Mahkemelerde görülen birçok dava, yalnızca hukuki bilgiyle çözülemeyecek teknik veya uzmanlık gerektiren konular içerebilir. Bu tür durumlarda hâkim, konunun aydınlatılması için bilirkişiden rapor alınmasına karar verir. Ancak bilirkişi raporları her zaman eksiksiz, doğru ve tarafsız şekilde düzenlenmeyebilir. Bu nedenle taraflara, rapordaki hatalara karşı itiraz etme hakkı tanınmıştır. Bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi, davanın adil şekilde yürütülmesi ve hatalı raporların hükme esas alınmasının engellenmesi açısından son derece önemlidir.
Sayfa İçeriği
Bilirkişi Raporu Nedir?
Bilirkişi raporu, davanın çözümü için özel veya teknik bilgiye ihtiyaç duyulduğunda mahkemenin görevlendirdiği uzman kişiler tarafından hazırlanan yazılı belgedir. Bu rapor, hâkimin karar vermesinde yol gösterici nitelikte olup, tek başına bağlayıcı değildir.
6100 sayılı HMK’da bilirkişiye başvurulabilecek haller ve raporun içeriğinde bulunması gereken unsurlar açıkça düzenlenmiştir. Raporun tarafların kimlik bilgilerini, inceleme konusunu, yapılan gözlemleri, gerekçeleri ve ulaşılan sonucu içermesi zorunludur. Ayrıca raporun bilirkişi tarafından imzalanması gerekir; imzasız raporun hukuki geçerliliği bulunmaz.
Önemle belirtmek gerekir ki bilirkişi, yalnızca uzmanlık alanına giren konularda görüş bildirebilir. Hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapma yetkisi sadece hakime aittir. Bu nedenle raporun kapsamı belirlenirken bilirkişinin sınırları da dikkatle çizilmelidir.
Bilirkişi Raporunda Yer Alması Gereken Hususlar
Bir bilirkişi raporunun geçerli ve güvenilir kabul edilebilmesi için kanunda belirtilen belirli şartları taşıması gerekir. HMK m. 279 ve Bilirkişilik Yönetmeliği ilgili hükümlerinde raporun içeriği ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
- Tarafların bilgileri: Rapor, davanın taraflarının ad ve soyadlarını içermelidir.
- Görevlendirme bilgileri: Görevlendirmeyi yapan mahkeme, dosya numarası, görevlendirme tarihi ve raporun sunulma süresi mutlaka yazılmalıdır.
- İnceleme konusu: Bilirkişinin gözlemlediği ve değerlendirdiği maddi vakıalar açıkça belirtilmelidir.
- Gerekçe ve sonuç: Yapılan incelemenin dayanakları, bilimsel ve teknik açıklamalar ile ulaşılan sonuç net şekilde ifade edilmelidir.
- İmza ve tarih: Raporun hazırlanma tarihi yazılmalı ve bilirkişi ya da bilirkişi heyeti tarafından imzalanmalıdır.
Raporda ayrıca açık, anlaşılır ve gerekçeli bir dil kullanılmalıdır. Yüzeysel veya çelişkili ifadeler, raporun güvenilirliğini zedeler. Özellikle imzasız veya eksik imzalı raporların, hükme esas alınması hukuken mümkün değildir.
Bilirkişinin Hukuki Nitelendirme ve Değerlendirmede Bulunma Yasağı
Bilirkişinin görevi, yalnızca uzmanlık alanına giren teknik veya özel bilgi gerektiren konularda görüş bildirmekle sınırlıdır. Bu sınır, hem HMK m. 279/f.4 hem de Bilirkişilik Kanunu ve Bilirkişilik Yönetmeliği hükümlerinde açıkça belirtilmiştir.
Bilirkişi, raporunda veya sözlü açıklamalarında hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapamaz. Çünkü hukuki değerlendirme, tamamen hâkime ait bir yetkidir. Örneğin; bir sözleşmenin geçerli olup olmadığı, mirasın nasıl paylaşılacağı veya bir fiilin hukuki sorumluluk doğurup doğurmayacağı hususunda bilirkişinin yorum yapması mümkün değildir.
Yargıtay kararlarında da bu husus sık sık vurgulanmıştır. Bilirkişinin görev alanını aşarak hukuki yorum yapması, raporun bozulma sebebi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle raporun değerlendirilmesinde, bilirkişinin yalnızca teknik konularla sınırlı kalıp kalmadığının dikkatle incelenmesi gerekir.
Bilirkişi Tayinî
Mahkemeler, davanın çözümünde teknik bilgiye ihtiyaç duyduğunda dosyanın bilirkişiye gönderilmesine ara karar ile hükmeder. Bu ara kararda, bilirkişinin kim olduğu, uzmanlık alanı, inceleme konusu, raporun hazırlanma süresi ve bilirkişiye sorulacak sorular açıkça belirtilmelidir.
Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi
Genel kural, tek bir bilirkişinin atanmasıdır. Ancak davada birden fazla uzmanlık alanının gerekmesi halinde, tek sayıda olacak şekilde birden fazla bilirkişiden oluşan kurul görevlendirilebilir. Örneğin kamulaştırma davalarında, ilgili kanun uyarınca birden fazla bilirkişi seçilmesi zorunludur. Bu gibi durumlarda gerekçeler açıkça ara kararda yazılmalıdır.
Bilirkişinin Görev Alanının Belirlenmesi
Hakim, bilirkişinin inceleme yapacağı konunun kapsamını ayrıntılı şekilde belirlemeli ve soruları net olarak ifade etmelidir. Aksi takdirde bilirkişi, sınırları belirsiz bir rapor hazırlayabilir. Ayrıca mahkeme, bilirkişiye ödenecek ücret ile gerçeğe aykırı görüş bildirilmesi durumunda uygulanacak cezai yaptırımları da ara kararında belirtir.
Bilirkişi Raporunun Hazırlanma Süresi
Bilirkişiye rapor hazırlaması için tanınacak süre, üç ayı geçemez. Zorunlu hallerde bu süre yalnızca bir kez ve yine en fazla üç ay uzatılabilir. Dolayısıyla bilirkişinin raporu en geç altı ay içinde mahkemeye sunması gerekir. Eğer süre içinde rapor düzenlenmezse, mahkeme yeni bir bilirkişi atayabilir veya önceki bilirkişinin ücretini ödemeyebilir.
Bilirkişi Raporunun Önemi
Mahkemelerde görülen uyuşmazlıklarda, hâkimin her konuda teknik bilgi sahibi olması beklenemez. Bu nedenle özellikle işçilik alacakları, miras paylaşımı, gayrimenkul değer tespiti, trafik kazaları veya tazminat hesaplamaları gibi davalarda bilirkişi raporları hakimin kararına yön veren en önemli delillerden biri haline gelir.
Her ne kadar bilirkişi raporu takdiri delil niteliğinde olsa da, uygulamada çoğu zaman mahkeme kararlarının şekillenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle raporun tarafsız, eksiksiz ve bilimsel verilere dayanılarak hazırlanması gerekir. Eksik veya hatalı bir rapor, tarafların hak kaybına uğramasına yol açabilir. İşte bu noktada rapora karşı süresi içinde itiraz etmek, adil yargılanma hakkının korunması açısından hayati öneme sahiptir.
Bilirkişinin Görev Sınırları
Bilirkişinin görevi, yalnızca uzmanlık gerektiren teknik veya özel bilgi konularında görüş bildirmekle sınırlıdır. Hukuki değerlendirme ve nitelendirme yapmak bilirkişinin yetkisi dahilinde değildir. Bu husus hem HMK hükümlerinde hem de Bilirkişilik Kanunu’nda açıkça belirtilmiştir.
Bilirkişi, raporunda yalnızca inceleme konusuyla ilgili teknik açıklamalarda bulunmalı; tarafların hak ve yükümlülüklerine dair hukuki yorum yapmamalıdır. Aksi halde rapor, hukuka aykırı hale gelir.
Yargıtay kararlarında da, bilirkişinin görev alanını aşarak hukuki değerlendirme yapmasının bozma sebebi sayıldığı görülmektedir. Bu nedenle, tarafların itiraz dilekçelerinde özellikle bilirkişinin sınırlarını aşıp aşmadığını belirtmeleri, itirazın kabulü açısından büyük önem taşır.
Bilirkişi Raporuna İtiraz
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edildikten sonra, tarafların bu raporu inceleme ve eksiklikleri ortaya koyma hakkı vardır. Bu hak, adil yargılanma ilkesinin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Taraflar, raporda gördükleri hataları veya eksiklikleri mahkemeye bildirerek, ek rapor alınmasını ya da yeni bir bilirkişi atanmasını talep edebilirler.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Edebilecek Kişiler
Raporlara yalnızca davanın tarafları itiraz edebilir. Eğer tarafların vekilleri varsa, itiraz dilekçeleri avukatlar aracılığıyla sunulabilir.
Bilirkişi Raporuna İtirazın Şekli
İtirazlar hem yazılı dilekçe ile hem de duruşmada sözlü olarak yapılabilir. Ancak uygulamada yazılı dilekçeyle yapılan itirazlar, gerekçelerin açıkça ortaya konulması açısından daha sağlıklıdır.
Bilirkişi Raporuna İtirazın Süresi
Taraflara rapor tebliğ edildikten sonra, iki hafta içinde rapora itiraz edilebilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve sürenin geçirilmesi halinde itiraz hakkı kaybolur. Mahkemenin bu süreyi kısaltma veya uzatma yetkisi bulunmamaktadır.
