Belediye Yıkım Kararının İptali Davası ve İtiraz

Belediyeler ve il özel idareleri tarafından verilen yıkım kararları, çoğu zaman tek bir idari işlemle, taşınmaz üzerinde geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Uygulamada ise bu kararların önemli bir kısmının, mevzuatta öngörülen usul kurallarına tam olarak uyulmadan alındığı görülmektedir. Yapı sahibine savunma hakkı tanınmadan, yapı tatil tutanağı usulüne uygun düzenlenmeden veya aykırılığın giderilmesi için yasal süre beklenmeden verilen yıkım kararları, ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır.

İşte tam bu noktada yıkım kararının iptali, mülkiyet hakkını koruyan en etkili hukuki mekanizma olarak karşımıza çıkar. Bu yazıda; yıkım kararı nedir, nasıl verilir, hangi durumlarda hukuka aykırı hale gelir, yıkım kararına karşı hangi yollar izlenmelidir ve yıkım kararının iptali davası nasıl açılır gibi sorular, uygulamadan örnekler ışığında ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.


yikim kararinin iptali 1

Sayfa İçeriği

Yıkım Kararı Nedir? Nasıl Verilir?

Yıkım kararı; 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı şekilde inşa edilen yapılar hakkında belediye veya il özel idaresi tarafından tesis edilen idari yaptırım niteliğinde bir işlemdir. Bu karar ile yapının tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması hedeflenir.

Ancak yıkım kararı, idarenin dilediği her durumda başvurabileceği sınırsız bir yetki değildir. Kanun koyucu, bu yetkinin kullanılmasını belirli şartlara bağlamıştır. Öncelikle yapının ruhsatsız veya ruhsata aykırı olduğunun teknik olarak tespit edilmesi gerekir. Ardından yapı tatil tutanağı düzenlenmeli, yapı sahibine aykırılığı gidermesi için yasal süre tanınmalı ve bu süre sonunda aykırılık giderilmemişse yıkım kararı alınmalıdır.

Bu aşamalardan herhangi birinin eksik veya hatalı olması hâlinde, verilen yıkım kararı hukuka aykırı hale gelir ve yıkım kararının iptali gündeme gelir.


Yıkım Kararının İptali

Yıkım kararının iptali, idari yargıda açılacak bir iptal davası yoluyla talep edilir. Bu dava ile amaçlanan, hukuka aykırı şekilde tesis edilen yıkım kararının tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasıdır.

Uygulamada yıkım kararlarının iptaline yol açan başlıca nedenler şunlardır:

  • Yapı tatil tutanağının hiç düzenlenmemesi veya eksik düzenlenmesi
  • Malik veya yapı sahibine usulüne uygun tebligat yapılmaması
  • Aykırılığın giderilmesi için yasal sürenin tanınmaması
  • Yapının ruhsatlı olmasına rağmen kaçak kabul edilmesi
  • Encümen kararının gerekçesiz veya soyut ifadelerle alınması

Bu tür eksiklikler, yıkım kararının iptali davalarında mahkemeler tarafından sıklıkla dikkate alınmaktadır.


Belediye Encümeni Kararı İptali

Yıkım kararları çoğunlukla belediye encümeni tarafından alınır. Encümen, idari bir karar organıdır ve aldığı kararların yetki, şekil, sebep ve gerekçe yönünden hukuka uygun olması zorunludur.

Uygulamada encümen kararlarının çoğu, yalnızca yapı tatil tutanağına atıf yapılarak ve somut değerlendirme içermeden alınmaktadır. Oysa encümenin, yapının fiili durumunu, ruhsat durumunu ve aykırılığın giderilip giderilemeyeceğini değerlendirmesi gerekir. Bu değerlendirmeden yoksun encümen kararları, yıkım kararının iptali sonucunu doğurmaktadır.


İnşaat Yıkım Kararının İptali

İnşaat yıkım kararları, genellikle devam eden yapılar hakkında verilir. Ancak inşaatın devam ediyor olması, idareye sınırsız bir yıkım yetkisi tanımaz. İnşaatın ruhsatlı olup olmadığı, ruhsatın geçerliliği ve yapılan imalatın ruhsata uygunluğu mutlaka dikkate alınmalıdır.

Ruhsatı halen geçerli olan veya ruhsata uygun şekilde devam eden bir inşaat hakkında doğrudan yıkım kararı verilmesi, açıkça hukuka aykırıdır. Bu gibi durumlarda açılan yıkım kararının iptali davaları, uygulamada çoğu zaman yapı sahibi lehine sonuçlanmaktadır.


Belediyenin Yıkım Kararına Ne Yapılabilir?

Belediye tarafından verilen bir yıkım kararı karşısında yapı sahibi veya malik, birden fazla hukuki yola başvurabilir. Bunların başında yıkım kararının iptali davası açılması gelir. Bunun yanında idareye başvurularak kararın geri alınması da talep edilebilir.

Ancak uygulamada sıkça gözden kaçan önemli bir husus vardır: İdareye yapılan başvurular, dava açma süresini durdurmaz. Bu nedenle hak kaybı yaşanmaması için çoğu durumda idari başvuru ile eş zamanlı olarak dava açılması gerekir.


Yapı Tatil Tutanağı Nedir?

Yapı tatil tutanağı, yıkım sürecinin hukuki kaderini belirleyen en önemli belgedir. Bu tutanak, belediyenin teknik personeli tarafından düzenlenir ve yapının hangi yönlerden mevzuata aykırı olduğunun açık ve net biçimde ortaya konulması gerekir.

Uygulamada yapı tatil tutanaklarının çoğu, yüzeysel ve eksik düzenlenmektedir. Oysa bu tutanağın hatalı olması, sonrasında alınan encümen kararını da sakatlar. Bu nedenle yapı tatil tutanağındaki eksiklikler, yıkım kararının iptali için en güçlü dayanaklardan biridir.


Yıkım Kararına Karşı Dava Yolu

Yıkım kararlarına karşı açılacak davalar, idare mahkemelerinde iptal davası olarak görülür. Yetkili mahkeme, yapının bulunduğu yer idare mahkemesidir. Dava, yıkım kararının ilgili kişiye tebliğinden itibaren 60 gün içinde açılmalıdır.

Bu sürenin kaçırılması, çoğu zaman geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Yıkım kararının açıkça hukuka aykırı olması dahi, süresi içinde dava açılmadığı takdirde sonucu değiştirmez.


Yıkım Kararı Verebilecek Durumlar

İdare her durumda yıkım kararı veremez. Yıkım kararı verilebilmesi için yapının ruhsatsız olması veya ruhsat ve eklerine aykırı şekilde inşa edilmiş olması gerekir. Bunun yanında imar planına aykırılık veya yapı kullanma izin belgesinin bulunmaması da yıkım kararına dayanak oluşturabilir.

Ancak bu durumların varlığı dahi, otomatik olarak yıkımı haklı kılmaz. İdarenin her somut olayda ölçülülük ilkesini gözetmesi gerekir. Aykırılığın giderilmesi mümkünken doğrudan yıkıma başvurulması, hukuka aykırıdır.


