Güveni Kötüye Kullanma Suçu, Cezası ve Unsurları

Güven denildiğinde akla, bireyler arası oluşan kuvvetli bağlar ve karşılıklı inanç gelir. Ancak güvenin sarsılması, özellikle hukuki bir çerçevede ele alındığında, “güveni kötüye kullanma suçu” kavramını gündeme getirir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesi bu suçun tanımını yapar ve suçun unsurlarını belirler. Toplumu ve bireylerin malvarlığını korumak ve kişiler arasında güvenliği sağlamak amacıyla tasarlanan bu hüküm, farklı hallere göre değişen cezai sorumlulukları da içerir. Bu yazıda, TCK 155 çerçevesinde güveni kötüye kullanma durumlarından, uygulanan cezalara, suçun unsurlarından hizmet ve ticaret ilişkileri içerisinde meydana gelen özel örneklerine detaylı bir bakış sunacağız.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve Tanımı – TCK 155

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesi kapsamında “güveni kötüye kullanma suçu” kişinin kendisine hukuken teslim edilen veya bir başkasından emanet olarak alınan malvarlığı değerlerini, sahibinin çıkarlarını gözetmeksizin, kişisel çıkarları doğrultusunda farklı bir şekilde kullanması durumu olarak tanımlanır. Bu suç, kişinin bir başkasının malvarlığına zarar vererek, güven ilişkisini kötüye kullanması esasına dayanır. TCK’nın 155. Maddesinde güveni kötüye kullanma suçu şu şekilde düzenlenmiştir;

“ (1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

TCK’nın 155. Maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun işlenebilmesi için belirli koşulların varlığı aranmaktadır:

  • Mağdurun muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere bir malın zilyetliğini faile devretmiş olması gerekmektedir. 
  • Failin, bu yetkiyi aşarak mağdurun malını kendi çıkarlarına veya üçüncü bir şahsın çıkarlarına aykırı bir şekilde kullanması gerekmektedir. 
  • Bu kullanım sonucunda mağdurun zarara uğraması gerekmektedir. 

Güveni kötüye kullanma suçu kişisel güven ilişkilerine dayanan ve güven ilkesinin ihlalini içeren bir suç tipidir. Bu suçun temelinde yatan failin, mağdurun güvenini kötüye kullanarak haksız bir çıkar sağlamasıdır. Bu durum hukuki bir koruma altına alınmıştır. Aşağıda TCK’nın 155ç maddesi kapsamında ele alınan güveni kötüye kullanma halleri incelenmiştir.

TCK 155 Kapsamındaki Güveni Kötüye Kullanma Halleri

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesi, güveni kötüye kullanma suçunu tanımlamakta ve hangi durumların bu suç kapsamına girdiğini belirtmektedir. İlgili kanun maddesinde kapsanan haller açıkça izah edilmiştir.

  • Failin zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması şeklinde meydana gelebilmektedir. 
  • Fail, hizmet ilişkisinden kaynaklı olarak güveni kötüye kullanma suçunu işleyebilmektedir. 
  • Fail, meslek veya sanat nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işleyebilmektedir.
  • Fail, Ticaret sebebiyle güveni kötüye kullanma suçunu işleyebilmektedir. 
  • Fail,  başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında güveni kötüye kullanma suçunu işleyebilmektedir. 

Bu suçun işlenmesi için failin, mağdurun kendisine duyduğu güveni kötüye kullanarak, kendisine ya da başkasına haksız bir çıkar sağlaması gerekmektedir. Ayrıca, bu eylemin kişinin iradesi dışında ve onun zararına olması gerekmektedir.

