Kefalette Eşin Rızası

Kefalette eşin rızası, evli bir kişinin üçüncü bir kişinin borcuna kefil (borç ödenmezse alacaklıya karşı kişisel sorumluluk üstlenen kişi) olabilmesi için aranan ve çoğu zaman gözden kaçırılan kritik bir geçerlilik şartıdır. Günlük hayatta banka kredileri, ticari ilişkiler, kira veya satış sözleşmelerine bağlı borçlar nedeniyle kefalet talebiyle sık karşılaşılır. Ancak kefalet, yalnızca kefil olan kişiyi değil, çoğu durumda aile ekonomisini de etkileyen sonuçlar doğurur. Bu nedenle mevzuat, aile birliğinin ekonomik güvenliğini korumak amacıyla evli kişilerin kefalet işlemlerinde diğer eşin yazılı rızasını şart koşar. Uygulamada, “zaten aile içinde konuşuldu” ya da “sonradan imza alınır” gibi yaklaşımlar, kefaletin geçersizliği ve icra riskleri gibi ağır sonuçlara yol açabilir. Bu yazıda, eş rızasının hangi şartlarda gerektiği, hangi durumlarda aranmadığı, değişikliklerde nasıl değerlendirildiği, Yargıtay uygulamasının hangi noktalara odaklandığı ve sahada en sık yapılan hatalar sistematik biçimde ele alınmaktadır.

Kefalette Eşin Rızası

Kefalet, bir borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde alacaklıya, asıl borçlu dışında ikinci bir kişiye başvurma imkânı tanıyan kişisel teminat türüdür. Bu işlemde kefil, borcun ödenmemesinin sonuçlarından sorumlu olmayı kabul eder; bu sorumluluk, çoğu zaman icra takibi ve haciz gibi süreçleri tetikleyebilir. Evlilik birliği içinde ise kefilin üstlendiği risk, yalnızca bireysel bir tercih olarak kalmayabilir; ortak yaşam giderleri, birikimler ve aile düzeni doğrudan etkilenebilir.

Bu nedenle hukuk düzeni, evli kişinin kefil olmasını “tamamen serbest” bir işlem olarak görmez ve eşin yazılı rızasını genel kural haline getirir. Buradaki rıza, bir nezaket onayı değil; çoğu durumda geçerlilik şartı niteliğinde kabul edilir. Yani rıza yoksa, kefaletin doğurduğu yükümlülükler tartışmalı hale gelir ve borcun tahsilinde alacaklı açısından da ciddi hukuki risk oluşur.

Kefaletin türü de sonuçları ağırlaştırabilir. Örneğin, adi kefalette alacaklı genellikle önce asıl borçluya başvurmak zorundayken, müteselsil kefalette (alacaklının borcu doğrudan kefilden de isteyebildiği durum) kefil daha erken aşamada takip tehdidiyle karşılaşır. Bu fark, eş rızasının neden “şekli” bir prosedür değil, aile ekonomisini koruyan bir fren mekanizması olarak kurgulandığını açıklar.

BaşlıkAdi KefaletMüteselsil Kefalet
Alacaklının başvuru sırasıÖnce asıl borçluya başvuru esastırDoğrudan kefile başvuru mümkün olabilir
Kefilin risk yoğunluğuGörece daha kontrollüDaha yüksek ve hızlı
Eş rızası bakımından yaklaşımGenel kural olarak evli kişide yazılı rıza aranır

Eş Rızası Olmadan Kefillik Olur Mu?

Evli bir kişinin eşinin rızası olmadan kefil olup olamayacağı sorusu, pratikte en çok uyuşmazlık doğuran alanlardan biridir. Genel ilke şudur: Eşler arasında mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı yoksa ve yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmamışsa, evli kişi ancak diğer eşin yazılı rızası ile kefil olabilir. Bu şart, çoğu durumda kefaletin geçerliliğini belirleyen temel unsurdur. Yani rıza eksikliği, “sonradan düzeltilir” türünden bir eksiklik gibi değil; işlemin temelini etkileyen bir sorun olarak değerlendirilir.

Uygulamada en sık rastlanan hata, rızanın sözlü olarak verildiğinin ileri sürülmesidir. Oysa rızanın yazılı olması, ispat kolaylığından öte, kanunun aradığı şekil şartıdır. İkinci tip hata, kefalet imzalandıktan sonra eşten imza alınmasının yeterli olacağı düşüncesidir. Burada kritik nokta, rızanın sözleşme kurulmadan önce veya en geç kurulma anında verilmesi gerektiğidir. Sonradan rıza, çoğu durumda işlemi geriye dönük olarak geçerli kılmaz.

