüncü kişinin elindeyse, süreç hem usul hem ispat yönünden farklılaşır. Bu durumda icra dairesi haciz işlemini yapabilir; ancak üçüncü kişi malı teslim etmiyorsa mal fiilen elinden alınmayabilir ve üçüncü kişi “yediemin” (malın korunmasından sorumlu kişi) gibi konumda malı muhafaza edebilir. Buradaki en önemli ayrım, ispat yükünün yer değiştirmesidir. Mal üçüncü kişinin fiilî hakimiyetindeyse, malın borçluya ait olduğunu ileri süren alacaklı tarafın iddiasını delillendirmesi beklenir. Çünkü fiilî durum, üçüncü kişi lehine bir “haklılık görünümü” doğurur ve alacaklının daha güçlü delil ortaya koymasını gerektirir.

Bu senaryoda davayı çoğunlukla alacaklı açar ve davalı üçüncü kişi olur. Ayrıca takip, istihkak davası açıldığında belirli ölçüde kendiliğinden etkilenebilir; çekişmeli mal bakımından satışa ilerlemek çoğu zaman mümkün olmaz. Alacaklı, kendisine tanınan süre içinde istihkak davasını açmazsa, icra dosyası bakımından haczin kaldırılması sonucu doğabilir. Uygulamada yapılan tipik hata, “mal üçüncü kişide” olmasına rağmen üçüncü kişinin dava açması gerektiği varsayımıyla hareket edilmesi veya alacaklının süreyi kaçırarak haczin düşmesine yol açmasıdır. Bu nedenle, malın kimin elinde olduğu tespiti daha en baştan yapılmalı; deliller, tanık beyanları, faturalar, teslim-tesellüm kayıtları, sözleşmeler ve ödeme belgeleri gibi maddi verilerle desteklenmelidir.

İstihkak Davası Hangi Mahkemede Açılır?

İstihkak davasında görev ve yetki, icra hukukuna özgü düzenlemelerle belirlenir. Genel kural olarak, istihkak uyuşmazlığı icra mahkemesinde görülür ve yetkili yer, ilgili icra takibini yürüten icra dairesinin bağlı bulunduğu yerdir. Bu yaklaşımın pratik gerekçesi, uyuşmazlığın doğrudan icra dosyasına bağlı olmasıdır. Dolayısıyla, “malın bulunduğu yer”, “tarafların yerleşim yeri” gibi genel yetki tartışmaları yerine, takibin yürütüldüğü icra çevresi esas alınır. Uygulamada en çok hata yapılan noktalardan biri, istihkak uyuşmazlığının yanlışlıkla genel mahkemede (örneğin asliye hukuk) açılması veya yetki itirazlarıyla sürecin gereksiz uzamasıdır.

Mahkeme seçimi, davanın kaderini doğrudan etkiler. Çünkü istihkak davalarında süreler kısa ve kesin olduğu için, yanlış yerde açılan dava “görevsizlik/yetkisizlik” nedeniyle zaman kaybettirerek hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle dava açılmadan önce icra dosyasının hangi icra dairesinde yürüdüğü, haczin hangi dosyaya dayandığı, istihkak iddiasının icra dairesine ne zaman bildirildiği ve mahkeme aşamasına nasıl taşındığı netleştirilmelidir. Özellikle vekil ile takip edilmeyen dosyalarda, usule ilişkin bu hatalar telafisi zor sonuçlar doğurur. Aşağıdaki tablo, pratikte temel çerçeveyi özetler:

BaşlıkUygulamadaki Karşılığı
Görevli Mahkemeİcra Mahkemesi
Yetkili YerTakibi yürüten icra dairesinin bulunduğu yer

İstihkak Davasının Tarafları

İstihkak davasında davacı ve davalı belirlenirken, “malın haciz anında kimin elinde olduğu” kritik ölçüttür. Çünkü haciz sırasında mal borçlunun elindeyse, üçüncü kişinin iddiası borçlu lehine karineyi çürütmeye yönelir; bu nedenle üçüncü kişi çoğunlukla davacı konumuna geçer. Mal tamamen üçüncü kişinin elindeyse, bu kez alacaklı “bu mal aslında borçlunun” diyerek üçüncü kişiye karşı dava açar. Taraf sıfatı hatası, davanın esasa girilmeden reddedilmesine kadar varan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, dava açılmadan önce haciz tutanağı, muhafaza işlemleri ve fiilî zilyetlik durumu birlikte değerlendirilmelidir.

