Hangi Hallerde Boşanma Olmaz? sorusu, boşanma davası açmayı düşünen pek çok kişi için kritik bir eşiktir. Uygulamada “haklıyım” duygusu güçlü olsa bile mahkeme, boşanma talebini usul (davaya ilişkin şekil kuralları), ispat (iddianın delille doğrulanması) ve kanuni şartlar bakımından değerlendirir. Bu nedenle bazı dosyalar, iddia edilen olaylar hiç incelenmeden reddedilebilir; bazı dosyalarda ise olaylar tartışılsa bile yeterli delil yokluğu veya süre şartının dolmaması gibi sebeplerle boşanma kararı çıkmayabilir. Bu yazıda, boşanma kararının verilmediği hâlleri; dava şartları, delil düzeni, süre koşulları ve yargılama stratejisi yönünden sistemli biçimde ele alacağız. Böylece sürecin hangi noktalarda tıkandığını ve hangi hataların davayı zayıflattığını netleştireceğiz.
Sayfa İçeriği
Usul Eksiklikleri Sebebiyle Boşanma Reddedilebilir
Boşanma davasında mahkemenin ilk baktığı alan, iddiaların doğruluğundan önce dava şartları ve usul kurallarıdır. Usul, davanın hangi mahkemede açılacağı, dilekçenin hangi unsurları taşıması gerektiği, harç ve gider avansının yatırılması, tebligatın doğru yapılması gibi çerçeveyi ifade eder. Bu çerçeve sağlıklı kurulmadığında mahkeme, çoğu zaman esasa girmez ve talebi reddeder. Çünkü yargılama, düzenli bir “dosya yönetimi” ister; eksik başvuru, iddianın haklı olup olmadığını tartışmayı bile engelleyebilir.
En sık karşılaşılan usul sorunu, yetki ve görev (davanın doğru mahkemede görülmesi) hatalarıdır. Dava yanlış yerde açıldığında dosya uzar, taraflar zaman kaybeder; bazı hâllerde usulden ret veya yetkisizlik kararı gündeme gelir. Bunun yanında dilekçede talep sonucunun belirsiz bırakılması, olayların somutlaştırılmaması, hukuki sebebin yanlış kurulması gibi eksikler de davayı zayıflatır. Özellikle çekişmeli boşanmalarda, iddiaların “genel anlatı” şeklinde sunulması; tarih, yer, olay örgüsü ve bağlantıların kurulmadığı bir metin oluşturulması, mahkemenin değerlendirmesini güçleştirir.
Uygulamada önemli bir hata da “sonradan toparlarım” düşüncesidir. Delillerin zamanında bildirilmemesi, tanık listesinin süresinde sunulmaması veya delil avansının yatırılmaması, sonradan telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Mahkeme, usuli kazanılmış hak (usul işlemlerinin belli aşamadan sonra geri alınamaması) ve silahların eşitliği (tarafların iddia ve savunma bakımından eşit imkâna sahip olması) ilkelerine göre hareket eder. Bu nedenle usul aşamasında yapılan bir eksiklik, dosyanın ilerleyen safhasında kapatılamayabilir.
Dosyayı sağlamlaştırmak için temel kontrol noktaları aşağıdaki gibidir:
- Yetkili ve görevli mahkeme belirlenmiş mi?
- Dilekçede olaylar kronolojik ve somut yazılmış mı?
- Talep sonucu açık mı; hangi boşanma sebebine dayanıldığı net mi?
- Delil listesi ve tanıklar süresinde bildirilmiş mi?
- Tebligat adresleri ve iletişim bilgileri doğru mu?
Bu başlık altındaki temel mesele şudur: Haklı bir sebep var olsa bile, doğru usul yürütülmezse mahkeme boşanma kararı vermez. Usul, “davanın kapısıdır”; kapı açılmadan içerik tartışılamaz.
Evlenme Yasağı Durumlarında
Boşanma kararının verilebilmesi için ortada hukuken geçerli bir evlilik birliği bulunmalıdır. Kanunun evlenmeyi yasakladığı yakın akrabalık ilişkileri gibi durumlarda, kurulan birliktelik hukuki anlamda “sağlam” bir evlilik niteliği taşımaz. Bu hâller, genellikle mutlak butlan (başlangıçtan itibaren ağır sakatlık nedeniyle geçersizlik) kapsamında değerlendirilir. Böyle bir durumda mahkeme, boşanma davası üzerinden evliliği sona erdirmez; çünkü hukuki mantık açısından sona erdirilecek geçerli bir evlilikten söz etmek mümkün değildir.