Bilirkişi Raporunda İtiraz Edilebilecek Hususlar
Taraflar rapora üç temel nedenle itiraz edebilir:
- Raporda yer alan eksikliklerin tamamlatılması,
- Belirsiz görünen hususların açıklığa kavuşturulması,
- Bilirkişinin yeterliliğine ve uzmanlığına dair şüpheler.
Bunların yanında, raporda maddi hata ya da hesaplama yanlışlıkları bulunduğunda da itiraz mümkündür.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Edilmesinin Sonuçları
Taraflar tarafından rapora süresi içinde yapılan itirazlar, mahkeme tarafından dikkate alınır ve farklı sonuçlar doğurabilir. Hakimin vereceği karar, davanın gidişatını doğrudan etkiler.
İtirazın Haklı Bulunmaması
Hakim, yapılan itirazların yerinde olmadığı kanaatine varırsa, talebi reddedebilir. Ancak doktrin ve Yargıtay içtihatlarında, bilirkişi raporuna yapılan itirazların çoğu zaman teknik bilgi gerektirdiği vurgulanmış; bu nedenle mahkemelerin itirazları doğrudan reddetmek yerine, ek rapor aldırması veya yeni bilirkişi ataması gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişiden Ek Rapor Alınmasına Karar Verilmesi
Hakim, mevcut raporda eksiklik veya belirsizlik tespit ederse, aynı bilirkişiden ek rapor talep edebilir. Bu rapor, önceki rapordaki eksiklikleri gidermeyi amaçlar. Ancak ek rapor ile ilk rapor arasında çelişki doğarsa, mahkeme yeni bir bilirkişi atayabilir.
Yeni Bilirkişi İncelemesi
Eğer itiraz, bilirkişinin uzmanlığına veya tarafsızlığına yönelikse, hakim yeni bir bilirkişi görevlendirebilir. Bu durumda dosya, farklı bir bilirkişiye tevdi edilir ve yeni bir rapor hazırlanır. Yargıtay uygulamasına göre, birden fazla rapor arasında çelişki varsa, üçüncü bir bilirkişi atanarak çelişkilerin giderilmesi yoluna gidilmelidir.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Dilekçesi Örneği
__________ MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
Dosya Esas No : 20../…
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
KONU : …/…/… tarihli bilirkişi raporuna ilişkin beyan ve itirazlarımızın sunulmasından ibarettir.
AÇIKLAMALAR :
- Mahkemeniz huzurunda görülmekte olan davada, dosya kapsamına sunulan …/…/… tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespit ve değerlendirmeler, tarafımızca kabul edilemeyecek niteliktedir..
- Raporun hazırlanmasında, mahkemenizin ara kararında belirtilen tüm sorulara yanıt verilmediği, yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan raporun düzenlendiği görülmektedir. Ayrıca raporda maddi hata ve hesaplama yanlışlıkları bulunduğu, dosya kapsamındaki belgelerin tamamının dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.
- 16.07.2024 tarihinde UYAP sistemine yüklenen rapora karşı itirazlarımızı sunuyoruz. Şöyle ki;
Öncelikle huzurda bulunan dosyada hızın ve alkolün olmadığını, müteveffanın yaya geçidinde bulunmak yerine yol ortasında hayatın olağan akışına aykırı eylemde bulunduğu ifade etmek isteriz.
1-) Müteveffa Asli Kusurludur.Dosya kapsamında müteveffanın yanında duran ve olaya birebir şahit olan hatta müteveffanın akrabası olan Nuray isimli tanık, ifadesinde açıkça MÜTEVEFFANIN YOL ÜZERİNDE EĞİLEREK VE ÇÖMELEREK EKMEK TOPLANDIĞINI, DİKKATİNİ YOLA VE ARAÇLARA VERMEDİĞİNİ BEYAN ETMİŞTİR. Bu noktada müteveffa yaya geçidi olmayan bir noktada, trafiğin araçlara ayrıldığı bir yolda, gece karanlık vakitte yol üzerine oturarak kazaya sebebiyet vermiştir. Nitekim ilgili iddiamızı destekler nitelikte ekte trafik kazaları konusunda duayen, sık sık doktorinleri ile Yargıtay kararlarında alıntılanan İstanbul Teknik Üniversitesi Profesörü Prof. Dr. X'ın teknik uzman görüşü raporunu sunuyoruz. İlgili raporda belirtildiği üzere kazaya sebebiyet veren müteveffa olup davanın meydana gelmesinde asli kusurludur. Raporun değerlendirme kısmı şu şekildedir:
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre:
Yayaların uyacakları kurallar:
Madde 68 – Yayaların uyacakları kurallar aşağıda belirtilmiştir.
c) Yaya yollarında, geçitlerde veya zorunlu hallerde taşıt yolu üzerinde bulunan
yayaların, trafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek şekilde davranışlarda bulunmaları veya buraları saygısızca kullanmaları yasaktır.
