İştirak Nafakası

Boşanma veya ayrılık sürecinde en çok tartışılan başlıklardan biri İştirak Nafakası olur. Çünkü konu yalnızca “bir miktar para ödenmesi” meselesi değildir; çocuğun eğitimden sağlığa, barınmadan günlük bakıma kadar uzanan ihtiyaçlarının, ebeveynler arasında adil biçimde paylaşılması anlamına gelir. Uygulamada, velayet kendisinde olmayan ebeveyn “neden ben ödüyorum” diye düşünürken; velayeti üstlenen taraf da çoğu zaman masrafların görünenden fazla olduğunu ifade eder. Bu makalede, iştirak nafakasının hangi mantıkla düzenlendiğini, kimlerin talep edebileceğini, miktarın nasıl belirlendiğini, ne kadar süreyle ödeneceğini, ödenmediğinde hangi yaptırımların doğacağını ve nafakanın artırılması/azaltılması gibi değişiklik süreçlerinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini, pratikte karşılaşılan sorunları da göstererek açıklıyorum.

İştirak Nafakası Nedir?

İştirak nafakası, velayet (çocuğun bakım ve yetiştirilmesine ilişkin hak ve yükümlülükler) kendisine bırakılmayan ebeveynin, müşterek çocuğun giderlerine mali gücü oranında katılmasını sağlayan nafaka türüdür. Burada “nafaka” kelimesi çoğu zaman eşe ödenen destekle karıştırılır; oysa iştirak nafakasında asıl amaç, çocuğun menfaatinin korunması ve çocuğun yaşam düzeninin mümkün olduğunca istikrarlı sürdürülmesidir.

Bu nafaka, bir ebeveyni “cezalandırma” aracı değildir. Mahkeme, iki tarafın ekonomik gerçekliğini ve çocuğun somut ihtiyaçlarını birlikte değerlendirir. Velayeti alan ebeveynin çocuğa ayırdığı zaman, üstlendiği günlük bakım yükü ve fiili sorumlulukları da değerlendirme zeminine dolaylı biçimde yansır. Çünkü velayet sahibi ebeveyn yalnızca para harcamaz; aynı zamanda emek ve zaman harcar. Bu nedenle iştirak nafakası belirlenirken, sadece faturalar değil, bakım yükünün doğurduğu gerçekler de göz önüne alınır.

Uygulamada sık yapılan bir hata, iştirak nafakasının “tek başına bir gider kalemi” sanılmasıdır. Oysa iştirak nafakası, çocuğun ihtiyaçlarıyla birlikte ebeveynlerin gelir ve gider dengesini hedefleyen bir hakkaniyet (adalete uygunluk) mekanizmasıdır. Bu yüzden her dosyada tek bir şablon uygulanmaz; somut olaya göre değerlendirme yapılır.

İştirak Nafakası Hangi Durumlarda Verilir?

İştirak nafakası, müşterek çocuğun bakım, sağlık, eğitim ve temel yaşam giderlerinin karşılanabilmesi için gündeme gelir. Temel koşul, çocuğun velayetinin ebeveynlerden birine verilmesi ve diğer ebeveynin çocuğun giderlerine düzenli biçimde katkı sağlamasının gerekmesidir. Velayet kendisine verilmeyen tarafın, “ben çocuğu görmüyorum” veya “diğer taraf harcıyor” gibi gerekçelerle tamamen katkıdan kaçınması, sistemin amacıyla bağdaşmaz. Çünkü katkı yükümlülüğü, ebeveyn-çocuk ilişkisinin doğal bir sonucudur.

Bu noktada önemli ayrım şudur: İştirak nafakası çocuğa yöneliktir; yoksulluk nafakası ise boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşe yöneliktir. Uygulamada bu iki kavram birbirine karıştırıldığı için yanlış talepler ortaya çıkabilir. Bazı dosyalarda, ekonomik gücü sınırlı olan taraftan hem kendi geçimini sağlayamadığı halde hem de çocuk için ödeme istenmesi, mahkemelerin dikkatle tarttığı bir konudur.

