El Koyma Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

Bugün ki yazımızda el koyma kararına karşı el koyma kararına itiraz dilekçesi örneğini paylaşacağız.

El Koyma Kararına İtiraz Dilekçesi

Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri kanununda yer alan el koyma; Bir eşyanın bir suç şüphesi sebebiyle devlet tarafından geçici olarak hakimiyeti altına almasına denmektedir. İlgili karar tedbir niteliğinde bir karardır. El koyma kararı kural olarak sulh ceza mahkemesince verilmektedir. Fakat gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcılığı tarafından da verilebilmektedir. El koyma kararı savcılık tarafından verildiği zaman en geç 24 saat içinde onaylanması gerekmektedir. El koyma kararı kaldırıldıktan sonra yani itirazlarınız kabul olması durumunda, savcılıkta el konulan eşyanın iadesi talebi dilekçe örneği ile el konulan taşınır geri alınabilmektedir.

El Koyma Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

X NÖBETÇİ SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE

Gönderilmek Üzere

MERSİN SULH CEZA HAKİMLİĞİNE

DOSYANO :

İTİRAZEDEN :

VEKİLİ :

KONU : El koyma kararına itiraz dilekçesi örneği

TEBLİĞTARİHİ : Karar tebliğ müvekkile tebliğ edilmemiş olup öğrenme üzerine hazırlanmıştır.

AÇIKLAMALAR :

Yukarıda değişik iş numarası verilen dosyada Müvekkilin tüm mal varlığı ve hakları üzerine tedbir konulduğu ve tedbir talebinin ise Mersin Cumhuriyet Savcılığının 2022/3006soruşturma dosyasından talep edildiği haricen öğrenilmiş olup Hakimliğinizin2022/122 sayılı sorgusu üzerine konunun detaylarına vakıf olunmuştur. Bu doğrultuda öğrenildiği kadarıyla iş bu tedbir kararına itiraz dilekçesi hazırlanabilmiştir.

Mersin Özel Harekat Şube Müdürlüğü İç Hizmetler Büro Amirliğinde görevli şehit polis memuru …….’ın şehit aileleri için toplanan paraları zimmetine geçirdiği iddialarına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında; Şüphelinin hesapları incelendiğinde, Şüpheli şahıs tarafından internet bankacılığı üzerinden Müvekkilinhesabına ilişkin ödemeler yapıldığı gerekçesiyle Müvekkil taşınmazlarına, hak ve alacaklarına el konulmasına ilişkin tedbir kararı verildiği öğrenilmiştir. Akabinde yine Hakimliğinizin 201/122 sayılı sorgusu soncunda Müvekkil hakkında Adli Kontrol kararı verilmiştir. Adli kontrol kararına ayrıca itiraz edilecek olup ilk etapta hiçbir yasal dayanağı olmayan tedbir kararına karşı itiraz etmek zarureti hasıl olmuştur.

İTİRAZNEDENLERİMİZ :

ZİMMET SUÇU ÖZGÜ SUÇTUR VE ANCAK KAMU GÖREVLİLERİ TARAFINDAN İŞLENEBİLİR.

Sayın Mahkemece de bilindiği üzere bir suçtan bahsedebilmek için Türk Ceza Kanunun yasakladığı kasten veya taksirle gerçekleştirilmiş hukuka aykırı haksız bir olmalıdır. İşlenen eylem kanunda sayılan suç tipine uygun, maddi ve manevi unsurları barındıran ve hukuka aykırı bir eylem olmalıdır. Aksi halde bir suçun varlığından bahsetmek mümkün olmayacaktır.Bu açıklamalar çerçevesinde ve aşağıda detayları ile açıklanacağı üzere Müvekkile işlediği iddia edilen suçun hiçbir unsurun oluşmaması nedeniyle Müvekkilin tüm malvarlığına tedbir konulması usul ve yasaya açık aykırı olup ölçüsüz, orantısızdır.

Polis Memuru …….’ın Şehit Aileleri için toplanan paraları zimmetine geçirdiği sabit olup Zimmet suçunun unsurları incelendiğinde suç ve suçun işlenmesi ile ilgili olarak Müvekkilin bu olayla uzaktan yakından ilgisi olmadığı açıkça anlaşılacaktır.

Zimmet suçu, TCK’nın 247. Maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun tarif ettiğine göre zimmet suçu; “Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasının sağlamaya yönelik davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.”