Bir diğer önemli hata da “kefalet aslında formaliteydi” savunmasıdır. Kefalet, çoğu zaman banka ve ticari sözleşmelerde standart bir güvence olarak görülse de, kefilin mali sorumluluğu ciddidir. Bu nedenle rıza şartını, imza aşamasında “ek bir evrak” gibi düşünmek yerine, işlem güvenliğinin parçası olarak ele almak gerekir.

  • Yanlış varsayım: “Eşim biliyordu, yeter.”
  • Doğru yaklaşım: Rıza mutlaka yazılı olmalı ve zamanında alınmalıdır.
  • Yanlış varsayım: “İmzadan sonra rıza alırız.”
  • Doğru yaklaşım: Rıza, en geç kefalet kurulurken verilmelidir.

Kefillikte Eş Rızası Ne Zaman Başladı

Kefalet işlemlerinde eş rızası kuralının yürürlüğe girişi, aile birliğini ekonomik risklere karşı koruma fikrinin güçlenmesiyle bağlantılıdır. Önceki dönemde eşlerin hukuki işlemlerde daha serbest hareket edebilmesi, bireysel sözleşme özgürlüğü açısından önemli görülse de, kefalet gibi yüksek riskli işlemlerde aile ekonomisinin zarar görmesi sıkça sorun yaratmıştır. Bu nedenle eş rızası, zaman içinde “aile düzenini koruyan” bir güvenlik bariyeri olarak sistematik hale getirilmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, kuralın yalnızca “eşler arası bir onay” olarak değil, üçüncü kişilere karşı da sonuç doğuran bir geçerlilik mekanizması olarak kurgulanmasıdır. Alacaklı, kefalet belgesine dayanarak takip başlattığında, eş rızası yoksa kefaletin hukuki kaderi tartışmaya açılabilir. Bu da hem kefil hem alacaklı açısından ciddi belirsizlik yaratır. Bu sebeple, uygulamada bankalar ve kurumsal alacaklılar çoğu zaman eş rızasını ayrıca belgeletir; ancak bu belgeletmenin doğru zamanda ve doğru içerikte yapılması gerekir.

Bir başka önemli nokta, eş rızası kuralının “mutlak” olmadığıdır. Yasa koyucu, ticari hayatın ihtiyaçları ve ayrı yaşama halleri gibi durumlarda istisnalar tanımıştır. Dolayısıyla başlangıç ve gelişim çizgisi, iki dengeyi birlikte gözetir: Bir yandan aileyi korumak, diğer yandan ekonomik hayatı gereksiz bürokrasiyle kilitlememek. Uygulamada doğru sonuç için, “kural-istisna” ayrımını somut olaya göre kurmak gerekir.

Kefalet Sözleşmesi Alınırken Hangi Durumlarda Eş Rızası Aranmaz?

Eş rızası genel kural olmakla birlikte, bazı durumlarda aranmaz. Bu istisnalar, aile birliğiyle fiilen kopuş yaşanan haller veya mevzuatın ticari/mesleki ihtiyaçlar nedeniyle özel olarak düzenlediği alanlarda ortaya çıkar. İlk grup, eşlerin fiilen veya hukuken ayrı yaşamaya yetkili olduğu hallerdir. Mahkemece verilmiş ayrılık kararı veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı (ortak yaşamın kişiliği, ekonomik güvenliği veya aile huzurunu ciddi biçimde tehlikeye düşürdüğü durumda) bunların başında gelir. Bu hallerde, eş rızası aranmamasının gerekçesi, ortak ekonomik hayatın zaten sürdürülemiyor olmasıdır.

İkinci grup istisna, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan değişikliklere ilişkindir. Her değişiklik yeni rıza gerektirmez. Eğer değişiklik, kefilin sorumluluğunu artırmıyor, adi kefaleti müteselsil kefalete çevirmiyor veya kefil lehine güvenceleri önemli ölçüde azaltmıyorsa, rıza aranmaması gündeme gelebilir. Buradaki kritik risk, değişikliğin “önemsiz” sanılıp aslında kefil aleyhine sonuç doğurmasıdır. Örneğin, sorumluluk üst sınırını genişleten veya takip kolaylığı sağlayan bir revizyon, teknik olarak küçük görünse de hukuken kefilin yükünü büyütebilir.