Yıkım Kararının İptali Davası

Yıkım kararının iptali davası, idari işlemin tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını amaçlar. Mahkeme tarafından yıkım kararının iptaline karar verilmesi halinde, idare bu karara dayanarak yıkım işlemi yapamaz.

Bu dava yalnızca yapının korunmasını değil, aynı zamanda idarenin keyfi uygulamalarının önlenmesini de sağlar.


Yıkım Kararının İptali Davasında Yürütmenin Durdurulması

Yıkım kararına karşı dava açılmış olması, tek başına yıkımı durdurmaz. Bu husus uygulamada en sık yapılan hatalardan biridir. Dava dilekçesinde ayrıca yürütmenin durdurulması talep edilmemişse, dava devam ederken yapı fiilen yıkılabilir.

Yürütmenin durdurulması, yıkım kararının dava süresince uygulanmamasını sağlar. Mahkeme, açık hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar şartlarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde bu kararı verir.


Yıkım Kararının İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Yıkım kararının iptali davalarında görevli mahkeme idare mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise yapının bulunduğu yer idare mahkemesidir. Yanlış mahkemede açılan davalar, usulden reddedileceğinden bu husus son derece önemlidir.


Kaçak Yapının Tespiti Halinde Yıkım Kararı Verilmesi Süreci

Kaçak yapının tespiti hâlinde izlenmesi gereken süreç kanunda açıkça düzenlenmiştir. Öncelikle yapı tatil tutanağı düzenlenir, ardından yapı sahibine aykırılığı gidermesi için süre tanınır. Bu süre sonunda aykırılık giderilmezse yıkım kararı alınır.

Bu sürecin herhangi bir aşamasındaki hukuka aykırılık, yıkım kararının iptali sonucunu doğurur.


Yıkım Kararının Geri Alınması İçin İdareye Başvuru Yapılması Belediye Veya İl Encümeni Tarafından Verilen Yıkım Kararına Karşı İptal Davası Açılması

Yıkım kararının geri alınması için idareye başvuru yapılabilir. Ancak bu başvurunun dava açma süresini durdurmadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle idareye başvuru yapılırken aynı zamanda iptal davası açılması, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.


Yıkım Kararı İptal Edilebilir Mi?

Evet. Yıkım kararı, hukuka aykırı olması hâlinde iptal edilebilir bir idari işlemdir. Uygulamada çok sayıda yıkım kararı, idare mahkemeleri tarafından iptal edilmektedir. Özellikle usule ilişkin eksiklikler, iptal kararlarının en yaygın nedenidir.


Yıkım Kararının İptali Davasında Zamanaşımı ve Dava Açma Süresi

Yıkım kararının iptali davası, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Sürenin kaçırılması hâlinde, yıkım kararının açıkça hukuka aykırı olması dahi davanın reddine yol açar.

Yıkım Kararının İptali Davalarında Hukuka Aykırılık Türleri

Yıkım kararının iptali davalarında idare mahkemeleri, dava konusu idari işlemi yalnızca sonuçları itibarıyla değil, tesis ediliş biçimi ve dayanaklarıyla birlikte denetler. Bu denetim, idare hukukunun yerleşik ilkeleri uyarınca beş temel unsur üzerinden yapılır: yetki, şekil, sebep, konu ve amaç.

Bu unsurlardan herhangi birinin hukuka aykırı olması hâlinde, yıkım kararının hukuka uygunluğundan söz edilemez ve yıkım kararının iptali gündeme gelir. Uygulamada yıkım kararlarının önemli bir kısmı, bu unsurlardan bir veya birkaçının sakatlanması nedeniyle iptal edilmektedir.


a. Yetki Yönünden Hukuka Aykırılık

Yıkım kararının, yetkili idare tarafından verilmesi zorunludur. İmar mevzuatı uyarınca belediyeler yalnızca kendi idari sınırları içerisinde yetkili olup, belediye sınırları dışında kalan alanlarda bu yetki il özel idarelerine aittir. Yetki kurallarının kamu düzenine ilişkin olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu kurallara aykırı şekilde tesis edilen yıkım kararlarının hukuka uygunluğundan söz edilemez.

Yetkisiz bir idare tarafından alınan yıkım kararları, herhangi bir başka incelemeye gerek kalmaksızın açık hukuka aykırı kabul edilir ve bu tür kararlar hakkında açılan davalarda yıkım kararının iptali yönünde karar verilmesi kaçınılmazdır.


b. Şekil Yönünden Hukuka Aykırılık

Yıkım kararları bakımından şekil unsuru, uygulamada en sık ihlal edilen unsurların başında gelmektedir. Yıkım kararından önce yapı tatil tutanağının düzenlenmemesi, tutanağın eksik veya soyut ifadelerle hazırlanması ya da yapı sahibine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi, şekil yönünden hukuka aykırılık teşkil eder.

Özellikle yapı sahibine savunma imkânı tanınmadan ve aykırılığın giderilmesi için yasal süre beklenmeden alınan yıkım kararları, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Bu tür durumlarda yıkım kararının iptali, neredeyse kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.


c. Sebep Unsurundaki Hukuka Aykırılık

Sebep unsuru, idarenin yıkım kararını hangi maddi vakıalara dayanarak verdiğini ifade eder. İdarenin dayandığı maddi olgular gerçeği yansıtmıyorsa veya eksik, yüzeysel ya da hatalı bir incelemeye dayanıyorsa, sebep unsuru sakatlanmış olur.

Uygulamada en sık karşılaşılan örneklerden biri, ruhsatlı veya ruhsat alınabilir nitelikteki yapıların kaçak yapı olarak değerlendirilmesidir. Böyle bir durumda idarenin yıkım kararına dayanak gösterdiği sebep gerçeği yansıtmadığından, alınan karar sebep yönünden hukuka aykırı hâle gelir ve yıkım kararının iptali gerekir.


d. Konu ve Amaç Unsurundaki Hukuka Aykırılık

Yıkım kararının konusu, kamu yararı ile ölçülü ve orantılı olmak zorundadır. İdarenin sahip olduğu yıkım yetkisi, mutlak ve sınırsız bir yetki değildir. Aykırılığın giderilmesinin mümkün olduğu hâllerde, doğrudan yıkım yoluna gidilmesi ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil eder.

Ayrıca yıkım kararının amacı, yapı sahibini cezalandırmak değil, imar düzenini sağlamak olmalıdır. Bu amacın dışına çıkan, cezalandırıcı veya yıldırıcı nitelik taşıyan yıkım kararları, amaç unsuru yönünden hukuka aykırı kabul edilmekte ve iptal edilmektedir.


Yıkım Kararının İptali Davalarında Bilirkişi İncelemesi

Yıkım kararının iptali davalarında mahkemeler, teknik konuların aydınlatılması amacıyla sıklıkla bilirkişi incelemesine başvurmaktadır. Bilirkişi raporları, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikte olup, yapının hukuki ve teknik durumunun ortaya konulmasında belirleyici rol oynar.