Madde hükmünden anlaşılacağı gibi zimmet suçu, Sayın Mahkeme tarafından da bilindiği üzere “Özgü” bir suç olup ancak ve ancak bir kamu görevlisi tarafından; görevi nedeniyle zilyetliği kendisine verilmiş olan veya gözetimiyle sorumlu olduğu mal üzerinde görev çerçevesine aykırı bir şekilde tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veyahut irtibatlı bulunduğu bir başkasının zimmetine geçirmesi şekliyle işlenebilmektedir.

Ancak hem savcılık ifadesinde hem de mahkeme sorgusunda da görüldüğü üzere müvekkilin yaptığı kendisine gelir sağlamak için basit bir mal satımından ibarettir. Bunun karşılığında zimmetine para geçiren ……. elde ettiği paralar ile alış veriş yaparak aldığı ürünlerin karşılığında müvekkilimizin hesabına para göndermiştir. Gönderilen bu paralar ciro mukabilinde olup Müvekkilin bu işten kazancı aylık gelirini artırmaya yönelik ve cüzi bir miktara denk gelmektedir.

Bu suça Kamu Görevlisi olmayan kişiler TCK 40/2 gereği ancak azmettiren veyahut yardım eden kişi olarak iştiraki mümkün olup; Kişinin Azmettiren sıfatına sahip olabilmesi için, TCK 38. maddesinde de izah edildiği üzere muayyen bir suçun işleme hususunda hiçbir düşüncesi olmayan kişiye, bu suçu işleme kararı verdirmesi gereklidir.

Yardım Eden sıfatına sahip olabilmesi için, TCK 39. Maddesinde belirtildiği üzere;

“-Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek,

Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak,

Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.” gereklidir.

Müvekkil kamu görevlisi değildir. Dolayısıyla Müvekkil tarafından zimmet suçunun işlenmesi TCK 247 uyarınca mümkün değildir. Zira, kanun hükmü fail olarak kamu görevlisi olmayı zimmet suçunun ön şartı olarak saymaktadır.

Azmettirmesi veyahut yardım etmesi de söz konusu değildir, zira sorgu sırasında bir bilirkişi raporuna dayanılarak kuvvetli şüphenin varlığından bahsedilse de bilirkişi raporu tarafımızdan incelenemediği içinde beyanda bulunmak ve savunma yapmak mümkün olamamıştır.

Olay çok basit ve açıktır Polis Memuru ……. zimmetine para geçirmiştir. Müvekkilimizden yaptığı alış verişin ise bu suçla hiçbir ilgisi ve bağlantısı bulunmamaktadır. Suçun azmettireni olmadığı gibi yardım edeni de olması söz konusu değildir. Şüpheli…….ı internet üzerinden oynadığı Okey Plus (“Oyun”) sebebiyle tanımaktadır ve aralarındaki bağlantının dayanağı ise Müvekkilin müteveffa şahsa sanal kart satışının yapılmasından ileri gelmektedir.

Kısaca, Müvekkil ile şüpheli arasındaki ilişki ürün satışından ibarettir. Müvekkil oynadığı oyundan kazanmış olduğu sanal kartları üzerine bir miktar kar koyarak Şüpheli şahsa satmış ve karşılığında gelir elde etmiştir. Söz konusu sanal kart aslında koddur ve kişilerin kendi kredi kartı bilgilerini internet alışverişlerin de güvenli bulmamaları nedeniyle paylaşmadan, bu tür ön ödemeli kodları satın alıp harcamalarını bunlar üzerinden yapan kişilerin rağbet ettiği bir üründür.

Yukarıda izah edildiği gibi zimmet suçunun özgü suç olması nedeniyle Müvekkilin işbu suçun faili olması imkânsızdır. Müvekkilin suçun oluşumun dan haberi olmadığı gibi nede katkısı vardır. Azmettiren ve yahut yardım eden sıfatı da bulunmamaktadır. Müvekkilin internette tanıştığı kişiye sattığı ürünlerden dolayı böyle bir soruşturmaya maruz kalması usul ve yasaya aykırıdır.