Uygulamada çoğu kişi, “resmî nikâh var, o hâlde boşanma açılır” diye düşünür. Oysa evlenme engeli bulunan bir durumda, hukuki yol çoğu kez evliliğin iptali tartışmasına gider. Bu ayrımın sonucu önemlidir: Boşanma davasında mahkeme, evliliğin sürdürülüp sürdürülemeyeceğini değerlendirirken; iptal sürecinde evliliğin kuruluşundaki engeli ve buna bağlı sonuçları inceler. Böylece delil düzeni, talepler ve hatta kişisel durumlara ilişkin sonuçlar farklılaşabilir.
Evlenme yasağı bulunan bir birlikteliğin boşanma davasına konu edilmesi hâlinde ortaya çıkan pratik sorunlar şunlardır:
- Mahkeme, boşanma talebini konu yokluğu veya hukuki nitelendirme nedeniyle reddedebilir.
- Tarafların ileri sürdüğü olaylar (şiddet, terk, sadakatsizlik gibi) esasa girilmeden dosya kapanabilir.
- Yanlış dava türü seçimi, hak kaybına ve ikinci bir dava açma zorunluluğuna yol açabilir.
Bu alanda Yargıtay uygulamasında öne çıkan yaklaşım, “evlilik geçerli mi?” sorusunun çoğu dosyada bir ön mesele olarak ele alınmasıdır. Mahkeme, önce evlilik bağının hukuki niteliğini netleştirir; geçersizlik ağır ise boşanma hükmü kurmaz. Bu nedenle dava açmadan önce ilişkinin hukuki statüsünün doğru tespit edilmesi, hem yargılama ekonomisi (gereksiz yargılama yapılmaması) hem de hak kaybının önlenmesi bakımından belirleyicidir.
Aşağıdaki tablo, boşanma ile iptal ayrımının pratikte neden kritik olduğunu özetler:
| Değerlendirme Konusu | Boşanma Davası | Evliliğin İptali |
|---|---|---|
| Temel Soru | Evlilik birliği sürdürülür mü? | Evlilik baştan geçerli mi? |
| İnceleme Ekseni | Olaylar, kusur, ortak hayat | Evlenme engeli, sakatlık |
| Yanlış Dava Türünün Sonucu | Ret veya süreç uzaması | Talep yanlışsa yeniden dava ihtiyacı |
Sonuç olarak evlenme yasağı bulunan durumlarda “boşanma kararı çıkmaması” çoğu kez iddiaların zayıflığından değil, doğru hukuki yolun seçilmemesinden kaynaklanır.
Boşanma Talebinde Somut Delil Eksikliği
Boşanma davası, duygusal bir krizden doğsa da mahkeme açısından bir ispat yargılamasıdır. Evlilik birliğini temelinden sarsan olayların varlığı, kural olarak delillerle ortaya konulmalıdır. “Böyle oldu” demek yetmez; “bunun böyle olduğunu hangi delille gösterebilirim?” sorusu dosyanın kaderini belirler. Somut delil eksikliği, mahkemenin boşanma kararı vermemesinin en yaygın sebeplerinden biridir.
Somut delil denildiğinde yalnızca belge anlaşılmamalıdır. Tanık beyanı, yazışmalar, resmi tutanaklar, sağlık raporları, kamera kayıtları, mesaj içerikleri gibi pek çok araç delil olabilir. Ancak burada iki kritik eşik vardır: Delilin hukuka uygun elde edilmesi ve iddia edilen vakıa ile bağlantı kurması. Hukuka aykırı elde edilen delillerin (örneğin özel hayatın gizliliğini ihlal edecek şekilde temin edilen kayıtların) değerlendirme dışı kalması mümkündür. Bu da dosyayı bir anda delilsiz bırakabilir.
Uygulamada sık yapılan hatalar şu kümelerde toplanır:
- Genel anlatım: Olayların tarih, yer ve bağlam belirtilmeden aktarılması.
- Yanlış delil seçimi: İddia ile ilgisiz veya ispat gücü zayıf delillerin sunulması.