Güveni kötüye kullanma suçu, genellikle karşılıklı güven esasına dayanan ilişkilerde işlenmektedir. Örneğin, işveren-çalışan, avukat-müvekkil, doktor-hasta gibi ilişkilerde görülebilir. Bu tür suçlar, genellikle dolandırıcılık suçlarından ayrı tutulur. Zira dolandırıcılık suçunda aldatma unsuru esastır, güveni kötüye kullanma suçunda ise güven ilişkisi ön plandadır. Bu nedenle TCK’nın 155. Maddesi kapsamındaki güveni kötüye kullanma hallerini iyi anlamak, suçun niteliğinin doğru tespiti için oldukça önemlidir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Özellikleri

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Soruşturma Usulü 

Güveni kötüye kullanma suçu, TCK’nın 155. Maddesine düzenlenmiştir. Buna göre; TCK’nın 155. Maddesinin 1. Fıkrası kapsamına giren suçlar, diğer bir deyiş işe suçun basit hali şikâyete tabidir. Mağdurun, kolluk kuvvetlerine yapacağı başvuru veya yazacağı bir dilekçe ile Cumhuriyet Başsavcılıklarına müracaat etmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde fail hakkında soruşturmaya başlanabilecektir. Şikâyet süresi, suçun işlendiğinin ve failinin öğrenildiği tarihten başlamak üzere 6 aydır. Mağdur tarafından şikâyet hakkı 6 ay içerisinde kullanılmadığı takdirde mağdurun söz konusu eylem ile ilgili şikâyet hakkı ortadan kalkacaktır. 

TCK’nın 155. Maddesinin 2. Fıkrası kapsamına giren suçlar, diğer bir deyiş ile suçun nitelikli halleri yönünden ise; mağdurun şikâyeti aranmamaktadır. Yetkili makamlar tarafından re ’sen inceleme başlatılacaktır. Bu sebeple de herhangi bir şikâyet süresi söz konusu değildir. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Kovuşturma Usulü 

Cumhuriyet Savcısı tarafından fail hakkında soruşturmaya başlanması akabinde; failin söz konusu güveni kötüye kullanma suçunu işlediğine dair yeterli delilin toplanması halinde Cumhuriyet savcısı fail hakkında iddianame düzenleyecektir. Bu iddianame ile failin, söz konusu güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinden bahisle ceza mahkemesince fail hakkında kovuşturma aşamasına geçilmesi ve sonucunda failin cezalandırılması talep edilir.  Kovuşturma aşamasında ceza mahkemesince elde edilen deliller ışığında failin güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin sabit görülmesi halinde fail, ceza mahkemesince cezalandırılır. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Gözaltı Hükümleri

Mağdurun fail/ failler hakkında kolluk kuvvetlerine yapacağı şikâyet üzerine kolluk kuvvetlerince failin kimlik tespiti yapılarak ifadeye çağrılması gerekecektir. İfade işlemleri ardından kişinin “ mevcutlu “ olarak savcılığa sevk edilmesi koşulları sağlandığı takdirde fail kolluk kuvvetlerince gözaltına alınır. Gözaltı süreci failin savcılığa sevk edilmesi ile son bulacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Tutuklama Tedbiri

Kolluk kuvvetlerince mağdurun şikâyeti üzerine ifade vermeye çağrılan fail hakkında savcılığın talimatı ile gözaltı kararı verilir. Gözaltına alınan fail ifade vermek üzere ilgili adliyeye sevk edilir. Bu aşamada Cumhuriyet savcısı tarafından failin ifadesine başvurulur. Bu aşamadan sonra cumhuriyet savcısı tarafından fail hakkında adli kontrol tedbiri ya da tutuklama tedbiri talebi gündeme gelecektir. Cumhuriyet savcısı tarafından talep edilen tedbir/ tedbirler, bağlı bulunan Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından karara bağlanır. Buna göre Cumhuriyet savcısının talebi üzerine Sulh Ceza Hâkimliği tarafından şartların oluşmasına bağlı olarak failin tutukluluğuna karar verilebilecektir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun m.100/4’te; “Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” düzenlemesi mevcuttur. Bu halde güveni kötüye kullanma suçunun basit halinin ( TCK 155/1 ) üst sınırı 2 yıl olduğundan dolayı, bu kapsamda işlenen suçlar bakımından tutuklama tedbiri kararı verilemeyecektir.

Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halleri bakımından ise; “ Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.” Şeklinde belirtilmiştir. Bu sebeple güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinde üst sınır 7 yıl olduğundan dolayı fail hakkında tutuklama tedbirine karar verilebilecektir. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Uzlaşma Kurumu

Uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için söz konusu suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlardan olması ya da madde metninde katalog halinde sayılan suçlardan birisinin olması gerekmektedir. Güveni kötüye kullanma suçu katalog halinde işlenen suçlardan olduğundan dolayı uzlaştırma kapsamındadır. Mağdurun şikâyeti üzerine soruşturmaya başlanması akabinde soruşturma dosyası Cumhuriyet savcısı tarafından uzlaştırma bürosuna gönderilir. Uzlaştırma bürosu tarafından taraflara davet mektubu ve teklif formu gönderilir ve uzlaşmak isteyip istemedikleri sorulur. Taraflar uzlaştırma aşamasında uzlaşmak istediklerini beyan ederlerse soruşturma dosyası uzlaşma sağlandığından dolayı kapanır. Fakat taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde soruşturma dosyası kapsamında yapılan işlemlere kalındığı yerden devam edilir. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Korunan Değer

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesi kapsamında “güveni kötüye kullanma suçu“, kişinin kendisine hukuken teslim edilen veya bir başkasından emanet olarak alınan malvarlığı değerlerini, sahibinin çıkarlarını gözetmeksizin, kişisel çıkarları doğrultusunda farklı bir şekilde kullanması durumu olarak tanımlanır. Bu sebeple söz konusu eylemin suç olarak nitelendirilmesinde korunan hukuki değer şüphesiz kişiler arasındaki güven ilişkisidir. Kanun koyucu, söz konusu eylemi suç olarak nitelendirmekte ve taraflar arasında güvenin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Güveni kötüye kullanma suçunun ceza miktarı da göz önünde bulundurulduğunda, kişilerin başkalarının kendisine duyduğu güveni kötüye kullanmaktan kaçınması ve kişileri bu suçu işlemekten caydırmak olarak belirtilebilmektedir. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Maddi Unsurları

  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Fail

Güveni kötüye kullanma suçunda fail, Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişidir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere; herkes bu suçun faili olabilir. 

  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Mağdur

Güveni kötüye kullanma suçunda mağdur, kendisine ait olup da, malını muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği başkasına devretmiş olan kişidir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere; herkes bu suçun mağduru olabilir.

  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Fiil

Güveni kötüye kullanma suçunda fiil, failin muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmasıdır. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Manevi Unsurları

TCK’nın 155. Maddesinde düzenlenen Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Manevi unsuru “kast ”tır. TCK’da belirtilen “ kendisinin veya başkasının yararına olarak”  failin kastını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle söz konusu suç yalnızca kasten işlenebilecektir. Kanun maddesinden de açıkça anlaşılacağı üzere; bu suçun taksirli hali düzenlenmemiştir. 

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Özel Görünüş Halleri

  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Suça Teşebbüs

Güveni kötüye kullanma suçunun teşebbüs aşamasında kalması gündeme gelebilmektedir. TCK’nın 35. Maddesinde de teşebbüs aşamasında kalmış suçlar için bir düzenleme mevcuttur. Buna göre; 

“ Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on üç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” 

TCK’nın 35 maddesinde belirtilen unsurların varlığı halinde; güveni kötüye kullanma suçu teşebbüs aşamasında kalacaktır ve failin ceza miktarı buna göre belirlenecektir. 

  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Suça İştirak

Güveni kötüye kullanma suçunda iştirak mümkündür. Bu nedenle Güveni kötüye kullanma suçunun işlenebilmesi için faile yardım edilmesi, failin azmettirilmesi de mümkündür. 

  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda İçtima

Güveni kötüye kullanma suçunun aynı kişiye karşı farklı zamanlarda işlenmesi veya Aynı zamanda suçun tek bir fiille birden fazla mağdura karşı işlenmesi halinde TCK’nın 43. Maddesinde düzenlenen Zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. 