Durumun çarpıklığını ortaya koymak adına örnek vermek gerekirse Müvekkil sahibinden.com üzerinden veya n11.com gibi bir internet sitesi veyahut ismi bilindik olmayan bir site üzerinden başka yerlerden aldığı değerli tespihleri alarak satmış olması ve …….’ın da tespih meraklısı olarak çokça miktarda bu üründen satın almış olması ile sanal kart almış olması arasında ki fark nedir. Yapılan basit bir alım satım işlemidir. Bunun karşılığında müvekkile isnat edilen suç ise çok ağır olup uygulanan tedbirin ise kabulü mümkün değildir.

MÜVEKKİLİN BİR SUÇ İŞLEME KAST OLMADIĞI İÇİN İSNATEDİLEN ZİMMET SUÇUNUN MANEVİ UNSURU DA OLUŞMAMIŞTIR.

Zimmetin kasten işlenebilen bir suçtur. Yani Kişi fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. Müvekkilin bu suçun oluşumunda bırakın kastı taksir seviyesine varan şekilde dahi kusuru bulunmamaktadır. Müvekkilin yukarıda izah edilen nedenlerden ötürü suç işleme imkân ve ihtimali olmaması karşında hangi kuvvetli şüphenin varlığından bahisle taşınmazları, hak ve alacakları üzerine tedbir konulmaktadır.

Yapılan işlem açıkça Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Anayasaya ve TCK ve CMK hükümlerine aykırıdır. Şöyle ki;

TEDBİR KARARI VERİLİRKEN İZLENEN USUL YASAYA AÇIKÇA AYKIRIDIR.

Hakimliğinizce tedbire gerekçe gösterilen 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 128. Maddesinde taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma düzenlenmiştir. Anılı kanun maddesinin Müvekkile uygulanan tedbir kararına ilişkin düzenleme aşağıdaki şekildedir.

“Soruşturma ve kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;

……..Banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hak ve alacaklara,

El konulabilir. Somut olarak belirlenen bu taşınmaz hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, el koyma işlemi yapılabilir.

Zimmet suçu hakkında uygulanır.…………..”

Madde gereği birtakım katalog uçlar yönünden soruşturma ve kovuşturma kapsamında bu suçların işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin olması halinde her türlü hak ve alacağa el konulabileceği hatta bahsi geçen değerlerin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi el koyma işlemi yapılabileceği düzenlenmiştir.

Tekrar belirtmek isteriz ki Zimmet suçunun ÖZGÜ SUÇ olması nedeniyle faili Şüpheli …….’dır. Müvekkilimizin iştirak hali de olmadığı için Şüpheli sıfatıyla tedbir konulmuş ise de kanuna aykırı olan bu tedbirin beklenmeksizin derhal kaldırılması gerekmektedir.

Zira ancak CMK madde 128 uyarınca faile ait mal varlığına el konulması mümkündür. İstisnası ise Failin mal varlığı şüpheli veya sanıktan başka birinin zilyetliğine geçmiş ise ve 3. Kişi mal üzerinde zilyet konumunda bulunmakta ise CMK madde 128/1uyarınca ancak el koymak mümkündür. Yani tedbir koydum denilen malların Şüpheliye ait olması ve Müvekkilimizin uhdesinde şansa zilyet olarak bulunması gerekmektedir. Oysaki defalarca anlatıldığı üzere bir mal alım satımı söz konusu olup tedbir koyulan

TEDBİR KARARI ÖLÇÜSÜZ BİR ŞEKİLDE TESİS EDİLMİŞTİR.

Şöyle ki Müvekkilimiz, ölçüsüz ve orantısız bu tedbir nedeniyle bir kuruş dahi bankalardan para çekemediği gibi geçinmesi için şart olan gelire de kavuşamamaktadır. Bankalar nezdinde kara listeye alındığı için itibarı zedelenmiştir. Bu kapsamda Ceza Muhakemeleri Kanunun Madde 141/j bendi uyarınca müvekkilin uğradığı ve uğrayacağı maddi ve manevi zararların tazmini için tarafımızdan dava açma hakkı da saklı tutulmuştur.