- Geç bildirim: Delillerin ve tanıkların süresinde mahkemeye bildirilmemesi.
- Hukuka aykırılık riski: Delilin elde ediliş biçiminin tartışmalı olması.
Yargıtay uygulamasında dikkat edilen nokta, iddiaların “olabilirlik” düzeyinde kalmaması; hayatın olağan akışına uygun ve dosya bütünlüğü içinde tutarlı şekilde ispatlanmasıdır. Örneğin bir tanığın yalnızca “duydum” şeklindeki beyanı ile, doğrudan gözleme dayalı ayrıntılı beyan aynı ağırlıkta görülmez. Aynı şekilde tek bir mesaj ekran görüntüsü, bağlamı kurulmadan sunulursa ikna gücü azalır. Mahkeme, delillerin bir “hikâye” olarak değil, birbirini destekleyen bir ispat zinciri olarak kurulmasını bekler.
Delil stratejisi oluştururken şu yaklaşım dosyayı güçlendirir:
| İddia Türü | Güçlü Delil Örnekleri | Riskli/Etkinliği Düşük Yaklaşımlar |
|---|---|---|
| Şiddet iddiası | Resmî başvuru kayıtları, sağlık raporu, tanık | Somut tarih ve belge olmadan genel beyan |
| Terk iddiası | Adres kayıtları, tebligat, tanık, süreç belgeleri | Sadece “evi terk etti” ifadesi |
| Sadakatsizlik iddiası | Bağlantılı yazışmalar, tanık, tutarlılık | Hukuka aykırı kayıtlarla ispat denemesi |
Somut delil yokluğunda mahkeme, kusur ve olaylar hakkında kanaat oluşturamaz; kanaat oluşmadığında boşanma kararı verilmesi de mümkün olmaz. Bu nedenle delil düzeni, boşanma dosyasının omurgasıdır.
Evlilik Sözleşmesinin Geçersizliği Durumunda
Evlilik sözleşmesi denildiğinde çoğu kişi yalnızca mal paylaşımını düşünür. Oysa hukuki anlamda mal rejimi sözleşmesi (eşlerin edinilmiş mallara katılma gibi rejimler yerine farklı bir rejim seçmesi) belirli şekil şartlarına bağlıdır ve her “yazılı anlaşma” sözleşme niteliği taşımaz. Bu alanda yapılan hata, geçersiz bir metne dayanarak boşanma davasının veya mali taleplerin otomatik kabul edileceğini varsaymaktır. Mahkeme, önce sözleşmenin varlığını ve geçerliliğini inceler; geçersizse, tarafın beklentisiyle yargılama sonucu arasında ciddi fark doğabilir.
Burada kritik ayrım şudur: Evlilik sözleşmesinin geçersizliği tek başına boşanmayı “imkânsız” kılmaz; fakat çoğu dosyada taraflar boşanma iradesini bu sözleşmeye dayalı taleplerle birlikte kurdukları için süreç karmaşıklaşır. Bazı durumlarda taraf, sözleşmeye aşırı anlam yükleyerek delil ve iddia sistematiğini ihmal eder; mahkeme de boşanma sebebine değil, dosyadaki çelişkili mali taleplere odaklanmak zorunda kalır. Bu da davanın yönetimini güçleştirir.
Uygulamada sözleşmenin geçersiz sayılmasına yol açabilecek durumlar, çoğunlukla şu başlıklarda görülür:
- Şekil şartı eksikliği: Kanunun öngördüğü biçimde yapılmayan anlaşmaların geçersizliği.
- İrade sakatlığı: Hata, hile, korkutma gibi iradeyi bozan hâllerin ileri sürülmesi.
- Kapsam aşımı: Sözleşme ile düzenlenemeyecek kişisel haklara müdahale eden hükümler.
- Belirsizlik: Malvarlığı unsurlarının, oranların veya kapsamın muğlak bırakılması.
Yargıtay uygulamasında dikkat edilen ana eksen, sözleşmenin kurucu şartlarının sağlanıp sağlanmadığı ve taraf iradesinin serbestçe oluşup oluşmadığıdır. Bu nedenle sözleşmenin geçersizliği iddiası varsa, sadece “geçersiz” demek yetmez; hangi nedenle geçersiz olduğu ve bunun nasıl ispatlanacağı somutlaştırılmalıdır. Aksi hâlde mahkeme, sözleşmeyi dikkate almadan genel mal rejimi hükümleri üzerinden ilerler; bu da tarafın planladığı sonucu doğurmaz.