Bilirkişi incelemesinde özellikle şu hususlar değerlendirilir:

  • Yapının ruhsata uygun olup olmadığı
  • Mevcut aykırılığın giderilip giderilemeyeceği
  • Kısmi yıkımın teknik olarak mümkün olup olmadığı

Bilirkişi raporunda eksik veya hatalı değerlendirme bulunması hâlinde, bu durum yıkım kararının iptali lehine güçlü bir argüman oluşturur.


Kısmi Yıkım Yerine Tam Yıkım Kararı Verilmesi

İdarenin, aykırılığın yalnızca yapının belirli bir bölümünde bulunmasına rağmen tam yıkım kararı vermesi, ölçülülük ilkesine açıkça aykırıdır. Danıştay’ın yerleşik içtihadında, aykırılığın giderilmesinin mümkün olduğu hâllerde tam yıkım yerine kısmi yıkım yoluna gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Bu ilkeye aykırı şekilde tesis edilen yıkım kararları, uygulamada sıklıkla yıkım kararının iptali ile sonuçlanmaktadır.


Ruhsat Alınabilecek Yapılar Hakkında Yıkım Kararı Verilmesi

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer hukuka aykırılık türü, ruhsat alınması mümkün olan yapılar hakkında doğrudan yıkım kararı verilmesidir. Oysa yapı, mevzuata uygun hâle getirilebiliyorsa idarenin öncelikle bu imkânı değerlendirmesi gerekir.

Ruhsatlandırılabilir nitelikteki yapılar hakkında verilen yıkım kararları, kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki denge gözetilmediği için hukuka aykırı kabul edilmekte ve yıkım kararının iptali sonucunu doğurmaktadır.


Yıkım Kararının İptali Davalarında Mülkiyet Hakkı ve Anayasal Koruma

Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı güvence altındadır. Yıkım kararı ise bu hakkın en ağır sınırlamalarından biridir. Bu nedenle idare, yıkım kararını verirken orantılılık, ölçülülük ve gereklilik ilkelerine titizlikle uymak zorundadır.

Mahkemeler, mülkiyet hakkını ihlal eden keyfi ve ölçüsüz yıkım kararlarını sıklıkla iptal etmektedir. Bu yönüyle yıkım kararının iptali, yalnızca idare hukuku bakımından değil, anayasa hukuku açısından da büyük önem taşır.


Yıkım Kararının İptali Davasında Keşif Yapılması

Yıkım kararının iptali davalarında mahkemeler, çoğu zaman yapının bulunduğu yerde keşif yaparak fiili durumu yerinde incelemektedir. Keşif sırasında:

  • Yapının mevcut durumu
  • Aykırılığın niteliği ve kapsamı
  • Yapının çevresel ve imar düzenine etkileri

değerlendirilir. Keşif sonucu elde edilen bulgular, davanın seyrini ve sonucunu doğrudan etkileyebilir.


Yıkım Kararının İptali Davası Sonucunda Ortaya Çıkan Hukuki Sonuçlar

Yıkım kararının iptali hâlinde, dava konusu idari işlem tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkar. İdare, aynı gerekçeye dayanarak yeniden yıkım kararı veremez.

Eğer yıkım işlemi iptal kararından önce gerçekleştirilmişse, idarenin tazminat sorumluluğu da gündeme gelebilir. Bu yönüyle yıkım kararının iptali, yalnızca ileriye değil, geçmişe etkili sonuçlar da doğurabilmektedir.


Yıkım Gerçekleştirildikten Sonra Açılan İptal Davaları

Yıkım işlemi fiilen gerçekleştirilmiş olsa dahi, yıkım kararının iptali davası açılabilir. Bu tür davalar, hukuka aykırı yıkım nedeniyle idare aleyhine açılabilecek tam yargı davalarının da önünü açar.


Yıkım Kararının İptali Davasında Avukatla Takip Zorunlu Mudur?

Yıkım kararının iptali davalarında avukatla temsil zorunlu değildir. Ancak bu davaların teknik ve hukuki açıdan son derece karmaşık olması nedeniyle, bir idare hukuku avukatı ile takip edilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.

yikim kararinin iptali 3

Yıkım Kararının İptali Davalarında Sık Yapılan Hatalar

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:

  • Dava açma süresinin kaçırılması
  • Yürütmenin durdurulması talep edilmemesi
  • Eksik veya yanlış delil sunulması
  • Yanlış mahkemede dava açılması

Bu hatalar, haklı bir durumda dahi yıkım kararının iptali talebinin reddine yol açabilmektedir.


Yıkım Kararının İptali Davası Ne Kadar Sürer?

Yıkım kararının iptali davaları, mahkemenin iş yüküne göre değişmekle birlikte ortalama 1 ila 2 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Ancak yürütmenin durdurulması kararı alınması hâlinde, dava süresince yıkım işlemi uygulanamaz.


Yıkım Kararının İptali Davalarında Delil Olarak Sunulabilecek Belgeler

Bu davalarda başlıca deliller şunlardır:

  • Yapı ruhsatı
  • İmar durumu belgesi
  • Yapı tatil tutanağı
  • Encümen kararı
  • Yapıya ilişkin fotoğraflar
  • Bilirkişi raporları

Bu belgeler, yıkım kararının iptali talebinin ispatı açısından büyük önem taşır.


Yıkım Kararının İptali Neden Hayati Önem Taşır?

Yıkım kararları, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Bu nedenle hukuka aykırı bir yıkım kararına karşı zamanında ve doğru şekilde hukuki yollara başvurulması zorunludur. Yıkım kararının iptali, yalnızca bir idari işlemin ortadan kaldırılması değil, aynı zamanda mülkiyet hakkının korunması anlamına gelir.

Yıkım Kararının İptali Hakkında Danıştay Kararları:

Danıştay 4. Daire, Esas No : 2023/13894, Karar No : 2025/440 sayılı kararı:

Bu durumda, davacıya ait işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptaline ilişkin işlem, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin 13. maddesine istinaden gerçekleştirilmiş ise de, işlem tarihi itibariyle olaya uygulanacak Yönetmelik hükmünün Ek 3. madde olduğu, belirtilen Ek 3. madde uyarınca, noksanlık ve aykırılığın giderilmesi için davacıya verilecek 15 günlük süre sonunda yapılacak denetimde aynı aykırılığın devam ettiğinin anlaşılması halinde, ancak 1608 sayılı Kanun uyarınca para cezası verilerek işyerinin faaliyetten men edilebileceği, doğrudan işyeri ruhsatının iptal edilemeyeceği sonucuna varıldığından, davacının işyerine ait ruhsatın iptaline ve bu işleme bağlı olarak işyerinin mühürlenmesine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk, aksi yönde verilen temyize konu kararda ise hukuki isabet görülmemiştir.