Tedbir kararını incelemek mümkün olmamıştır. Dolayısıyla gerekçesine de tam anlamıyla vakıf olunamamıştır. Suçu bir başkası işemiş iken Müvekkilimizin tüm mal varlıkları üzerine tedbir konulması ölçüsüz ve hukuka aykırı olmuştur. “Taşınmaz, hak ve alacaklara el koyma tedbirinin uygulanabilmesi için, soruşturma ya da kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe nedeninin” bulunması zorunludur. Basit el koyma için “yeterli şüphe nedeninin ”varlığı yeterli olurken, malvarlığı ve malvarlığı değerlerine el koyma işleminin yapılabilmesi ancak “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe nedenine ”varlığı zorunludur.”[1]Müvekkilimiz açısından kuvvetli şüphe yaratacak durum nedir.

Savcılık ve sorgusu yapılmış olunmasına rağmen bu denli ağır bir tedbire konu olabilecek bir eylem yapmayan müvekkilimiz adeta suçun öznesi olmuştur.

Belirtilen nedenlerle Müvekkilimiz atfedilebilecek bir suç olmaması nedeniyle aleyhine olarak Mersin Sulh Ceza Mahkemesince verilen karar açıkça TCK ve CMK’ya aykırıdır.

AYRICA MÜVEKKİL HAKKINDA VERİLEN ADLİ KONTROL KARARIDA HUKUKA AYKIRIDIR.

Müvekkil tutuklama istemi ile Sayın Hakimliğinize sevk edilmiş ve huzurunuzda Müvekkilinizin sorgusu yapılmıştır. Yapılan sorgu sonucunda dosya içerisin de yer alan banka hesap kayıtları ile dosyada bilirkişi raporu uyarınca somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu anlaşıldığından bahisle tutuklama talebinin reddi ile Müvekkilin adli kontrol tedbirleri altına alınmasına karar verilmiştir. Adli kontrol kararı kapsamında Müvekkilin yurtdışına çıkışının yasaklanmasına ve ikametgahının bulunduğu yere en yakın kolluk Birimine giderek imza atmasına karar verilmiştir. Müvekkil hakkında verilen adli kontrol kararı hukuka aykırıdır.

Adli Kontrol, ceza yargılaması devam etmekteyken tutuklama sebeplerinin varlığına rağmen şüpheli veya sanığın denetim altına alınarak tutuklama kararı yerine uygulanan ceza muhakemesi tedbiridir. Bu nedenle de adli kontrol kararının temelini oluşturan diğer bir ceza muhakemesi enstrümanı tutuklamanın incelenmesi icap edecektir.

Tutuklama nedenleri CMK madde 100/1’ de aşağıdaki şekilde ifade edilmiş olup maddenin devamında gösterilen hallerde ve katalog suçlarda tutuklama nedeninin varlığından bahsedilebileceği ifade edilmiştir. CMK 100/1’e göre;

“Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.”

CMK 100/2’ye göre tutuklama nedeninin var sayıldığı haller;

Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, Şüpheli veya sanığın davranışları, Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutuklama nedeni var sayılmaktadır.

Değinildiği gibi kanun hükmünde birtakım katalog suçlar sayılmakta olup bunların işlendiğine dair kuvvetli şüphe olması halinde tutuklama nedeni var sayılabilir. Katalog suçun söz konusu olması tutuklama tedbirinin uygulanması anlamına gelmemekte olup yalnızca tutuklama nedeninin var sayılmasına neden olmaktadır.

İzah edilen tutuklama şartları somut olay bakımından değerlendirildiğinde Müvekkil hakkındaki adli kontrol kararının usul ve yasaya aykırılığı ortaya çıkacaktır. Zira ilk etapta Müvekkilin işlediğini iddia ettiği suç oluşmamış ki işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesi olsun. Müvekkil kamu görevlisi veyahut devlet memuru değildir. Hal böyle iken mezkûr suçu işlemesi imkân dışındadır. Bu nedenle de kuvvetli suç şüphesi de söz konusu değildir.

Müvekkilin kamu görevlisi olmamasının yanında kanunda yer alan tutuklama sebeplerinin hiçbiri Müvekkil açısından vücut bulmamıştır. Müvekkilin kaçma şüphesini gösteren ya da kaçacağı şüphesini oluşturan herhangi bir somut ibare yoktur. Müvekkil kendi özgür iradesi ile Sayın Hakimliğiniz huzuruna çıkmış ve Müvekkilin sorgusu gerçekleştirilmiştir. Müvekkilin kaçma düşüncesi olsaydı hakkında başlatılan soruşturmadan haberdar olduğu vakit buna dair aksiyonlar alırdı ya da Sayın Hakimliğiniz huzurunda bulunmazdı. Ayrıca Müvekkil sorgudaki beyanlarında ifade ettiği gibi ülkemizin önde gelen Telekomünikasyon Şirketlerinden Turkcell kurumsalda operasyon sorumlusu olarak çalışmaktadır.