Bu konuda dosyayı sağlıklı yönetmek için iki katmanlı bir strateji gerekir: Boşanma sebebi ve delilleri ayrı, mal rejimi ve sözleşme tartışması ayrı bir bütünlük içinde sunulmalıdır. Aksi hâlde sözleşme tartışması, boşanma talebini gölgeleyebilir ve mahkemenin değerlendirmesinde dağınıklık yaratabilir.
Süreye Bağlı Boşanma Nedenlerinde Bekleme Süresi
Bazı boşanma sebepleri, kanunun aradığı belirli süreler dolmadan ileri sürülemez. Bu süreler, yalnızca şekli bir şart değildir; mahkemenin boşanma kararı verip veremeyeceğini doğrudan etkileyen bir eşiktir. Süre şartı dolmadan açılan davalarda, sebep yaşanmış olsa bile mahkeme boşanma kararı kurmaz; çünkü kanun, olayın “olgunlaşmasını” ve ortak hayat üzerindeki etkisinin süreklilik kazanmasını arar.
Bu başlık altında en çok hata yapılan alan, sürenin hangi andan itibaren başlayacağının yanlış değerlendirilmesidir. Örneğin terk iddiasında, yalnızca eşin evi terk etmesi değil; terk olgusunun hukuki nitelik kazanması, gerekli bildirimlerin yapılması ve kanunun aradığı şartların tamamlanması önem taşır. Süre dolmadan açılan dava, çoğu kez zamansız başvuru olarak değerlendirilir ve reddedilebilir. Bu ret, “haklı değilsiniz” anlamına gelmez; “şartlar oluşmadan geldiniz” anlamına gelir.
Yargıtay uygulamasında süreye ilişkin meselelerde aranan yaklaşım, sürenin objektif şekilde tespiti ve dosyada bu tespiti destekleyen belgelerin bulunmasıdır. Tarafların sözlü beyanı, çoğu durumda yeterli görülmez. Süreyi başlatan olayın tarihi, ortak konutun terk edilmesi, ayrı yaşamanın başladığı an, yapılan uyarı veya bildirimler gibi olgular somutlaştırılmalıdır.
Süre şartlarını doğru yönetmek için pratik kontrol listesi aşağıdaki gibidir:
- Süreyi başlatan olay açıkça belirlenmiş mi?
- Bu olayı doğrulayan belge veya tanık mevcut mu?
- Kanunun aradığı ek şartlar (bildirim, ihtar, başvuru gibi) yerine getirilmiş mi?
- Dava açma zamanı, şartların oluştuğu tarihle uyumlu mu?
Bu başlık, davanın “doğru zamanda” açılmasının önemini gösterir. Süre koşulu dolmadan dosya açmak, yargılamayı uzatır ve tarafların müzakere gücünü de zayıflatabilir. Zamanlama doğru kurulmadığında, dosya esasa girmeden kapanabilir.
Fiili Ayrılığın Yeterli Süreye Ulaşmaması
Fiili ayrılık, eşlerin ortak yaşamı sürdürmemesi anlamına gelir; ancak her fiili ayrılık, otomatik olarak boşanma kararı doğurmaz. Mahkeme, ayrılığın süreklilik taşıyıp taşımadığını, ortak hayatın yeniden kurulma ihtimalini ve ayrılığın evlilik birliği üzerindeki etkisini birlikte değerlendirir. Kısa süreli veya geçici ayrılıklar, özellikle tarafların tekrar bir araya gelme girişimleri varsa, boşanma için yeterli görülmeyebilir.
Uygulamada en sık yapılan hata, “ayrıyız” bilgisinin tek başına yeterli sanılmasıdır. Mahkeme, ayrılığın nedenini ve içeriğini anlamak ister: Ayrılık geçici bir kriz mi, yoksa ortak hayatın fiilen sona erdiği bir durum mu? Bu ayrımın sonucu, delil stratejisini de değiştirir. Ayrılığın sürekliliğini gösterebilen unsurlar (adres değişikliği, ayrı düzen kurma, ekonomik ayrışma, tanık anlatımları) dosyayı güçlendirir. Sadece duygusal kopuş anlatımı ise çoğu kez soyut kalır.