Uygulamada ayrıca borçlunun konumu da önem taşır. Bazı senaryolarda borçlu, istihkak iddiasına itiraz etmeyebilir veya iddiayı destekleyebilir. Ancak borçlunun bu tutumu, alacaklıyı otomatik olarak bağlamaz; alacaklı, istihkak iddiasını kabul etmek zorunda değildir. Bu noktada Yargıtay çizgisinde öne çıkan pratik yaklaşım şudur: İstihkak iddiası, güçlü delille desteklenmelidir ve borçlunun “evet mal üçüncü kişinin” demesi tek başına yeterli sayılmaz. Çünkü borçlu bu beyanı mal kaçırma saikiyle verebilir. Dolayısıyla davada, faturalar, ödeme kayıtları, banka hareketleri, teslim belgeleri, envanter kayıtları, garanti-etiket bilgileri ve kullanım ilişkisinin dayanağı gibi objektif deliller ön plana çıkar.

DurumDavacıDavalı
Mal borçlunun elindeÜçüncü kişiAlacaklı
Mal tamamen üçüncü kişinin elindeAlacaklıÜçüncü kişi

İstihkak Davası Açma Süresi

İstihkak prosedüründe süreler, davanın “haklı olup olmamasından” bağımsız şekilde belirleyicidir. En sık yaşanan hak kaybı, sürelere uyulmaması nedeniyle ortaya çıkar. Burada iki ayrı katman vardır: ilki istihkak iddiasının ileri sürülmesi, ikincisi ise istihkak davasının açılması. İstihkak iddiası, haciz sırasında tutanağa geçirilerek ileri sürülebileceği gibi, haczin öğrenilmesinden sonra da icra dairesine bildirilerek gündeme getirilebilir. Ardından iddia, takip taraflarına bildirilir ve belirli bir süre içinde itiraz edilip edilmemesi süreci etkiler.

İtiraz edilmezse, icra dosyası bakımından iddia kabul edilmiş sayılma ihtimali doğar. İtiraz edilirse dosya icra mahkemesine gider; mahkeme önce takibin devamı mı ertelenmesi mi gerektiğini değerlendirir. Burada mahkemenin “takibin devamı” yönündeki kararı kimi durumlarda kesin nitelikte kabul edilir. Bu aşamadan sonra, davayı açacak tarafın, kendisine bildirilen/öğretilen karardan itibaren yeni bir süre içinde istihkak davasını açması gerekir. Uygulamada hatalı olan, bu basamakların tek bir süre gibi görülmesi veya “itiraz gelmedi” zannedilerek sürecin takip edilmemesidir. Süreler, pratikte icra dosyasındaki tebligatların tarihine göre hesaplanır; bu nedenle dosya takibi düzenli yapılmalıdır.

  • İstihkak iddiasını ileri sürme: Haczin öğrenilmesinden sonra belirli bir süre içinde icra dairesine bildirim (süre kaçırılırsa iddia dinlenmeyebilir).
  • İtiraz süreci: İstihkak iddiasının karşı tarafa bildirilmesinden sonra kısa bir itiraz penceresi (itiraz edilmezse dosya bakımından kabul sonucu doğabilir).
  • Dava açma aşaması: Mahkemenin takibin devamı/ertelenmesi kararından sonra, davayı açacak taraf için yeni ve kısa bir dava açma süresi.

İstihkak Davası Dilekçe Örneği

İstihkak davasında “haklı olmak” tek başına yeterli değildir; iddianın usulüne uygun şekilde kurulması ve delillerle ispat edilmesi gerekir. Bu noktada dilekçe, yalnızca bir formalite değil, davanın omurgasıdır. Çünkü istihkak iddiasının dayanağı olan mülkiyet veya rehin gibi hakkın nasıl kazanıldığı, malın borçlunun elinde bulunmasının hangi hukuki ilişkiye dayandığı, haciz anındaki fiilî durumun nasıl olduğu ve ispat planı dilekçede açıkça kurulmalıdır. Hazır şablonlar, somut olayın ihtiyaç duyduğu ayrıntıyı çoğu zaman vermez; ayrıca hatalı talepler, yanlış husumet ve eksik delil sunumu gibi sorunları büyütebilir.

Sağlam bir istihkak dava dilekçesinde genellikle şu unsurlar yer almalıdır: Haczin dayandığı icra dosyasının bilgileri, haczin yapıldığı yer ve tarihsel akış, haczedilen malın cinsi ve ayırt edici özellikleri (seri numarası, marka-model, envanter kodu gibi), üçüncü kişinin hak iddiasının dayanağı (satın alma, bağış, miras, rehin ilişkisi vb.), malın borçlunun elinde bulunmasına açıklama getiren hukuki ilişki (kiralama, emanet, kullanım izni, aynı adreste bulunma gibi) ve bunları destekleyen belgeler. Ayrıca talepler kısmı, “haczin kaldırılması” veya “rehin hakkı saklı kalmak üzere haczin sürmesi” gibi dava sonucuna uygun şekilde net olmalıdır.