İştirak nafakasının her durumda istenebileceği düşüncesi de doğru değildir. Örneğin, ödeme gücü bulunmayan bir ebeveynin sırf “ebeveyn” olduğu için otomatik olarak yüksek tutarla yükümlü tutulması beklenmez. Mahkeme, gerçek ödeme gücünü araştırır. Ayrıca çocuğun kendi geliri (örneğin düzenli bir gelir veya malvarlığından doğan kazanç) varsa, bu unsur nafaka miktarının belirlenmesinde hesaba katılır. Pratikte doğru strateji, çocuğun ihtiyacını somut verilerle açıklamak ve karşı tarafın ödeme gücünü gerçekçi şekilde ortaya koymaktır.

İştirak Nafakasına Kimler Başvurabilir?

İştirak nafakasını talep etme hakkı kural olarak, müşterek çocuğun velayetini fiilen kullanan ve çocuğun bakımını üstlenen ebeveyne aittir. Bunun nedeni, çocuğun giderlerinin ağırlıklı olarak bu ebeveyn tarafından karşılanması ve katkının düzenli hale getirilmesi ihtiyacıdır. Ancak uygulamada yalnızca velayet sahibi ebeveyn değil, belirli koşullarda çocuğu temsile yetkili kişiler de bu talebi ileri sürebilir.

Çocuk ayırt etme gücüne (temyiz kudreti: davranışlarının sonuçlarını kavrayabilme) sahipse, kendi yararına nafaka konusunda girişimlerin hangi usulle yürütüleceği dosyanın özelliklerine göre değerlendirilir. Ayırt etme gücü olmayan küçükler açısından ise vasi veya kayyım (belirli bir iş için atanan temsilci) gibi temsil mekanizmaları devreye girebilir. Burada kritik olan, talebin “çocuğun yararına” ve “çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya” dönük olmasıdır.

Evlilik dışında doğan ortak çocuk bakımından da, çocuğun velayetini üstlenen ebeveyn iştirak nafakası talebinde bulunabilir. Uygulamada bu tür dosyalarda en büyük hata, “evlilik yoksa nafaka da yoktur” gibi yanlış bir kabuldür. Çocuğun korunması ilkesi, ebeveynin statüsünden bağımsız olarak işletilir. Bu nedenle talep hakkı ve yükümlülük, çocuğun ebeveyni olma gerçeği üzerinden şekillenir. Başvuru hazırlığında, velayet/temsil ilişkisini ve çocuğun fiili bakımının kimde olduğunu net göstermek, davanın sağlıklı ilerlemesini sağlar.

İştirak Nafakası Hesaplaması Nasıl Yapılır?

İştirak nafakasında “tek bir hesaplama formülü” yoktur; mahkeme somut olayın verileriyle hakkaniyete uygun bir tutar belirler. Değerlendirmede iki ana eksen vardır: çocuğun ihtiyaçları ve ebeveynlerin ödeme gücü. Çocuğun yaşı, eğitim düzeyi, sağlık ihtiyaçları, özel gereksinimleri, yaşadığı şehirdeki yaşam maliyeti ve günlük bakım giderleri dikkate alınır. Ebeveynler açısından ise düzenli gelir, meslek, sosyal ve ekonomik yaşam standardı, kira/borç yükü, bakmakla yükümlü olduğu başka kişiler gibi faktörler önemlidir.

Değerlendirme BaşlığıMahkemenin Tipik Olarak Baktığı UnsurlarUygulamada Sık Hata
Çocuğun ihtiyaçlarıEğitim, sağlık, beslenme, barınma, ulaşım, kırtasiye, kurs gibi kalemlerGiderleri belgesiz ve toplu anlatmak
Ebeveynlerin gelir durumuMaaş, ek gelir, serbest meslek kazancı, malvarlığı getirisiGeliri eksik beyan etmek veya kayıt dışı geliri saklamak
Orantılılık ve hakkaniyetÖdeme gücünü aşmayan, çocuğun ihtiyaçlarını karşılayan makul tutar“Cezalandırma” mantığıyla fahiş tutar talep etmek

Pratikte en sağlıklı yaklaşım, giderleri kalem kalem açıklamak ve mümkün olduğunca makul aralıkta gösterebilmektir. Çok yüksek ve gerçekçi olmayan gider listeleri, mahkemenin güvenini zedeleyebilir. Diğer yandan, velayet sahibi ebeveynin çocuğa ayırdığı emek ve günlük bakım yükünün, “sıfır maliyetli” sanılması da başka bir uç hatadır. Mahkeme, bu dengenin bozulmamasını hedefler.

İştirak Nafakası Ne Kadar Süreyle Ödenir?