Söz konusu Güveni kötüye kullanma suçu işlenirken farklı suç tipleri de ihlal edildiği takdirde fikri içtima hükümleri uygulanacaktır. TCK’nın 44. Maddesinde düzenlenen Fikri İçtima şartlarının oluşması halinde fail en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılır. TCK’nın 44. Maddesi şu şekildedir;

“ İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.”

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası

Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu, ciddi yaptırımları içermesiyle dikkat çekmektedir. Bu suçun cezasını anlamak, faillerin muhtemel sonuçları hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamaktadır.

İşte güveni kötüye kullanma suçu kapsamındaki cezalandırma prensipleri:

  • Suçun Basit Hali: TCK’nın 155/1 maddesi gereğince güveni kötüye kullanma suçunu işleyen faile, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir. 
  • Suçun nitelikli halleri: TCK’nın 155/2 maddesi gereğince güveni kötüye kullanma suçunu işleyen faile, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası verilir. 

Güveni kötüye kullanma suçunda uygulanan cezalar her somut olaya göre değişiklik gösterebilir. Bu sebeple her dosyanın kendi içerisinde değerlendirilmesi ve analizinin yapılması büyük önem taşımaktadır. 

Bu suçun ciddiyeti, kişisel ilişkilerde ve özellikle ticaret gibi alanlarda güven duygusunun korunması ve kötüye kullanımın önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Türk Ceza Kanunu’nda açıkça belirtilmiş olması, yasal bir koruma zırhı görevi görmekte ve suçun önlenmesi için caydırıcılık sağlamaktadır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Yatarı

Türk Ceza Kanunu (TCK) maddesine göre tanımlanan güveni kötüye kullanma suçu, mağdurun hukuki işlemlerle sağladığı güveni zarar vermek suretiyle ihlal edilmesi durumunda meydana gelir. 

TCK’nın 155. maddesine göre, güveni kötüye kullanma suçunun cezası şu şekildedir:

  • Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. 
  • Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Söz konusu cezalar, kişilerin ceza infaz kurumunda geçirmeleri gereken süreleri ifade etmemektedir. Zira kendisine ceza verilen ve cezası kesinleşen hükümlüye, infaz Cumhuriyet Savcısı tarafından çağrı kâğıdı gönderilir. Bunun üzerine hükümlünün en yakın infaz Cumhuriyet başsavcılığına başvuru yapması gerekecektir. Aksi takdirde hükümlü hakkında “ yakalama” kararı verilebilecektir. 

Ceza İnfaz Cumhuriyet savcısı tarafından müddetname yani süre belgesi düzenlenir. Müddetnamede kişinin cezası, ne kadar süre ile cezaevinde kalacağı gibi hususlar bulunmaktadır. Hükümlü hakkında müddetname düzenlenmesi neticesinde hükümlü, cezaevinden çıkacağı günü, infazının sona erdiği tarihi görebilmektedir. Müddetname hesaplaması yapılırken hükümlünün aldığı ceza, şartlı tahliye indirim oranı, tutukluluk, gözaltı gibi süreler dikkate alınır. 

Güveni kötüye kullanma suçu, kişinin hem hukuki, hem de vicdani sorumluluğunu öne çıkarmaktadır. Bu suçla ile ilgili dava ve hukuki süreçler, güven ilişkisinin niteliğine göre farklılık gösterebilir ve bireylerin malvarlığı hakları savunma altına alınır.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma (TCK 155/2)

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, kişinin görevi ya da hizmet ilişkisi nedeniyle başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında güveni kötüye kullanması eylemidir. Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bu suç türünde, failin kurbanın kendisine duyduğu güveni zararına kullanmasına odaklanılır.

İşte bu suçun bazı özellikleri:

  • Kamu Görevlileri ve Özel Sektör Çalışanları: Kamu görevlilerinin yanı sıra özel sektör çalışanları da bu kapsamda değerlendirilir.
  • Hizmet İlişkisinin Varlığı: Hizmet ilişkisi, suçun işlenme koşullarından biridir.
  • Güvenin Kötüye Kullanılması: Fail, kendisine emanet edilen mal veya değerleri, suç çerçevesinde zarar verecek şekilde kullanır.