Danıştay 6. Daire, Esas No: 2019/10902, Karar No: 2020/8478, Karar Tarihi: 30.09.2020 sayılı kararı:

3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesinde öngörülen şekilde o andaki inşaat durumunun somut ve ayrıntıya yer verilerek tespit edilmediği, ruhsata aykırı imalatların ne olduğunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı, genel nitelikli tespitler yapıldığı, bu nedenle anılan Kanundaki usule uygun olarak düzenlenmeyen yapı tatil tutanağı ile karar verildiği açıktır. Bu durumda; genel nitelikli tespitler içeren, ruhsata aykırılıkları ve aykırılıktan etkilenen alanı somut olarak ortaya koymayan 25/05/2015 tarih ve 1355 sayılı yapı tatil tutanağında ve bu tutanağa dayanılarak davacıya 3194 sayılı Kanunun 42. maddesinin 2. fıkrası uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 26/05/2015 tarih ve 422 sayılı … Belediye Encümeni kararında hukuka uyarlık, anılan işlemlerin belirtilen kısımlarının iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının bu bölümüne yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır.

Danıştay 6. Daire, Esas:2019/4532, Karar:2020/4069, Tarih:07.05.2020 sayılı kararı:

Uyuşmazlık konusu olayda; davacıya 3194 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca yapı tatil tutanağının yapı yerine asılmasından (tebliğden) itibaren ruhsat alması için süre verilmesi gerektiği, nitekim davalı idarece de davacıya ruhsat alması için 1 ay süre verildiği, ancak bu süre beklenilmeden yapı tatil tutanağının düzenlendiği 17/11/2014 tarihinden on dört (14) gün sonra 01/12/2014 günlü encümen kararı ile yıkım kararı verildiği görülmüştür.

Buna göre; dava konusu işlemin yıkıma ilişkin kısmında hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamıştır.

Yıkım Kararının İptali Davası Dilekçe Örneği

MERSİN NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİNE

İdareden Savunma Alınmadan
Yürütmenin Durdurulması ve Duruşma Taleplidir.

DAVACI :
ADRESİ :

VEKİLİ : Av. Tunç Sudi Tol – Mersin Barosu-2742
ADRESİ : Adres Antettedir.

DAVALI : Toroslar Belediyesi
ADRESİ :

TEBLİĞ TARİHİ : 05.01.2026

DİLEKÇE KONUSU : Toroslar Belediyesi Encümeni’nin 18.12.2025 tarih ve 2100 sayılı kararı ile, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca tesis edilen yıkım işlemine karşı; işlemin açık hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi imkânsız zararlar doğuracak olması nedeniyle yürütmenin durdurulması ve iptali istemidir.

AÇIKLAMALAR :

A. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU VE TEMEL OLGULAR:

Davacı XXX'e ait  Mersin İli Toroslar İlçesi Hüseyin Okan Merzeci Mahallesi 95242 sok. Adresinde bulunan 2000 parselde kayıtlı zemin +1 katı toplam 235,40 m2 ait taşınmaz üzerinde bulunan yapı yaklaşık 3 yıl önce davacı XXX'in oğlu davacı YYY tarafından inşa edilmiş, iki katlı, tek konut niteliğinde olup davacı YYY yeni evlendiği ailesiyle birlikte fiilen bu yapıda ikamet etmektedir.

Dava konusu yapı ruhsat alınmaksızın yapılmış olmakla birlikte; imar planı hükümlerine, çekme mesafelerine, yol cephe koşullarına ve yapılaşma kriterlerine uygundur. Bu husus, imar durum belgesi ve imar krokisi ile sabittir.

Davalı idare, yapının varlığından en az 3 yıldır haberdar olup, bu süre içerisinde birden fazla idari para cezası tesis etmiş, davacı bu cezaları düzenli olarak ödemiştir. (Ceza dökümleri ektedir.)

Bununla birlikte yapı için su ve elektrik abonelikleri tesis edilmiş, yapı fiilen kullanılmaya devam etmiştir.

Uzun süre boyunca bu fiili ve hukuki durum sürdürülmüşken, davalı idarece ani ve en ağır idari yaptırım olan yıkım kararı alınmıştır.

Uyuşmazlık; imar mevzuatına uygun, ruhsata bağlanabilir nitelikte ve fiilen kullanılan tek konut hakkında, idarenin uzun süreli bilgisi ve fiili kabullerine rağmen yıkım kararı tesis edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

B.YAPI TATİL TUTANAĞINDA İMARA AYKIRILIKLARIN ÖLÇÜLERİYLE BİRLİKTE SOMUT VE AYRINTILI OLARAK TESPİT EDİLMESİ ZORUNLUDUR. DOSYAYA KONU YAPI TATİL TUTANAĞINDA BU DURUM EKSİK TESPİT EDİLMİŞTİR. 

Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre; yapı tatil tutanağında imara aykırılıklar soyut ifadelerle değil, ölçüleri, metrajı, alan hesabı ve teknik tespitleriyle birlikte açıkça gösterilmelidir. Aksi hâlde bu tutanak esas alınarak tesis edilen yıkım ve para cezası işlemleri hukuka aykırı olur.

Bu husus Danıştay 6. Dairesinin 07.10.2020 tarihli kararında açıkça vurgulanmıştır:

“Yapı tatil tutanağında, inşai faaliyetin metrajına ve imalatın alanına ilişkin açık ve somut tespitlere yer verilmediği, bu hâliyle 3194 sayılı Kanun’da öngörülen usule uygun, somut ve ayrıntılı bir yapı tatil tutanağı düzenlenmeden tesis edilen yıkım ve para cezası işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” — Danıştay 6. Daire, 2019/6602 E., 2020/8969 K., T: 07.10.2020

Aynı yönde Danıştay 6. Dairesinin 14.10.2020 tarihli kararında da; yapı alanının “takribi” olarak belirtilmesi, ölçü krokisine yer verilmemesi ve yapının hangi kısımlarının hangi parselde kaldığının açıkça gösterilmemesi, yapı tatil tutanağını usul yönünden geçersiz kılmıştır: (Bknz: Danıştay 6. Daire, 2019/10761 E., 2020/9387 K., T: 14.10.2020)

Somut olayda da yapı tatil tutanağında; imara aykırılıkların hangi ölçüde, hangi alanı etkilediği, kat bazında ne şekilde oluştuğu açık ve denetlenebilir biçimde ortaya konulmamıştır. Bu nedenle kararın iptali gerekmektedir.

C. İMARA AYKIRILIKTAN ETKİLENEN ALANIN TUTANAKTA AÇIKÇA GÖSTERİLMESİ ZORUNLUDUR. OYSA DAVAYA KONU TUTANAKTA BU GÖSTERİLMEMİŞTİR.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca, para cezası ve yıkım değerlendirmesinde esas alınması gereken husus, aykırılıktan etkilenen alandır. Bu alanın nasıl hesaplandığı, hangi ölçüm yönteminin kullanıldığı ve aykırılığın yapının diğer kısımlarını ne şekilde etkilediği yapı tatil tutanağında açıkça belirtilmelidir. Davaya konu tutanakta tüm bu hususlar açıkça gösterilmemiş olup kararın iptali gerekmektedir.