Üçüncü grup istisna ise belirli ticari ve mesleki işlemlerde kanunun tanıdığı özel hallerdir. Bu alanda istisnaların koşulları somut olaya göre dikkatle değerlendirilmelidir; aksi halde, “ticari işlem” etiketiyle rıza şartının otomatik kalktığı sanılarak hatalı işlem kurulabilir.

Mahkemece Verilmiş Ayrılık Kararı

Ayrılık kararı, eşlerin evlilik birliğini sonlandırmadan, mahkeme kararıyla belirli bir süre ayrı yaşamalarına imkân tanıyan bir statüdür. Bu statüde eşlerin ekonomik hayatı ve ortak yaşam düzeni, en azından karar süresi boyunca farklı bir çerçeveye oturur. Bu nedenle, ayrılık kararı bulunan süreçte yapılan kefalet işlemlerinde, diğer eşin yazılı rızasının aranmadığı kabul edilir. Burada temel mantık, ortak yaşamın yargısal bir kararla askıya alınmış olmasıdır.

Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta, ayrılık kararının gerçekten mevcut olup olmadığı ve hangi tarihler arasında hüküm doğurduğudur. Ayrılık kararına rağmen, tarafların fiilen birlikte yaşamaya devam etmesi gibi durumlarda değerlendirme karmaşıklaşabilir. Bu tür uyuşmazlıklarda mahkemeler, belgelere ve somut olgulara bakarak sonuca gider. Bu nedenle kefalet kurulurken, ayrılık kararının varlığına ilişkin resmi belgenin dosyada bulunması, ileride doğabilecek ihtilafları azaltır.

Ayrıca, ayrılık kararı yokken yalnızca “fiilen ayrı yaşıyoruz” iddiasıyla rıza şartının kalktığını düşünmek hatalıdır. Fiili ayrılık her zaman yasal bir ayrı yaşama hakkı anlamına gelmez. Sonuç olarak, ayrılık kararına dayanan istisna, doğru kurulmuş delillendirmeyle güvenli hale gelir; aksi halde kefaletin geçerliliği tartışmaya açık bir alan olarak kalır.

Yasal Olarak Eşlerin Ayrı Yaşama Hakkının Doğması

Yasal ayrı yaşama hakkı, ortak hayatın devamının eşlerden biri açısından kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzurunu ciddi biçimde tehlikeye soktuğu hallerde gündeme gelir. Bu durum, her somut olayda aynı şekilde ortaya çıkmaz; bazen ekonomik şiddet, bazen aşırı borçlanma, bazen de güvenlik riski doğuran davranışlar bu hakkı tetikleyebilir. Hukuki açıdan önemli olan, ayrı yaşama hakkının “haklı sebebe” dayanmasıdır.

Bu hak doğmuşsa, kefalet işlemlerinde diğer eşin rızasının aranmaması mümkün hale gelir. Ancak pratikte en çok tartışma, “hak doğdu mu?” sorusunda yaşanır. Bu nedenle, ayrı yaşama hakkına dayanan istisnayı ileri süren tarafın, ortak yaşamın neden sürdürülemez hale geldiğini gösterebilecek olguları ve belgeleri sunabilmesi önemlidir. Aksi halde, sırf ayrı evde kalmak veya geçici bir tartışma yaşamak, otomatik olarak bu hakkı doğurmaz.

İcra ve banka uygulamalarında bu istisnanın işletilmesi, çoğu zaman tarafları yargıya taşır. Bu sebeple, kefalet kurulmadan önce hukuki zeminin netleştirilmesi, hem kefil hem alacaklı bakımından risk yönetimi sağlar. Özellikle yüksek tutarlı kefaletlerde, “rıza aranmaz” değerlendirmesi yapılmadan önce hukuki destek alınması, ileride çıkabilecek geçersizlik iddialarını azaltır.

TMK 584/2 Düzenlemesi

Kefalet sözleşmesi, kurulduktan sonra değişikliklere konu olabilir. Ancak her değişiklik, eş rızasının yeniden alınmasını zorunlu kılmaz. Eş rızasının aranmadığı değişiklikler, özünde kefilin yükünü ağırlaştırmayan ve kefilin korunmasını anlamlı ölçüde zayıflatmayan revizyonlardır. Burada kilit kavram, değişikliğin kefil açısından risk artırıcı olup olmadığıdır.