Uygulamada sık hata, dilekçede “mal benim” denilip geçilmesi, edinim sürecinin ve ödeme ilişkisinin belgelendirilmemesi, banka kayıtlarının sunulmaması, tanık deliline dayanılıyorsa olayın tanıkla ispatlanabilir bölümünün netleştirilmemesi ve özellikle malın borçlunun elinde olmasını açıklayan ilişkinin kurulmamış olmasıdır. Bu eksikler, ispat yükünün ağır olduğu senaryolarda davanın kaybına neden olabilir.

İstihkak Davasının Sonuçları

İstihkak davasının sonucunda temel iki ihtimal vardır: Üçüncü kişinin iddiası kabul edilir veya reddedilir. İddia kabul edilirse, icra dosyası bakımından haciz kaldırılabilir ya da üçüncü kişinin hakkına zarar vermeyecek bir statüye dönüştürülebilir. Örneğin iddia mülkiyete dayanıyorsa haczin kalkması söz konusu olur; iddia rehin gibi sınırlı ayni hakka dayanıyorsa, malın hacizde kalması fakat rehin hakkının korunması gündeme gelebilir. İddia reddedilirse, mal borçlu malı kabul edilerek satış sürecine devam edilebilir ve elde edilen bedelden alacağın tahsili yoluna gidilir.

Bu sonuçların yanında, istihkak davaları tazminat riskini de barındırır. Bazı senaryolarda, üçüncü kişinin haksız çıkması halinde, sırf dava açılması nedeniyle tahsilin gecikmesi gerekçesiyle belirli oranlarda tazminat gündeme gelebilir. Buna karşılık, üçüncü kişinin iddiası haklı bulunursa ve alacaklının itirazı açıkça kötü niyetli görülürse, bu kez alacaklı aleyhine tazminata hükmedilmesi ihtimali doğabilir. Buradaki kilit nokta, kötü niyetin “varsayım” olarak değil, somut göstergelerle ortaya konulmasıdır. Yani yalnızca itiraz edilmiş olması, otomatik olarak kötü niyet sayılmaz; buna ilişkin ek olgular aranır.

Ayrıca dava devam ederken haczin herhangi bir nedenle kalkması, davayı konusuz bırakabilir. Konusuzluk halinde mahkeme, yargılama giderleri ve tarafların süreç içindeki davranışları çerçevesinde değerlendirme yapar. Bu nedenle, istihkak davasında sadece esasa değil; dosya içi haciz, muhafaza, satış talebi gibi icra işlemlerine de paralel şekilde hâkim olmak gerekir.

İstihkak Davasının Açılacağı Diğer Haller

İstihkak davası denildiğinde uygulamada ilk akla gelen hacizde istihkaktır; ancak istihkak, daha geniş bir çerçevede “hak sahibi olduğu malı elinde bulunduran kişiden geri isteme” mantığıyla farklı alanlarda da karşımıza çıkar. Bu bağlamda, malın rıza dışı elden çıkması halinde malikin zilyetliği geri almak için açtığı istihkak türü ile miras hukukunda terekeye ilişkin istihkak türü önem taşır. Her birinin dayandığı hukukî temel, tarafları, süreleri ve ispat rejimi farklılık gösterebilir.

Uygulamada yapılan hata, tüm istihkak türlerini “tek bir dava” gibi ele almak ve aynı usul kurallarını her durumda uygulamaya çalışmaktır. Oysa hacizde istihkak, icra hukukuna özgü sıkı süre ve prosedürlere bağlıyken; malın elden çıkması halinde istihkak, daha çok ayni hakka dayalı bir geri verme mantığı taşır. Miras sebebiyle istihkak ise mirasçılık sıfatı, tereke kapsamı ve iyi niyet gibi unsurlar üzerinden şekillenir. Bu nedenle, önce uyuşmazlığın hangi istihkak kategorisine girdiği belirlenmeli, sonra doğru dava yolu ve delil planı kurulmalıdır.

Malın Elinden Çıkması Halinde İstihkak

Malın elden çıkması halinde istihkak, malik olan kişinin rızası dışında zilyetliğini kaybettiği malı, haksız olarak elinde bulunduran kişiden geri istemesine dayanır. Burada amaç, mal üzerindeki dolaysız zilyetliği (malı fiilen elinde bulundurma hâli) tekrar elde etmektir. Bu tür istihkakta, davacı maliki olduğunu kanıtlamak zorundadır; çünkü istihkak davası ayni hakka bağlı bir davadır. (Ayni hak: eşya üzerinde doğrudan hâkimiyet sağlayan hak; mülkiyet gibi.) Davalının konumu ise malı herhangi bir hakka dayanmadan elinde bulunduran kişi olarak karşımıza çıkar.