Danıştay 14. Dairesi bu hususu açıkça şu şekilde ifade etmiştir:

“Yapı tatil zaptında aykırılıktan etkilenen alanın ne şekilde hesaplandığının anlaşılamaması hâlinde, bu tutanak esas alınarak tesis edilen para cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”— Danıştay 14. Daire, 2015/8528 E., 2018/3740 K., T: 16.05.2018

Aynı ilke Danıştay 6. Dairesinin 30.09.2020 tarihli kararında da tekrarlanmıştır: (Bknz: Danıştay 6. Daire, 2019/10902 E., 2020/8478 K., T: 30.09.2020)

Ç) AYRI ÖLÇÜ KROKİSİ DÜZENLENMESİ MÜMKÜN OLMAKLA BİRLİKTE, BU KROKİ TUTANAKLA BÜTÜNLEŞİK OLMALIDIR. OYSA DAVAYA KONU TUTANAKTA BÜTÜNLEŞİK DEĞİLDİR.

Danıştay 6. Dairesi, ölçümlerin ayrı bir krokiyle yapılabileceğini kabul etmekle birlikte; bu krokilerin yapı tatil tutanağının eki olması, aynı tarihli olması ve aynı görevlilerce imzalanması gerektiğini açıkça belirtmiştir (Bknz:Danıştay 6. Daire, 2019/2414 E., 2020/5890 K., T: 23.06.2020)

Bu nedenle bu şartları taşımayan ölçüm krokileri, yapı tatil tutanağındaki eksikliği gidermez ve hukuka aykırıdır. İptali gerekmektedir. 

D) BİRDEN FAZLA YAPI VEYA KAT VARSA HER BİRİ AYRI AYRI TESPİT EDİLMELİDİR. DOSYAYA KONU TUTANAKTA İSE AYRI AYRI TESPİT YAPILMAMIŞTIR.

Danıştay 14. Dairesi, birden fazla yapı veya imalat söz konusuysa; her yapı için ayrı ayrı aykırılıktan etkilenen alan, yapı sınıfı ve grup tespiti yapılması gerektiğini açıkça ifade etmiştir:

“Her bir yapı için imara aykırılıktan etkilenen alanların ayrı ayrı belirlenmesi zorunludur.”— Danıştay 14. Daire, 2011/15793 E., 2013/2547 K., T: 04.04.2013

Davaya konu yapı 2 katlı olup tek katın tespiti hukuka aykırıdır. Bu nedenle kararın iptali gerekmektedir. 

E) YAPI TATİL TUTANAĞININ YAPININ DURUMU İLE KROKİ KISMI BİRİBİRİYLE UYUMLU OLMALIDIR. DAVAYA KONU TUTANAKTA BİRBİRİ İLE UYUMLU DEĞİLDİR.

Danıştay, yapı tatil tutanağının “yapının durumu” bölümü ile kroki kısmı arasında çelişki bulunmasını, işlemi doğrudan hukuka aykırı saymaktadır: (Bknz: Danıştay 14. Daire, 2014/5026 E., 2016/3749 K., T: 11.05.2016) 

Davaya konu yapı tatil tutanağında ise kroki kısmı uyumlu değildir. Bu nedenle kararın iptali gerekmektedir.


F) YAPI TATİL TUTANAĞININ YAPI YERİNE ASILMASI ZORUNLUDUR. DAVAYA KONU DOSYADA YAPIYA ASILMAMIŞTIR. YAPI TATİL TUTANAĞI HUKUKA UYGUN TEBLİĞ EDİLMEMİŞTİR.


3194 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca, yapı tatil tutanağının yapı yerine asılması, tebliğ için zorunlu ve yeterli şarttır. Danıştay 6. Dairesi bu hususu açıkça ortaya koymuştur: (Bknz. Danıştay 6. Daire, 2019/6776 E., 2020/2366 K., T: 25.02.2020)

Somut olayda yapı tatil tutanağının yapı yerine asıldığına ilişkin somut bir tespit, fotoğraf veya belge bulunmamaktadır. Bu yönüyle de kararın iptali gerekmektedir.

G) YAPI SAHİBİNE RUHSAT ALMASI VEYA AYKIRILIĞI GİDERMESİ İÇİN TANINMASI GEREKEN SÜRE DOLMADAN YIKIM KARARI VERİLMİŞTİR. 

Danıştay 6. Dairesinin 16.06.2020 tarihli kararında açıkça belirtildiği üzere; yapı sahibine tanınması gereken bir aylık süre dolmadan yıkım kararı alınması hukuka aykırıdır:  (Bknz.Danıştay 6. Daire, 2019/5246 E., 2020/5414 K., T: 16.06.2020)

Davaya konu olayda 1 aylık süre verilmeden karar alınmış olup, bu yönüyle kararın iptali gerekmektedir. 


H. YAPI TATİL TUTANAĞI YETKİLİ VE İLGİLİ FEN ELEMANI TARAFINDAN DÜZENLENMEMİŞTİR BU NEDENLE HUKUKEN GEÇERSİZDİR.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca yapı tatil tutanağının, belediye veya il özel idaresinin ilgili fen elemanı tarafından düzenlenmesi zorunludur. Yapı tatil tutanağı, sıradan bir tespit tutanağı değil, yıkım ve idari para cezası gibi en ağır idari yaptırımlara dayanak teşkil eden kurucu bir işlemdir. Bu nedenle tutanağı düzenleyen personelin yetkisi ve mesleki niteliği, işlemin hukuka uygunluğu bakımından belirleyicidir.

Danıştay 14. Dairesinin 26.01.2016 tarihli kararında bu husus açıkça ortaya konulmuştur:

“Yapı tatil tutanağının, belediyenin ilgili fen elemanı tarafından düzenlenmesi gerektiği; yalnızca zabıta personeli tarafından tutulan tutanağa dayanılarak yıkım ve para cezası kararı verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı”— Danıştay 14. Daire, 2014/10677 E., 2016/296 K., T: 26.01.2016

Ayrıca Danıştay, yapı tatil tutanağını düzenleyen kişinin yalnızca “fen elemanı” sıfatını taşımasının da yeterli olmadığını; yapının niteliğiyle doğrudan ilgili teknik meslek mensubu olması gerektiğini açıkça kabul etmektedir. Bu husus Danıştay 14. Dairesinin 07.05.2018 tarihli kararında şu şekilde ifade edilmiştir:

“Yapı tatil tutanağının; mimar, inşaat mühendisi, harita mühendisi, harita teknikeri, inşaat teknikeri gibi yapının teknik özelliklerini değerlendirebilecek ilgili fen elemanları tarafından düzenlenmesi gerektiği; çevre mühendisi gibi yapının teknik niteliklerini belirleme yetkinliği bulunmayan personel tarafından düzenlenen tutanağın hukuka aykırı olduğu”— Danıştay 14. Daire, 2015/7438 E., 2018/3323 K., T: 07.05.2018

Bu itibarla; dava konusu yapı tatil tutanağının kim tarafından, hangi unvanla, hangi teknik yeterlilikle düzenlendiği hususu, yıkım kararının hukuka uygunluğunun ön şartıdır.
Yetkisiz personel veya yapının teknik niteliklerini değerlendirme yeterliliği bulunmayan kişilerce düzenlenen yapı tatil tutanaklarına dayanılarak tesis edilen yıkım ve para cezası işlemleri hukuken geçersizdir.