Örneğin, kefilin sorumlu olacağı azami miktarı artıran bir değişiklik, çoğu durumda yeni rıza gerektirir; çünkü kefilin mali yükü genişler. Benzer şekilde, adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesi, alacaklının doğrudan kefile yönelmesini kolaylaştırdığı için kefil bakımından risk profilini yükseltir ve bu tür bir dönüşümde eş rızasının yeniden aranması gündeme gelir. Buna karşılık, idari nitelikli bir düzeltme veya kefilin sorumluluğunu artırmayan teknik değişiklikler, istisna kapsamına girebilir.

Uygulamada en sık yapılan hata, sözleşme değişikliğinin “küçük” görülmesi ve rıza alınmadan yapılmasıdır. Oysa küçük görünen bir ek protokol, takip sırasını değiştirebilir veya teminat dengesini bozabilir. Bu nedenle değişiklik yapılırken, etkisinin yalnızca metinsel değil, icra ve tahsil pratikleri bakımından da analiz edilmesi gerekir.

Kefalette Eş Rızası Aranmayan Haller

Eş rızasının aranmadığı hallerin bir kısmı aile hukukundan kaynaklanırken, bir kısmı ekonomik hayatın hız ihtiyacından doğar. Ticari ilişkilerde kefaletin sık kullanılması, rıza prosedürünün her durumda aranmasının işlemleri yavaşlatabileceği eleştirilerini doğurmuştur. Bu nedenle kanun koyucu, belirli nitelikteki ticari ve mesleki kefaletlerde eş rızası şartını kaldıran istisnalar öngörmüştür. Ancak bu istisnaların uygulanması, “her ticari işlemde rıza aranmaz” gibi geniş bir sonuç doğurmaz.

Uygulamada doğru yaklaşım, kefaletin hangi sıfatla ve hangi ilişki kapsamında verildiğine bakmaktır. Örneğin, ticaret siciline kayıtlı bir işletme sahibi veya bir şirketin ortağı/yöneticisi tarafından, işletme ya da şirket faaliyetiyle bağlantılı bir işlem için verilen kefalet, istisna kapsamına girebilir. Benzer şekilde, mesleki faaliyet kapsamında esnaf ve sanatkârlar için düzenlenen bazı kefaletlerde de rıza aranmaması mümkün olabilir. Bu değerlendirme yapılırken, kefaletin “işle ilgili” olduğu iddiasının soyut kalmaması gerekir; işlem bağının belgelenmesi önemlidir.

Kooperatifler ve belirli kamu destekli kredi mekanizmaları içinde verilen kefaletlerde de rıza şartının aranmadığı durumlar gündeme gelebilir. Ancak bu alan, uygulamada en çok hatanın yapıldığı yerdir. Çünkü kredi türü, kullandırma rejimi ve kefaletin kapsamı değiştikçe, rıza şartı bakımından sonuç da değişebilir.

  • Sık hata: “İşletmem var, her kefaletimde rıza gerekmez” düşüncesi.
  • Doğru değerlendirme: Kefaletin işletme/şirket faaliyetiyle doğrudan bağlantısı somutlaştırılmalıdır.
  • Sık hata: Kredi türü ve hukuki dayanağı kontrol edilmeden istisna varsaymak.
  • Doğru değerlendirme: Kefaletin dayandığı kredi rejimi ve istisna koşulları birlikte incelenmelidir.

Eşler Birbirine Kefil Olabilir Mi?

Eşlerin birbirine kefil olup olamayacağı, pratikte özellikle aile içi borçlar, kredi süreçleri ve ticari girişimler bakımından gündeme gelir. Kural olarak, mevzuatta eşlerin birbirlerine kefil olmasını yasaklayan genel bir hüküm bulunmadığından, eşler birbirlerinin borcuna kefil olabilir. Ancak burada eş rızasının nasıl değerlendirileceği ayrı bir tartışma alanı oluşturur.

Bu noktada mantıksal bir ayrım yapılır: Kefil olan eş, borçlu eşin borcunu teminat altına alırken, diğer eşin rızasının aranması kimi durumlarda “işlevsiz” bir forma dönüşebilir. Çünkü borçlu eşin, kendi borcuna kefil olan eş için ayrıca rıza vermesinin istenmesi, uygulamada çoğu zaman anlamlı bir koruma üretmez. Buna rağmen, her somut olayda bankaların ve alacaklıların belge düzeni farklı olabilir; bazı kurumlar, risk almamak adına ek onay mekanizmaları işletmeye çalışabilir.