Yukarıdaki kanun maddesinden anlaşıldığı üzere, yayalar ancak zorunlu hallerde taşıt yolu
üzerinde bulunabilir ve bu durumda dahi trafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek
şekilde davranışlarda bulunması veya buraları saygısızca kullanması yasaktır. - Kazanın meydana geldiği noktada çöp konteyneri yolun dışında ve kaldırım içindedir. Sürücü X aracıyla kaldırıma çıkmadığına göre çarpışma asfalt kaplama yol üzerinde meydana gelmiştir. Bu durumda yaya Y’ın asfalt yolun içinde taşıt trafiğine ayrılan bölümde durduğu ve normal şeridinde seyreden aracın kendisine yolun içinde çarptığı açıktır.
Dosyaya sunulan 03.04.2024 tarihli bilirkişi raporunda, yaya Y’ın kaldırımda
durması gerekirken taşıtlara ayrılan asfalt kaplama üzerinde durduğu, gece görüşün kısıtlı
olduğu şartlarda araçlardan kendisini sakınmadığı, üzerinde koyu renk elbise olduğu halde ve
zorunluluk olmadığı halde dikkatsizce taşıt yolu üzerinde durduğu, bu şekilde taşıt trafiğini
tehlikeye soktuğu, dolayısıyla olayda ASLİ KUSURLU sayılması gerektiği halde TALİ
KUSURLU sayılması, 2918 sayılı KTK’nın 68/c maddesine aykırı olduğundan, bu rapordaki
eksik incelemeye dayalı hatalı değerlendirmeye itibar edilememiştir.
Dava konusu olayda ölen Y, zorunlu bir neden olmadığı halde taşıt yolu
üzerinde durmuş, normal şeridinde seyreden otomobilden kendisini sakınmamış, kaldırımda
durması gerekirken akan trafiğin içine girecek şekilde yola inmiş ve normal şeridinde
seyreden aracın kendisine çarpmasına neden olmuştur. Ayrıca gece vakti aydınlatmanın
yetersiz olduğu yolda üzerinde siyah renk elbiseyle karayoluna çıkarak sürücülerin kendisini
fark etmelerini güçleştirmiştir. Bu nedenle 2918 sayılı KTK’nın 68/c maddesini ihlal eden,
zorunlu bir neden olmadığı halde kaldırımdan yola inen ve aracın seyir şeridinde önlemsiz
şekilde duran yaya Y olayda % 75 oranında asli kusurludur.
Sürücü X ise, aracıyla gece vakti aydınlatmanın yetersiz olduğu daha yavaş ve daha
dikkatli seyretmesi, aracının hızını far ışığı mesafesine göre ayarlaması gerekirken dalgın ve
dikkatsiz seyrettiğinden olayda % 25 oranında tali kusurludur.
2-) Müteveffa Araca Sağ Yandan Çarpmıştır.Yine kazanın oluş biçimi ve kazalı aracın fotoğrafları incelendiğinde müvekkilimin önden müteveffaya çarptığı değil, müteveffanın yandan müvekkilimin arabasına çarptığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Darbe önden değil aracın yan altından gerçekleşmiştir. Basit bir mantık önermesi ile fizik kuralları gereğince önden çarpışma gerçekleşseydi müteveffa aracın camına doğru fırlaması gerekirdi. Fakat kaza sonrası araç fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere müteveffa cama doğru değil yana doğru çarpmıştır.
3-) Kaza Aracın Kör Noktasından Meydana Gelmiştir. Sanığın Kazayı Önlemek için Manevra Yapması Fiziken Mümkün Değildir.Nitekim araçta oluşan hasarda incelendiğinde aracın sağ alt taraftan hasar aldığı, bu noktada müteveffanın araca sağ alttan yani kör noktadan çarptığı, müteveffanın yol ortasında oturduğu için müvekkilimin göremediği, kör nokta olduğu için müvekkilin kazayı önleme manevrasında bulunmasının fiziken mümkün olmadığı açıkça görülecektir. - Bu haliyle söz konusu raporun hükme esas alınması mümkün değildir. Adil bir yargılama yapılabilmesi için yeni bir bilirkişiden rapor alınması zorunluluk arz etmektedir.
SONUÇ ve İSTEM :
Açıklanan nedenlerle …/…/… tarihli bilirkişi raporuna yönelik itirazlarımızın kabulü ile dosya kapsamında yeni bir bilirkişi görevlendirilerek rapor alınmasına karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
Davacı Vekili
Ad – Soyad
İmza