Yargıtay uygulamasında öne çıkan nokta, fiili ayrılığın “tek başına” değil, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına dair diğer verilerle birlikte okunmasıdır. Taraflar arasındaki iletişimin niteliği, ortak konutun kullanımı, bir araya gelme girişimleri, aile birliğini sürdürme iradesi gibi göstergeler dikkate alınır. Bu nedenle ayrılık süresinin yanında ayrılığın “nitelik” boyutu da önem taşır.
Fiili ayrılığın yeterli görülmemesine yol açan tipik örüntüler şunlardır:
- Tarafların belirli aralıklarla yeniden birlikte yaşaması veya barışma girişimleri.
- Ayrılığın kısa sürmesi ve ortak hayatın yeniden kurulabileceğine dair emarelerin bulunması.
- Ayrılığın nedeninin dosyada somutlaştırılmaması; yalnızca “anlaşamıyoruz” söylemi.
Fiili ayrılık iddiası üzerine kurulu dosyalarda, ayrılığın süresi kadar ayrılığın ortak hayatı fiilen bitirdiğini gösteren delil seti oluşturulmalıdır. Aksi hâlde mahkeme, evliliğin onarılabilir olduğu kanaatine varabilir ve boşanma kararı kurmayabilir.
Geçici Koruma Kararlarının İhlali
Boşanma yargılamasında mahkeme, tarafların ve özellikle çocukların korunması için geçici hukuki koruma tedbirleri (yargılama sürerken verilen ara nitelikte önlemler) alabilir. Bu tedbirler; uzaklaştırma, iletişim kısıtlaması, konut düzenlemesi, geçici nafaka veya çocukla kişisel ilişkinin düzenlenmesi gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Tedbirlere uyulmaması, davanın doğrudan “reddi” sonucunu otomatik doğurmaz; ancak yargılamanın seyrini ciddi biçimde etkiler ve tarafın güvenilirliğini zedeler.
Yargıtay uygulamasında, mahkeme kararlarının ihlalinin “davaya saygı” ve “yargı düzeni” açısından değerlendirilmesi önemlidir. Tedbir ihlali, tarafın kusur durumuna, velayet/kişisel ilişki değerlendirmesine ve hatta delillerin güvenilirliğine etki edebilir. Örneğin iletişim yasağına rağmen ısrarlı şekilde mesaj atılması, takip edilmesi veya ortak konuta izinsiz girilmesi gibi davranışlar, hem ayrı bir hukuki sorumluluk doğurabilir hem de boşanma dosyasında aleyhe yorumlanabilir.
Uygulamada sık görülen yanlışlardan biri, tedbir kararının kapsamının tam anlaşılmamasıdır. “Sadece evin yakınına gitme” gibi dar yorumlar yapılır; oysa kararda iletişim araçları, üçüncü kişiler üzerinden temas, sosyal medya üzerinden takip gibi alanlar da kapsanabilir. Bir diğer hata, karşı tarafın da ihlal ettiğini düşünerek “ben de uymayabilirim” yaklaşımıdır. Tedbir kararları, karşılıklılık esasına göre değil, mahkemenin emrine göre uygulanır. İhlal iddiası varsa doğru yol, bunu dosyaya taşıyıp yaptırım talep etmektir.
Bu başlık altında dosyayı koruyan pratik yaklaşım şunlardır:
- Tedbir kararının metni ve kapsamı net biçimde okunmalı, sınırlar belirlenmelidir.
- İhlal riskine yol açacak iletişim ve temas biçimleri tamamen kesilmelidir.
- Karşı tarafın ihlali varsa, delilli şekilde mahkemeye bildirilmelidir.
Geçici koruma tedbirlerine uyum, yalnızca yaptırım riskini azaltmaz; aynı zamanda mahkemenin gözünde tarafın hukuka bağlılığını gösterir. Tedbir ihlali, boşanma kararının ortaya çıkmasını zorlaştıran bir güven sorunu yaratabilir.