Müvekkil geçimini kazandığı para ile sağlamaktadır ve Müvekkilin tek gelir kaynağından vazgeçerek, kaçma düşüncesinin olması hayatın olağan akışına aykırıdır. Ayrıca Müvekkil geçimini sağlamakta zaman zaman zorluk çekmekte ve ek gelir sağlamak adına sanal kart satışını yapmıştır. Müvekkil sanal kart yerine başka bir ürün satsaydı ve sattığı kişi yedinde bulunan paraları zimmetine geçirdiği için Müvekkil hakkında soruşturma mı başlatılacaktı?

Müvekkilin her ayın 1. ve 15. günü günde1 defa sabah 09:00 – akşam 18:30 saatleri arasında ikametgahının bulunduğu yere en yakın kolluk birimine giderek imza atması gerekecektir. Belirtildiği gibi Müvekkil Turkcell kurumsalda operasyon görevlisi olarak çalışmaktadır. Müvekkilin çalıştığı pozisyon özellikleri göz önüne alındığında hakkında tesis edilen adli kontrol kararı Müvekkilin günlük yaşamını aşırı derecede olumsuz etkileyecektir. Zira operasyon sorumlusu olarak çalışan Müvekkil için zaman kavramı çok önemlidir çünkü pozisyon gereği aynı anda birden fazla işle ilgilenmek durumundadır. Ayda iki kere ve mesai saatleri içerisinde Müvekkil iniş yerinden ayrılarak karakolda imza atması Müvekkilin çalışmasını engelleyecek ve Müvekkil işinden olma ihtimali ile karşı karşıya kalacaktır.

Müvekkilin sabit ikametgahının olması ve hali hazırda çalışıyor olması Müvekkilin kaçma şüphesini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle Müvekkilin işinden olup karakola giderek imza atması yerinde olmayan bir uygulama olacaktır.

Müvekkilin davranışları ve davranışlara dayanan tutuklama sebepleri ve bir bütün olarak ele alındığında da işbu kararın hukuka aykırılığı açıkça görülecektir. Zira ortada Müvekkil tarafından yok edilecek değiştirilecek ya da gizlenecek delil bulunmadığı gibi Müvekkilin üzerinde baskı kuracağı mağdur tanık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle Müvekkil hakkında tesis edilen imza atma ve yurt dışı çıkış yasağından oluşan adli kontrol kararı hukuka aykırıdır ve Müvekkilin özgürlüğünü kısıtlamaktadır.

NETİCE-İ TALEP :

Müvekkil Hakkında Verilen Tedbir Kararının Kaldırılması Gerekmektedir.

Müvekkil dünya çapında uygulama alanına sahip bir ürünü internette tanıştığı kişiye satmıştır. Müteveffa şahsın zimmetine geçirdiği paralar ile Müvekkilden söz konusu ürünü alarak alışveriş yapması ile Müvekkile atfedilen zimmet suçu arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmamaktadır. Müvekkilin söz konusu suçun işlenmesine yönelik herhangi bir eylemi olmadığı gibi iştiraki de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle Müvekkil hakkında Mersin Sulh Ceza Hakimliğince verilen tedbir kararının ivedilikle kaldırılması gerekmektedir. Kaldı ki işlem yapılan tutar belirli iken ölçüsüz olarak tüm mal varlığı ve hesapları üzerine tedbir uygulanması Müvekkilin hayatını idame ettirmesini durdurma noktasına getirmiştir. Bu nedenle ölçüsüz ve orantısız olarak uygulanan tedbir nedeniyle müvekkil şirketin uğradığı /uğrayacağı zararlardan dolayı CMK madde 141/j uyarınca tazminat talep hakkımızı saklı tutuyoruz.

Yukarıda arz etmiş olduğumuz ve Sayın Sulh Ceza Hakimliğince de resen nazara alınacak nedenlerle;

-Müvekkil hakkında verilen tedbir kararının ivedilikle kaldırılmasına Karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. Saygılarımızla. 20.03.2022

İtiraz Eden

Vekili

AV. xx xx

Yorum yapın

Hemen Ara