TCK 155/2 hükmünde, hizmet ilişkisi çerçevesinde “güveni kötüye kullanma suçu” işleyen kişinin cezalandırılması öngörülür. Suçun işlenmesi halinde, özellikle fiilin niteliği, meydana gelen zararın büyüklüğü ve suçun işleniş şekli gibi faktörler cezanın belirlenmesinde önem taşır. 

Ticaret İlişkisi Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Ticaret dünyasında, karşılıklı güven esastır. Ancak ne yazık ki bazen bu güven, suç kapsamında zarara uğrayabiliyor. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesine göre, ticari ilişkiler nedeniyle oluşan güveni kötüye kullanma durumları, ciddi yaptırımlara tabi tutulur.

Ticari ilişkilerde güveni kötüye kullanma suçu genellikle şu hallere rastlanır:

  • Bir kişinin, kendisine ticari işlerde kullanılmak üzere teslim edilen malları, bu amaç dışında kullanması
  • Güven ilişkisi çerçevesinde aktarılan paraların, sözleşmenin gereği dışında farklı bir şekilde harcanması
  • Karşılıklı ticari sözleşmeler gereği, bir tarafa bırakılan eşyanın, kötü niyetle başka amaçlara yönlendirilmesi

Bu suç türü, ticaret hukukuyla sınırlı kalmayıp cezai sorumluluğu da beraberinde getirir. Güveni kötüye kullanma suçu, zararın tespiti ve failin fiilinin kanıtlanması halinde, bireylerin haklarını koruma altına alırken aynı zamanda ticari hayatta dürüstlüğü ve güveni teşvik eder. Unutmamak gerekir ki, güveni kötüye kullanma; sadece maddi kayıplara neden olmakla kalmaz, ticari itibar ve ilişkiler üzerinde de derin yaralar açabilir.

Meslek veya Sanatın İcrası Gereği Kendisine Bırakılan Eşya Üzerinde Güveni Kötüye Kullanma

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesi içinde detaylı olarak düzenlenmiştir. Özellikle meslek veya sanat icrası gereği kendisine tevdi edilen eşya üzerinde bu suçun işlenmesi, kişiler arasındaki güven ilişkisinin kötüye kullanılmasını ifade eder. İşte bu kapsamda dikkate alınması gereken bazı önemli hususlar:

Maddi Güven Tevdi Edilen Durumlar:

  • Muhasebecinin işletmeye ait finansal kayıtları,
  • Doktorun hastasından aldığı kişisel sağlık bilgileri.

Bu meslek grupları, kendilerine tevdi edilen bu bilgi veya eşyaları, sadece ilgili işlemler için kullanmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali, bu suçu oluşturur.

Suçun İşlenme Yolları:

  • Eşyanın izinsiz kullanılması,
  • Başkasına devredilmesi,
  • Kişisel amaçlar doğrultusunda değerlendirilmesi.

Bu tür davranışlar, meslek veya sanat icra eden kişinin, kendisine emanet edilen eşya üzerinde güveni kötüye kullanma suçu işlemesi anlamına gelmektedir.

Güveni kötüye kullanma suçu, sadece kişisel mala karşı işlenen bir suç olarak değil; aynı zamanda söz konusu eşyanın sahibi ile suç işleyen kişi arasındaki güven temeline dayanan hukuki ilişkinin zarar görmesine de yol açar. Bu suçun tespiti ve adalet önünde hesap verilmesi hususu, toplumsal düzenin sağlıklı işleyişi için büyük önem taşır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve Etkin Pişmanlık (TCK 168)

Güveni kötüye kullanma suçu, kişisel veya profesyonel ilişkilerde doğan güvenin zedelenmesi sonucu gerçekleşir. Ancak bu suçu işleyen bireyler, bazı durumlarda etkin pişmanlık göstererek cezalarını hafifletebilirler.