Aile İçi Şiddet Davalarında Koruma Taleplerinin Karşılanmaması
Aile içi şiddet iddiaları içeren boşanma dosyalarında, mahkemenin yaklaşımı yalnızca boşanma talebine değil, aynı zamanda korunma ihtiyacına odaklanır. Şiddet iddiası varsa, tedbir ve koruma talepleri doğru kurulmadığında süreç hem güvenlik hem de ispat bakımından zayıflayabilir. Koruma talebinin karşılanmaması, bazen şiddetin hiç olmadığı anlamına gelmez; çoğu zaman talebin hukuki çerçevede yeterince somutlaştırılamaması veya delil desteğinin zayıflığı nedeniyle ortaya çıkar. Bu durum da boşanma talebinin ispat boyutunu olumsuz etkileyebilir.
Mahkeme, koruma tedbirlerini değerlendirirken “risk” düzeyini görmek ister. Riskin ortaya konulması için; olayların tarihleri, tekrar sıklığı, tehdit içeriği, fiziksel yaralanma iddiası varsa sağlık kayıtları, komşu veya yakın çevre tanıklığı, resmi başvuru belgeleri gibi unsurlar önem taşır. Uygulamada yapılan hata, “koruma istiyorum” talebini gerekçesiz bırakmak veya şiddetin türünü (fiziksel, psikolojik, ekonomik, dijital takip gibi) somutlaştırmadan talepte bulunmaktır.
Yargıtay uygulamasında, şiddet iddiasının dosyaya yalnızca bir cümleyle yazılması, boşanma ve koruma boyutunda ikna gücünü düşürür. Ayrıca koruma talebi karşılanmasa bile, boşanma davasında şiddet iddiasının ispatlanması mümkündür; ancak bu, delil stratejisinin doğru kurulmasını gerektirir. Bu nedenle korunma talepleri ile boşanma delilleri birbirini destekleyecek şekilde planlanmalıdır.
Koruma taleplerinin karşılanmamasına yol açan tipik eksikler şunlardır:
- Olayların somut tarih ve içerikle anlatılmaması.
- Şiddetin türünün ve etkisinin açıkça gösterilmemesi.
- Delil sunulmadan yalnızca beyanla yetinilmesi.
- Tedbir kapsamının talep dilekçesinde belirsiz bırakılması.
Bu dosyalarda amaç, hem güvenlik ihtiyacını görünür kılmak hem de boşanma sebebini ispat zincirine oturtmaktır. Koruma talebi zayıf kurulduğunda, şiddet iddiası da dosyada dağınık kalır; bu da mahkemenin boşanma kararı kurmasını zorlaştırabilir.
SSS
Boşanma davası neden usulden reddedilir?
Yetki-görev hatası, dilekçenin zorunlu unsurları taşımaması, delillerin süresinde bildirilmemesi, harç ve gider avansının yatırılmaması gibi dava şartı ve usul eksiklikleri nedeniyle mahkeme esasa girmeden ret kararı verebilir. Bu ret, çoğu durumda iddianın haklı olup olmadığından bağımsızdır.
Somut delil olmadan boşanma kararı çıkar mı?
Mahkeme kanaatini delillerle oluşturur. Yalnızca genel anlatım ve soyut iddialarla boşanma kararı verilmesi güçleşir. Tanık, belge, resmi kayıt gibi delillerin hukuka uygun şekilde sunulması ve iddiayla bağlantısının kurulması beklenir.
Süre şartı dolmadan açılan dava ne olur?
Süreye bağlı boşanma sebeplerinde bekleme süresi dolmadan açılan davalarda mahkeme, şartların oluşmadığı gerekçesiyle ret kararı verebilir. Bu durum, çoğu kez davanın yanlış zamanda açılmasından kaynaklanır.
Fiili ayrılık her zaman boşanma sebebi sayılır mı?
Fiili ayrılığın süreklilik taşıması ve ortak hayatın fiilen sona erdiğini gösteren olgularla desteklenmesi gerekir. Kısa süreli ayrılıklar veya barışma girişimlerinin bulunduğu durumlarda mahkeme, evliliğin onarılabilir olduğu kanaatine varabilir.
Geçici koruma tedbirine uyulmazsa ne olur?
Tedbir ihlali, dosyada aleyhe değerlendirmeye, yaptırım süreçlerine ve özellikle çocukla kişisel ilişki gibi konularda olumsuz sonuçlara yol açabilir. İhlal iddiası varsa, karşı ihlale karşılık vermek yerine delille mahkemeye başvurmak daha doğru bir yoldur.