Uygulamada kritik hata, eşler arası kefalette tüm şekil şartlarının otomatik olarak devre dışı kaldığının sanılmasıdır. Eşler arası ilişkide dahi kefaletin yazılı yapılması, azami sorumluluk tutarının belirlenmesi ve diğer şekli unsurların doğru kurulması gerekir. Aksi halde uyuşmazlık, “rıza” tartışmasından bağımsız biçimde şekil eksiklikleri üzerinden büyüyebilir.

Bu nedenle eşler birbirine kefil olabilir; ancak işlem kurulurken, kefaletin türü ve risk yoğunluğu dikkate alınmalı, metin taslağı ve imza prosedürü mevzuata uygun ilerletilmelidir. Özellikle müteselsil kefalet niteliği taşıyan belgelerde, kefilin neyi kabul ettiğini açık biçimde anlaması ve belge içeriğinin çelişkisiz olması büyük önem taşır.

Eşin Rızası Olmadan Ev Satılabilir Mi?

Eşin rızası denildiğinde akla yalnızca kefalet gelmez; aile konutu ve bazı malvarlığı işlemleri de rıza rejiminin en yoğun uygulandığı alanlardandır. Aile konutu (eşlerin birlikte yaşadığı ve hayatın merkezini oluşturan konut) üzerinde yapılacak bazı işlemlerde, konut tek eşin mülkiyetinde olsa bile diğer eşin açık rızası aranabilir. Buradaki amaç, bir eşin tek taraflı işlem yaparak aile yaşamını fiilen imkânsız hale getirmesini önlemektir.

Uygulamada “tapu bende, istediğim gibi satarım” düşüncesi sık görülür. Ancak aile konutu şerhi bulunmasa bile, koşullar oluştuğunda rıza eksikliği iddiaları gündeme gelebilir. Sadece satış değil; kira sözleşmesini feshetme, aile konutunu devretme veya konut üzerindeki ayni hakları sınırlama gibi işlemler de tartışma alanına girer. İpotek (taşınmazın teminat olarak gösterilmesi) gibi işlemler, ekonomik risk doğurduğu için özellikle risklidir.

Bu başlığın kefaletle bağlantısı, mantıksal düzeydedir: Hukuk düzeni, aile düzenini etkileyen yüksek riskli işlemlerde, eşlerden birinin tek başına hareket etmesini sınırlayan mekanizmalar kurar. Ancak kefalette rıza rejimi borçlar hukukuna, aile konutunda ise aile hukukuna özgü bir zeminde değerlendirilir. Bu nedenle iki kurumun şartları ve sonuçları bire bir aynı değildir; uygulamada her somut işlem türünün kendi rejimi içinde analiz edilmesi gerekir.

İşlemRiskRıza Tartışması
Aile konutunun satışıBarınma düzeninin bozulmasıDiğer eşin açık rızası gündeme gelebilir
Aile konutu üzerine ipotekEkonomik güvenliğin zedelenmesiRıza eksikliği iddiaları sık görülür
Kefaletİcra ve tahsil riskiEvli kişide yazılı rıza kuralı esastır

Eşin Rızası Olmadan Kredi Çekilebilir Mi?

Eşin rızası olmadan kredi çekilip çekilemeyeceği, “kefalette rıza” tartışmasından farklı bir çerçevede ele alınır. Kredi sözleşmesinde borçlu olan, krediyi kullanan kişidir; kural olarak banka, borçlu eşin gelirine ve kredi notuna bakarak sözleşme kurabilir. Ancak pratikte kredi, aile bütçesini etkilediği için eşler arasında önemli bir çatışma başlığı haline gelir. Bu nedenle vatandaşlar, kredide de kefaletteki gibi otomatik bir “eş rızası” şartı olduğunu düşünebilir.

Kredi kullanımında eş rızası daha çok iki yerde somutlaşır: Birincisi, krediye kefil olunuyorsa veya eşin sorumluluğunu doğuran bir teminat yapısı kuruluyorsa (örneğin eşin kefil yapılması), kefaletteki rıza rejimi devreye girer. İkincisi, kredi karşılığında aile konutu gibi ortak yaşamı etkileyen bir taşınmaz üzerinde işlem yapılacaksa (örneğin ipotek), aile konutu koruması nedeniyle rıza tartışmaları doğabilir.