Etkin pişmanlık, TCK 168 kapsamında işlenen suçlar için geçerli bir hukuki kavramdır ve şu özellikleri taşımaktadır:

“ Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs .. suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(61)

(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.

(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.

(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.

(5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz. “ 

  • Suçun işlenmesinin ardından, faillerin zararı giderme veya suçun sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik samimi çabalar göstermesi gerekmektedir. 
  • Mağdurun zararının tamamen karşılanması ya da telafi edilmesi gerekmektedir. 

Güveni kötüye kullanma suçu özelinde etkin pişmanlık:

  • Faile, mağdurun zararını giderdiği takdirde, verilecek olan ceza miktarı soruşturma aşamasında üçte ikisi, kovuşturma aşamasında ise yarsına kadar indirilir.  

Bu nedenle etkin pişmanlık, Türk Ceza Kanunu’nda suç işleyen bireyler için önemli bir yasal avantaj olarak karşımıza çıkar. Ancak her suç tipi için etkin pişmanlığın koşulları ve sonuçları farklılık gösterebilir. Bu bağlamda, suçun ayrıntılarına ve davanın koşullarına göre hukuki tavsiye almak önemlidir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Güveni kötüye kullanma suçuyla ilgili davalarda görevli ve yetkili mahkemenin doğru tespit edilebilmesi oldukça önemlidir.  Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesi uyarınca bu suçla itham edilen kişiler hakkındaki yargı süreci, suçun işlendiği iddia edilen yerin Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülebilir. 

Asliye Ceza Mahkemesi:

  • Suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırı 10 yıl veya daha az ve/veya adli para cezası ise, görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.

Güveni kötüye kullanma suçu bağlamında yargılama süreci, mağdurun şikâyeti veya suç duyurusu ile başlar ve delillerin toplanmasını takiben Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi karşısında ilerler. Güveni kötüye kullanma suçu, genellikle mal varlığına yönelik suçlar arasında yer alır ve yargılamanın her aşamasında kanıtların adil ve tarafsız bir biçimde değerlendirilmesi esastır. Bu noktada, suçun mahiyetine ve kapsamına göre uygun ve adil bir yargı sürecinin işlemesi, adaletin temel bir göstergesi olarak ele alınır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu İle İlgili Yargıtay Kararları

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesinde tanımlı bir suçtur. Bu suç tipi, çeşitli davalara konu olmuş ve Yargıtay’ın dikkatle incelediği meselelerden biri haline gelmiştir. Yargıtay kararları, güveni kötüye kullanma suçuna dair yasal uygulamaların nasıl şekillendiğini göstermesi açısından önemlidir.

Yargıtay, bu suçla ilgili kararlarında genel olarak aşağıdaki unsurları dikkate alır:

  • Suçun unsurlarının olayda somut olarak gerçekleşip gerçekleşmediği,
  • Failin hukuki durumunun ve güvendiği konumunun net biçimde belirlenip belirlenmediği,
  • Zararın ve mağdurun suçtan etkilenme derecesi.

Bu kriterler ışığında Yargıtay, olayın şartlarına ve hukuki çerçeveye göre kararlar vermektedir. Güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili Yargıtay kararları incelendiğinde, konunun hassasiyeti ve olayların detaylı değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Kararlarda, suçun işleniş biçimi ve etkileri dikkatle incelenir ve bu durum, suçun cezai yaptırımlarını da etkileyebilir.

Örnek bir Yargıtay kararını ele alacak olursak, şu hususlar vurgulanabilir:

  • Suçun Oluş Koşulları: Bir olayda güveni kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığı,
  • Kusur Durumu: Failin kusurluluğu ve suç işleme kastı,
  • Mağdurun Hakları: Mağdurun maruz kaldığı zarar ve haklarının korunması gerekliliği.

Yargıtay kararları, güveni kötüye kullanma suçu ile ilgilenen hukuk profesörleri ve bu suçun mağdurları için önemli bir yönlendirici niteliğindedir. Bu kararlar, güveni kötüye kullanma suçu kapsamında adaletin sağlanmasında etkin bir rol oynamaktadır.