Bu başlık altında dikkat edilmesi gereken temel ayrım, bazı olaylarda “zilyetlikten doğan” başka dava yollarının da gündeme gelebilmesidir. Örneğin, malın iadesi için hangi dava yolunun seçileceği, davacının malik olup olmadığı, davalının iyi niyet iddiası, malın devredilip devredilmediği ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir. Bu nedenle, malın nasıl elden çıktığı, davalının malı hangi sebeple elinde bulundurduğu, malın ayırt edici özellikleri ve mülkiyetin belgeleri (fatura, satış sözleşmesi, teslim belgesi, garanti kayıtları vb.) sürecin merkezindedir.

Uygulamada sık hata, yalnızca tanıkla ispat edilebilecek bir anlatımla hareket edilmesi ve mülkiyet belgesinin dosyaya sunulmamasıdır. Ayrıca malın seri numarası gibi ayırt edici unsurlar yazılmadığında, “hangi mal”ın istendiği tartışmalı hâle gelebilir. Bu nedenle davaya konu eşyanın tanımı, teknik özellikleri ve mülkiyet zinciri net kurulmalıdır.

Miras Sebebiyle İstihkak

Miras sebebiyle istihkak, terekeye ait malın, mirasçı olmayan veya mirasçılık hakkı daha zayıf olan bir kişi tarafından elde tutulması halinde, yasal veya atanmış mirasçının üstün hakkına dayanarak açtığı davadır. Burada davacının temel yükümlülüğü, mirasçılık sıfatını ve tereke üzerindeki hakkını ortaya koymaktır. Davalı ise tereke malını fiilen elinde bulunduran kişi konumundadır. Bu tür davalarda mahkeme, mirasçılık sıfatına ilişkin yan uyuşmazlıkları da değerlendirebilir; çünkü mirasçılık, davanın temelini oluşturur.

Miras sebebiyle istihkakta pratik olarak en önemli nokta, tereke malları üzerinde “fiilî kullanım” ile “hukukî hak” arasındaki farktır. Bir kişinin yıllardır bir eşyayı kullanması, her zaman onun hak sahibi olduğu anlamına gelmez. Bu tür uyuşmazlıklarda mahkeme, mirasçılık belgesi, tereke tespiti, mirasın kapsamı, malın terekeye ait olduğuna ilişkin kayıtlar ve davalının malı hangi sıfatla elinde bulundurduğu gibi unsurlara bakar. Ayrıca davacının talebi üzerine, davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi koruyucu önlemler gündeme gelebilir. (Şerh: üçüncü kişilere karşı uyarı niteliğinde kayıt.)

Bu dava türünde sık yapılan hata, mirasçılık sıfatı netleşmeden tereke malı üzerinde doğrudan dava açılması veya tereke kapsamındaki malın gerçekten terekeye ait olduğunun somut belgelerle gösterilememesidir. Bu nedenle, dava stratejisi mirasçılık ve tereke tespiti adımlarıyla birlikte planlanmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Hacizde istihkak iddiası hangi aşamada ileri sürülür?

İstihkak iddiası, haciz sırasında haciz tutanağına geçirilerek ileri sürülebileceği gibi, haczi sonradan öğrenen üçüncü kişi tarafından icra dairesine bildirim yapılarak da gündeme getirilebilir. Önemli olan, iddianın icra dosyasına usulüne uygun şekilde yansıması ve sürelerin kaçırılmamasıdır.

Mal üçüncü kişinin elindeyse istihkak davasını kim açar?

Mal tamamen üçüncü kişinin fiilî hakimiyetindeyse, malın borçluya ait olduğunu ileri süren alacaklı tarafın dava açması beklenir. Bu durumda davalı üçüncü kişi olur ve ispat yükü çoğu zaman alacaklı üzerinde yoğunlaşır.

İstihkak davasında borçlunun “mal üçüncü kişinin” demesi yeterli olur mu?

Borçlunun bu yöndeki beyanı tek başına belirleyici kabul edilmez. Çünkü borçlu, mal kaçırma amacıyla bu yönde açıklama yapabilir. Üçüncü kişinin iddiasını, edinim belgeleri ve objektif delillerle desteklemesi gerekir.

İstihkak davasında hangi deliller daha güçlü kabul edilir?

Fatura, satış sözleşmesi, banka ödeme kayıtları, teslim-tesellüm belgeleri, seri numarası/garanti kayıtları, envanter kayıtları ve malın borçluda bulunma sebebini açıklayan sözleşmeler güçlü deliller arasındadır. Tanık delili, çoğu zaman bu belgeleri destekleyici nitelikte değerlendirilir.

İstihkak davası devam ederken haciz kalkarsa ne olur?

Haciz herhangi bir nedenle kalkarsa, dava çekişmeli mal bakımından konusuz kalabilir. Bu durumda mahkeme, yargılama giderleri ve tarafların süreçteki tutumunu dikkate alarak karar verir.

Yorum yapın

Hemen Ara