Uygulamada en sık hata, “kredi çekmek için eş rızası zorunlu” genellemesidir. Bu genelleme, her kredi türü için doğru değildir; ancak kredi işleminin yanında kurulan teminat yapısı, fiilen eş rızasını gerekli hale getirebilir. Örneğin, bankanın krediyi kullandırmak için eşin müteselsil kefil olmasını istemesi halinde, artık konu kredi değil kefalet düzlemine taşınır ve rıza şartı kritik hale gelir.

Sonuç olarak kredi işlemleri incelenirken, tek başına kredi sözleşmesi ile krediye bağlı teminatların ayrıştırılması gerekir. Bu ayrım yapılmadığında, kişi kendisini “kredi çektim” zannederken aslında ailesinin ekonomik güvenliğini etkileyen ek bir kefalet ilişkisine girmiş olabilir.

Kefil Eş Rızası Örneği

Eş rızası belgesi, kefaletin geçerliliği bakımından çoğu durumda belirleyici olduğundan, metnin içeriği ve imza zamanı önemlidir. Uygulamada rıza metinleri bazen tek cümlelik “onaylıyorum” şeklinde düzenlenir; ancak bu tür metinler, hangi kefaletin hangi risk kapsamında onaylandığını açıklamadığı için ileride tartışmaya açık hale gelebilir. Sağlıklı bir rıza metninde, kefaletin hangi borç ilişkisiyle bağlantılı olduğu, kefaletin türü ve mümkünse kefilin üstlenebileceği azami sorumluluk çerçevesi açıkça anlaşılmalıdır.

Rızanın yazılı olması zorunludur; bu yazılılık, çoğu zaman imza ile sağlanır. Ayrıca rıza, en geç kefalet sözleşmesi kurulurken verilmelidir. Sonradan imzalanan rıza metni, özellikle icra sürecinde ciddi itirazlara konu olabilir. Bu nedenle rıza belgesinin, kefalet metniyle aynı anda düzenlenmesi ve belge bütünlüğünün korunması pratikte önem taşır.

Aşağıdaki metin, yalnızca örnek bir şablondur; her somut olayda borç ilişkisinin türüne göre uyarlanması gerekir. Metin hazırlanırken, “aile konutu”, “ipotek”, “müteselsil kefalet” gibi terimler kullanılıyorsa, bunların sonuçları tarafça anlaşılmalıdır.

Örnek Rıza Metni:

“Eşim tarafından üçüncü kişi lehine düzenlenecek kefalet işlemine, kefaletin yazılı belgede belirtilen borç ilişkisiyle sınırlı olmak üzere ve kefilin üstlendiği sorumluluğun kapsamını anlayarak yazılı olarak rıza gösteriyorum. Rızam, kefalet sözleşmesinin kurulması anında verilmiştir.”

Ad Soyad

İmza

SSS

Kefalette eşin rızası hangi aşamada alınmalıdır?

Eş rızası, kefalet sözleşmesi kurulmadan önce veya en geç sözleşmenin kurulduğu anda yazılı olarak alınmalıdır. Kefalet imzalandıktan sonra alınan rıza, çoğu durumda geçerlilik sorununu gidermez.

Eş rızası sözlü olarak verildiyse kefalet geçerli olur mu?

Hayır. Rızanın yazılı olması zorunludur. Sözlü rıza, hukuken geçerlilik şartını karşılamaz ve ispat tartışmasını da büyütür.

Kefalet sözleşmesinde sonradan değişiklik yapılırsa yeniden rıza gerekir mi?

Değişiklik kefilin sorumluluğunu artırıyorsa, adi kefaleti müteselsil kefalete çeviriyorsa veya kefil lehine güvenceleri önemli ölçüde azaltıyorsa yeniden rıza gündeme gelir. Kefilin riskini artırmayan değişikliklerde rıza aranmayabilir.

Eşler birbirine kefil olabilir mi?

Eşlerin birbirine kefil olmasına engel yoktur. Ancak kefaletin yazılı yapılması ve diğer şekil şartlarının sağlanması gerekir. Rıza tartışması somut olaya göre değerlendirilir.

Ticari bir işlemde her zaman eş rızası aranmaz mı?

Her ticari işlem otomatik olarak istisna değildir. İstisnalar, belirli sıfat ve faaliyet bağlantısı olan kefaletler için öngörülür. Kefaletin gerçekten istisna kapsamına girip girmediği somut belgeler ve işlem ilişkisiyle birlikte değerlendirilmelidir.

Yorum yapın

Hemen Ara