I. YAPI İMAR MEVZUATINA UYGUNDUR VE RUHSATA BAĞLANABİLİRDİR.

Dava konusu yapı bakımından idarece ileri sürülen aykırılık, yalnızca ruhsat alınmamış olmasıdır.

Yapının;
-İmar planında öngörülen kullanım kararına,
-Çekme mesafelerine,
-Yol cephesine,
-Yapı yaklaşma sınırlarına aykırı olduğu yönünde herhangi bir teknik tespit bulunmamaktadır.

Dosyaya sunulan imar krokisi, yapının imar mevzuatına uygunluğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu durumda yapı, 3194 sayılı Kanun anlamında “imar mevzuatına aykırı yapı” değil, “ruhsatsız ancak ruhsata bağlanabilir yapı” niteliğindedir.

➡️ Ruhsata bağlanabilir yapılar hakkında doğrudan yıkım kararı tesis edilmesi, idare hukukunun yerleşik ilkelerine aykırıdır.

İ. İDARENİN ÜÇ YILLIK BİLGİSİ, CEZA UYGULAMALARI VE FİİLİ KABULLERİ YAPIYI HUKUKA UYGUN HALE GETİRMEKTEDİR.

Bu dosyanın ayırt edici ve belirleyici yönü budur.

1. İdare yapıdan uzun süredir haberdardır. 

Yapı 3 yıldır ayaktadır. Bu süre içinde idarece birden fazla idari para cezası uygulanmıştır. Bu cezalar tahsil edilmiştir.

➡️ Bu durum, idarenin yapının varlığını bildiğini ve denetim yetkisini fiilen kullandığını göstermektedir.

2. Yapıya resmi olarak abonelikler tesis edilmiştir. 

Yapıya su ve elektrik abonelikleri bağlanmıştır. Abonelikler, idarenin ve kamu kurumlarının yapının fiilen kullanılmasını kabul ettiğinin açık göstergesidir.

3. Fiili durumun sürdürülmesine izin verilmiştir. 

Davacı ailesiyle birlikte kesintisiz biçimde konutta yaşamıştır. Yapının kullanımına yönelik herhangi bir fiili engelleme yapılmamıştır. Hatta 04.11.2024 tarihinde "bina bildirim kayıt" formu düzenlenip kendisine verilmiştir.

➡️ Bu tablo, idarenin sessiz kalmakla yetinmediğini, aksine fiilen kabullenici bir tutum sergilediğini göstermektedir. (Form ektedir.)

J. HUKUKİ GÜVENLİK VE İSTİKRAR İLKESİNİN AĞIR ŞEKİLDE İHLAL EDİLMİŞTİR.

İdare hukuku, kişilerin idarenin davranışlarına güvenerek hayatlarını ve mülkiyetlerini şekillendirebilmelerini güvence altına alır.

Somut olayda:
-Davacı, idarenin ceza uygulayıp tahsil etmesi,
-Aboneliklere izin verilmesi,
-Uzun süre herhangi bir yıkım veya tahliye girişiminde bulunulmaması nedenleriyle yapının bu şekilde korunacağına dair haklı bir beklentiye girmiştir.

Bu beklenti yaratıldıktan sonra, hiçbir geçiş süreci tanınmadan, en ağır yaptırım olan yıkıma başvurulması,

➡️ hukuki güvenlik,
➡️ belirlilik,
➡️ idarenin dürüst davranma yükümlülüğü ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

K. ORANTILILIK İLKESİ VE EN AĞIR YAPTIRIMIN SEÇİLMESİ HUKUKA AYKIRIDIR.

İdare, yaptırım seçerken en ağır tedbiri değil, amacı gerçekleştirmeye elverişli en hafif tedbiri tercih etmek zorundadır.

Bu olayda:

Para cezası uygulanmış,
Yapı fiilen kullanılmış,
Ruhsata bağlanabilirlik imkânı mevcutken, doğrudan yıkım yoluna gidilmiştir.

➡️ Bu, ölçüsüz ve orantısız bir idari işlemdir.

L.  YIKIM KARARI USULÜNE UYGUN TEBLİĞ EDİLMEMEŞTİR.

Davalı idare tarafından dava konusu mecuraya ilişkin olarak yıkım kararı tesis edilmiş ise de; söz konusu karar, davacının bilinen ve fiilen kullandığı ikamet adresine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemiştir. Yapıyı ayrıca fiilen davacı YYY kullanmaktadır. YYY'ede tebligat yapılmamıştır. Bu nedenle davacının, anılan işleme karşı süresi içinde başvuru ve itiraz haklarını kullanabilmesi fiilen engellenmiş, savunma ve hak arama özgürlüğü zedelenmiştir.

İdari işlemlerin hukuki sonuç doğurabilmesi ve ilgililer bakımından bağlayıcı hâle gelebilmesi için, usulüne uygun tebliğ edilmiş olmaları zorunludur. Tebliğ edilmeyen ya da usule aykırı şekilde tebliğ edilen işlemler, muhatabı bakımından hukuki sonuç doğurmaz. Bu itibarla, dava konusu yıkım kararının usulüne uygun tebliğ edilmemiş olması, işlemi şekil ve usul yönünden sakat hâle getirmekte olup, kararın hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

M. YIKIM İŞLEMİ ANAYASA’NIN 35. MADDESİYLE KORUNAN MÜLKİYET HAKKI İLE 20. MADDESİYLE GÜVENCE ALTINA ALINAN AİLE HAYATINA AÇIKÇA AYKIRIDIR.

Dava konusu yıkım işlemi, Anayasa’nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkına ve 20. maddesinde koruma altına alınan özel hayat ve aile hayatına yönelik ölçüsüz, ağır ve telafisi imkânsız bir müdahale niteliğindedir. Davacıya ait taşınmaz, soyut bir mülkiyet unsuru olmayıp; davacının yeni evlendiği eşiyle birlikte fiilen yaşadığı, aile hayatını sürdürdüğü ve barınma ihtiyacını karşıladığı tek konuttur. Bu yönüyle dava konusu yapı, mülkiyet hakkının ötesinde, özel hayatın ve aile düzeninin somutlaştığı mekân durumundadır.

Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca devletin, bireyin özel ve aile hayatına saygı gösterme yükümlülüğü bulunmakta olup; bu yükümlülük yalnızca keyfi müdahalelerden kaçınmayı değil, orantısız ve aşırı sonuçlar doğuran idari işlemlerden de kaçınmayı zorunlu kılar. Oysa somut olayda; imar mevzuatına uygun ve ruhsata bağlanabilir nitelikteki bir yapı hakkında, daha hafif ve ölçülü idari araçlar tüketilmeden, en ağır müdahale biçimi olan yıkım yoluna gidilmiştir. Bu durum, Anayasa’nın 13. maddesinde ifadesini bulan ölçülülük ilkesine açıkça aykırıdır.