TCK’nın 155/1 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, bu suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete tabi olduğu, şikayetçinin 05/12/2013 tarihli celsede alınan beyanında sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği dikkate alındığında, sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmesi halinde CMK 223/8. maddesi gereği düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 73/6. maddesi gereğince şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği hususunda sanığın beyanı saptanarak, sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, suç vasfında hataya düşülmek suretiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine hükmedilmesi, Bozmayı gerektirmiş…” ( Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/8515 E.  2019/7757 K. 11/07/2019 Tarih )

“Kuyumcu olan sanığa muhafaza etmesi için katılan tarafından 125 gram altın teslim edildiği, sonrasında sanığın ortadan kaybolduğu, bu suretle sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda, suça konu altının TCK’nın 155/2 maddesinde tanımlanan mahiyette hizmet veya meslek dolayısıyla sanığa tevdii veya teslim edilmemiş olması sebebiyle sanığın eyleminin hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. ve 254. madde fıkraları gereğince uzlaştırma kapsamında kalan ve TCK’nın 155/1 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, uzlaştırma işlemleri yapılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini zorunluluğu, Bozmayı gerektirmiş…” ( Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2019/11874 E. 2019/14889 K. 16/12/2019 Tarih )

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkalarının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenebilen bir suç olduğu, sanığın müştekiden aldığı kasko poliçe bedelini ilgili yere teslim etmeme şeklinde gerçekleşen eyleminde, suça konu paranın sanığa ifa ettiği bir hizmet veya meslek dolayısıyla tevdi ve teslim edilmemiş olması sebebiyle, sanığın eyleminin TCK’nın 155/1 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiş…” ( Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2015/2601 E. 2018/590 K. 05/02/2018 Tarih )

Sıkça Sorulan Sorular

Güveni kötüye kullanma suçu nedir?

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesinde tanımlanmış bir suç türüdür. Bu suç, bir kişinin kendisine hukukî bir ilişki çerçevesinde teslim edilen ya da bir iş için kendisine verilen mal veya herhangi bir başka değeri, bu ilişkinin doğasına aykırı olarak kullanması ve böylece mal sahibinin zararına davranmasıyla işlenir. Güven ilişkisi temelinde gerçekleştirilen ve hukuka aykırı çıkar sağlamanın söz konusu olduğu durumlarda meydana gelir.

Güveni kötüye kullanma suçu nasıl ispatlanır?

Güveni kötüye kullanma suçunun ispatlanması, mağdur tarafın veya savcılığın, şüphelinin suçu işlediğine dair yeterli delil sunmasıyla mümkündür. Öncelikle aralarındaki hukuki ilişkinin varlığı ve bu ilişkiye dayanarak mal veya değerin teslim edildiği gösterilmelidir. Ardından, şüphelinin bu mal veya değeri, teslim amacı dışında bir şekilde kullandığı ve mağdura zarar verdiği delillerle desteklenmelidir. Tanık ifadeleri, yazışmalar, mali belgeler ve diğer kanıtlar bu süreçte önemli delillerdendir. 

Güveni kötüye kullanma suçu için öngörülen cezai yaptırım nedir?

TCK’nın 155/1 maddesine göre; başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. 

TCK’nın 155/2 maddesine göre; suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Güveni kötüye kullanma suçu zamanaşımı süresi kaç yıldır?

Güveni kötüye kullanma suçunun basit hali için ( TCK 155/1 ) zamanaşımı süresi, failin ve filin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Bu sebeple suça dair şikâyet hakkı 6 ay içerisinde kullanılmaz ise, bir daha aynı fiil ile ilgili şikâyet hakkı kullanılamaz.

Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hali ( TCK 155/2 ), şikâyete bağlı suçlardan değildir. Bu sebeple kanunda herhangi bir şikâyet süresi düzenlenmemiştir. Fakat suçun nitelikli hallerinin dava zamanaşımı süresi 15 yıldır.

Yorum yapın

Open chat
Merhaba 👋
Size yardımcı olabilir miyiz?
Hemen Ara