Yıkımın uygulanması hâlinde; davacının tek konutu ortadan kalkacak, aile hayatı fiilen sona erecek ve ortaya çıkacak zararlar sonradan verilecek bir iptal kararıyla dahi giderilemeyecek nitelikte olacaktır. Bu nedenle dava konusu işlem, Anayasa’nın 35. ve 20. maddeleriyle korunan temel haklara yönelik ölçüsüz bir müdahale oluşturmakta olup, bu yönüyle de hukuka açıkça aykırıdır.

N. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI KOŞULLARI TAM OLARAK OLUŞMUŞTUR VE DERHÂL KARAR VERİLMESİ ZORUNLUDUR

1. Dava konusu işlem açıkça hukuka aykırıdır:

Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere dava konusu yıkım işlemi;

 -İmar mevzuatına uygun ve ruhsata bağlanabilir nitelikteki bir yapı hakkında doğrudan yıkım kararı tesis edilmesi, 
 -İdarenin uzun süreli bilgi ve fiili kabullerine rağmen hukuki güvenliğin yok sayılması,
-Tutanakların hukuka uygun düzenlenmemesi,
-Para cezası, ruhsatlandırma ve süre tanıma gibi daha hafif tedbirler tüketilmeden en ağır yaptırımın uygulanması nedenleriyle açık, ağır ve tartışmasız biçimde hukuka aykırıdır. Bu hukuka aykırılık, ilk bakışta dahi anlaşılabilecek niteliktedir.

2. Yürütmenin durdurulmasına karar verilmemesi hâlinde telafisi imkânsız ve geri dönülmez zararlar doğacaktır:

Dava konusu yapı, davacının ve ailesinin tek ve yegâne konutudur. Davacı yeni evlenmiş olup, eşiyle birlikte hayatını kurduğu, fiilen barındığı ve aile düzenini oluşturduğu bu konutta yaşamaktadır. Davacının ve eşinin başka bir konutu, başka bir barınma imkânı veya gidebileceği alternatif bir yer bulunmamaktadır.

Bu konut, davacı açısından yalnızca bir taşınmaz değil;

Aile hayatının merkezi,
Özel hayatın sürdürüldüğü alan,
Evlilik birliğinin fiilen kurulduğu ve devam ettiği mekân niteliğindedir.

Yıkımın uygulanması hâlinde;

Davacı ve eşi bir gecede barınma imkânından yoksun kalacak,
Yeni kurulan aile düzeni fiilen ortadan kaldırılacak,
Davacının barınma hakkı ve aile hayatı telafisi mümkün olmayacak şekilde zarar görecektir.

Bu zararlar, dava sonunda verilecek bir iptal kararıyla dahi giderilemeyecek, yıkılan bir konutun aynı koşullarla geri getirilmesi fiilen ve hukuken mümkün olmayacaktır. Yıkımın gerçekleşmesi hâlinde, dava kazanılsa dahi zarar kalıcı hâle gelecektir.

➡️ Bu nedenle, dava konusu işlemin uygulanması hâlinde doğacak zararlar açıkça telafisi imkânsızdır. Dava konusu işlem; Açık hukuka aykırı olduğu gibi, davacının ve ailesinin temel barınma hakkını ortadan kaldıracak, geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçlar doğuracak niteliktedir.

Bu nedenle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, davalı idarenin savunması beklenmeksizin ivedilikle yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi zorunlu ve kaçınılmazdır.

HUKUKİ NEDENLER : Anayasa, 3194 s. İmar Kanunu, 2577 s. İYUK, ilgili yönetmelikler ve Danıştay içtihatları.

DELİLLER :

-Encümen kararı, Tebliğ evrakı (Celbi talep olunur)
-İdari para cezası kararları ve ödeme dökümleri (Celbi talep olunur)
-İmar durum belgesi ve imar krokisi (Celbi talep olunur)
-Su ve elektrik abonelik belgeleri, faturalar (Celbi talep olunur)
-Yapı tatil tutanağı ve ekleri (Toroslar Belediyesinden celbi talep olunur)
-Keşif ve bilirkişi incelemesi
-Davacının dava konusu taşınmazda ailesiyle birlikte fiilen ikamet ettiğini gösterir ikametgâh belgesi ( Tek konut ve aile yaşamının ispatı amacıyla UYAPTAN dosya arasına alınması talep olunur.)
-Davacının nüfus kayıt örneği (Tek konut ve aile yaşamının ispatı amacıyla UYAPTAN dosya arasına alınması talep olunur. )
-Tanık, Yemin, İsticvap ve sair yasal tüm deliller

SONUÇ VE İSTEM :

Yukarıda açıklanan nedenlerle; Toroslar Belediyesi Encümeni’nin 18.12.2025 tarih ve 2100 sayılı dava konusu yıkım kararının, idarenin savunması alınmaksızın yürütmesinin durdurulmasına, yapılacak yargılama sonunda kararın iptaline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim. 08.01.2026 

Ek-1 : Toroslar Belediyesi Encümeni’nin 18.12.2025 tarih ve 2100 sayılı yıkım kararı
Ek-2 : İdari para cezalarına ilişkin ödeme dekontları / tahsil makbuzları
(İdarenin yapıdan uzun süredir haberdar olduğunu ve cezaların düzenli ödendiğini gösterir)
Ek-3 : Dava konusu yapının imar planına, çekme mesafelerine ve yapılaşma koşullarına uygunluğunu gösterir imar krokisi / aplikasyon krokisi
Ek-4 : Dava konusu yapı için tesis edilmiş su aboneliğine (MESKİ) ait abonelik sözleşmesi ve/veya fatura örnekleri
Ek-5 : Dava konusu yapı için tesis edilmiş elektrik ve su aboneliğine ait abonelik sözleşmesi
Ek-6 : Yapının iki katlı konut niteliğinde olduğunu ve fiilen konut olarak kullanıldığını gösterir fotoğraflar
Ek-7 : Yapı tatil tutanağı, bina bildirim kayıt dökümü, mühürleme tutanağı, tespit krokileri, fotoğraflar ve tebligat evrak
Ek-8 : Vekaletname

DAVACI VEKİLİ

AV. TUNÇ SUDİ TOL

Yıkım Kararının İptali Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

1. Yıkım kararının iptali nedir?

Yıkım kararının iptali, belediye veya il encümeni tarafından verilen yıkım kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle idare mahkemesinde açılan dava sonucunda bu kararın tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasıdır. İptal kararıyla birlikte idare, söz konusu yıkım kararına dayanarak işlem yapamaz.

2. Yıkım kararına karşı dava açma süresi ne kadardır?

Yıkım kararına karşı iptal davası, kararın ilgili kişiye tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, sürenin kaçırılması hâlinde dava açma imkânı ortadan kalkar.

3. Yıkım kararına karşı dava açılması yıkımı otomatik olarak durdurur mu?

Hayır. Yıkım kararına karşı dava açılması, tek başına yıkım işlemini durdurmaz. Yıkımın durdurulabilmesi için dava dilekçesinde ayrıca yürütmenin durdurulması talep edilmesi gerekir. Aksi hâlde dava devam ederken yapı yıkılabilir.

4. Yapı tatil tutanağı olmadan yıkım kararı verilebilir mi?

Hayır. Yapı tatil tutanağı düzenlenmeden verilen yıkım kararları, usul yönünden hukuka aykırıdır. Yapı tatil tutanağı, yıkım sürecinin zorunlu ilk aşamasıdır ve yokluğu hâlinde yıkım kararının iptali mümkündür.

5. Ruhsatlı bir yapı hakkında yıkım kararı verilebilir mi?

Kural olarak hayır. Ruhsatlı ve ruhsata uygun şekilde inşa edilmiş yapılar hakkında yıkım kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Ancak ruhsatın iptal edilmesi veya ruhsata aykırı imalat yapılması hâlinde, belirli şartlar altında yıkım kararı gündeme gelebilir.

6. Yıkım kararı iptal edilirse ne olur?

Yıkım kararının iptal edilmesi hâlinde, söz konusu karar tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkar. İdare, aynı gerekçelere dayanarak yeniden yıkım kararı veremez. Eğer yıkım işlemi daha önce gerçekleştirilmişse, idarenin tazminat sorumluluğu doğabilir.

7. Yıkım yapıldıktan sonra iptal davası açılabilir mi?

Evet. Yıkım işlemi fiilen gerçekleştirilmiş olsa dahi, yıkım kararının iptali davası açılabilir. Bu durumda dava, hukuka aykırı yıkım nedeniyle idare aleyhine tazminat (tam yargı) davası açılmasının da önünü açar.

8. Yıkım kararının iptali davasında bilirkişi incelemesi yapılır mı?

Evet. Yıkım kararının iptali davalarında mahkemeler sıklıkla bilirkişi incelemesine başvurur. Bilirkişi raporları; yapının ruhsat durumu, imar planına uygunluğu ve aykırılığın giderilip giderilemeyeceği gibi teknik konularda belirleyici rol oynar.

9. Yıkım kararının iptali davasında avukatla takip zorunlu mudur?

Yasal olarak zorunlu değildir. Ancak yıkım kararının iptali davaları hem teknik hem de hukuki açıdan karmaşık olduğundan, alanında uzman bir idare hukuku avukatı ile takip edilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından son derece önemlidir.

10. Yıkım kararının iptali davaları ne kadar sürer?

Yıkım kararının iptali davaları, mahkemenin iş yüküne ve dosyanın kapsamına bağlı olarak değişmekle birlikte ortalama 1 ila 2 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Ancak yürütmenin durdurulması kararı alınması hâlinde, dava süresince yıkım işlemi uygulanamaz.

11. Belediye encümen kararı nasıl iptal edilir?

Belediye encümeni tarafından alınan bir kararın iptali, kararın ilgili kişiye tebliğinden itibaren 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılması yoluyla mümkündür. Dava dilekçesinde, encümen kararının yetki, şekil, sebep, konu veya amaç yönünden hukuka aykırı olduğu somut gerekçelerle ortaya konulmalıdır.

12. Belediyenin yıkım kararı nasıl durdurulur?

Belediyenin yıkım kararı, tek başına dava açılmasıyla durmaz. Yıkımın durdurulabilmesi için, yıkım kararının iptali davası ile birlikte yürütmenin durdurulması talep edilmesi gerekir. Mahkeme, açık hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar şartlarının varlığı hâlinde yıkımın durdurulmasına karar verebilir.

13. Encümen kararı bozulur mu?

Evet. Encümen kararları, idari işlem niteliğinde olup idare mahkemesi tarafından iptal edilebilir. Özellikle usule aykırı alınan, yeterli gerekçe içermeyen veya hukuka aykırı tespitlere dayanan encümen kararları, yargı denetimi sonucunda sıklıkla iptal edilmektedir.

14. Belediye kaçak yapıyı yıkabilir mi?

Belediye, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılan kaçak yapılar hakkında yıkım kararı alabilir. Ancak bu yetki sınırsız değildir. Yapı tatil tutanağı düzenlenmeden, yapı sahibine süre tanınmadan veya savunma hakkı tanınmadan doğrudan yıkım yapılması hukuka aykırıdır.

15. Yıkım kararına karşı iptal davası nasıl açılır?

Yıkım kararına karşı iptal davası, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde, yapının bulunduğu yer idare mahkemesinde açılır. Dava dilekçesinde yıkım kararının hukuka aykırı yönleri açıkça belirtilmeli ve mümkünse yürütmenin durdurulması talep edilmelidir.

16. Yıkım kararı alınan bir binayı kim yıkar?

Yıkım kararı kesinleştikten sonra, yapı sahibi tarafından yıkım yapılması istenir. Yapı sahibi yıkımı gerçekleştirmezse, belediye yıkımı kendisi yapabilir ve yıkım masraflarını yapı sahibinden tahsil edebilir. Ancak dava açılmış ve yürütmenin durdurulması kararı alınmışsa yıkım yapılamaz.

17. Belediye yıkım kararını nasıl geri alır?

Belediye, hukuka aykırı olduğunu fark ettiği veya yeni bir durumun ortaya çıktığı hâllerde, yıkım kararını idari işlem geri alma veya kaldırma yoluyla geri alabilir. Ancak uygulamada bu yol nadiren kullanıldığından, çoğu durumda yıkım kararının iptali için dava açılması gerekmektedir.

18. Encümen ceza yazabilir mi?

Evet. Belediye encümeni, imar mevzuatına aykırılıklar nedeniyle idari para cezası verme yetkisine sahiptir. Ancak bu cezanın da hukuka uygun olması gerekir. Usule aykırı verilen encümen para cezalarına karşı da iptal davası açılabilir.

19. Belediye encümeninin yıkım ve para cezasına karşı ne yapılabilir?

Belediye encümeni tarafından verilen yıkım kararı ve para cezası, ayrı ayrı veya birlikte dava konusu edilebilir. Bu kararların tebliğinden itibaren 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Yıkım kararı bakımından ayrıca yürütmenin durdurulması talep edilmesi önemlidir.

20. Yapı kayıt belgesi yıkım kararını durdurur mu?

Yapı kayıt belgesi, belirli koşullar altında yıkım kararlarının uygulanmasını durdurabilir. Ancak her yapı kayıt belgesi otomatik olarak yıkımı durdurmaz. Yapının yapı kayıt belgesi kapsamına girip girmediği ve belgenin geçerliliği somut olay bazında değerlendirilir. Geçerli bir yapı kayıt belgesi bulunması hâlinde, yıkım kararının iptali mümkün olabilir.

Yorum yapın

Hemen Ara