Genel kural, iştirak nafakasının çocuğun ergin (reşit) olmasıyla sona ermesidir. Erginlik, çoğunlukla yaşa bağlı olarak gerçekleşir; ayrıca bazı hallerde evlenme veya mahkeme kararıyla ergin kılınma gibi sonuçlar doğabilir. Burada önemli olan, nafakanın “eşe” değil “çocuğa” ilişkin olmasıdır; dolayısıyla çocuğun bakım ihtiyacı ve hukuk düzeninin çocuğu koruma yaklaşımı süreyi belirler.

Uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, çocuğun erginliğe yaklaşmasıyla nafakanın kendiliğinden kalkacağı düşüncesidir. Nafaka hükmü mevcutsa, dosyanın özelliğine göre işlem yapılması gerekebilir. Ayrıca nafakanın devam edip etmeyeceği tartışması, yalnızca yaşa indirgenmemelidir; bazı dosyalarda çocuğun ihtiyaçları, eğitim süreci ve gelir elde edip etmemesi gibi hususlar tartışma konusu olabilir. Bu noktada, hukuki yolun doğru kurulması önemlidir.

Bir diğer önemli pratik mesele, tarafların “ödemeyi fiilen kesmesi” ile “hukuken sona ermesi” arasındaki farktır. Ödeme fiilen kesildiğinde, alacaklı taraf icra yoluna başvurabilir ve borç birikebilir. Bu nedenle, sona erme veya değişiklik iddiası olan tarafın, bunu doğru usulle ileri sürmesi gerekir. Uygulamada doğru strateji, çocuğun durumunu ve nafakanın dayandığı koşulları netleştirmek ve gerekiyorsa mahkemeden karar almaktır.

Nafaka Ödemeyen Ebeveyne Ne Tür Cezalar Verilir?

İştirak nafakası ödenmediğinde, alacaklı taraf icra dairesi aracılığıyla icra takibi (borcun devlet zoruyla tahsil edilmesi süreci) başlatabilir. Borçluya ödeme emri gönderilir; süresi içinde itiraz edilmez ve ödeme yapılmazsa takip kesinleşir. Sonrasında haciz işlemleri gündeme gelebilir. Bu süreç, nafaka alacağının “önemli” bir alacak türü olarak kabul edilmesinin sonucudur.

Bununla birlikte nafaka borçlarına ilişkin, İcra ve İflas Kanunu kapsamında tazyik hapsi (borcu ödemeye zorlamaya yönelik disiplin niteliğinde hapis) yaptırımı da söz konusu olabilir. Buradaki amaç cezalandırmadan çok, nafaka kararının etkili biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Uygulamada borçluların sık yaptığı hata, “nasıl olsa dava açtım, ödeme bekler” düşüncesidir. Nafakanın kaldırılması veya azaltılması için dava açılmış olsa bile, mahkeme veya icra merciinin yaklaşımı dosyanın özelliklerine göre değişebilir; bu nedenle ödeme yükümlülüğü ciddiyetle yönetilmelidir.

Öte yandan alacaklı tarafın da sık yaptığı hata, icra sürecinde doğru belge ve hesapla ilerlememektir. Birikmiş nafaka kalemleri, hangi aya ait olduğu, hangi ödemelerin yapıldığı açıkça gösterilmezse süreç uzayabilir. Pratikte, düzenli ödeme kayıtları tutmak ve icra dosyasına net hesap sunmak, hem tahsilatı hızlandırır hem de itiraz riskini azaltır.

İştirak Nafakası Davası Hangi Mahkemede Açılır?

İştirak nafakası davalarında görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde, Asliye Hukuk Mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Görev konusu, mahkemenin türünü belirlediği için önemlidir; yanlış mahkemede açılan davalar usul sorunlarına yol açabilir.

Yetki (davaya hangi yerdeki mahkemenin bakacağı) bakımından genel ilke, davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi gibi özel yetki kuralları uygulamada önem kazanır. Bu, özellikle boşanma sonrası taşınma, çocuğun başka şehirde yaşamaya başlaması gibi durumlarda pratik kolaylık sağlar. Evlilik dışında doğan çocuklarda ise çocuğun oturduğu yer mahkemesinin yetkili olması gündeme gelebilir.

Uygulamada sık yapılan hata, “boşanma davasının görüldüğü mahkeme her şeye bakar” varsayımıdır. Nafaka davası, çoğu zaman bağımsız bir dosya olarak yürüyebilir ve yetki kuralları önem taşır. Bu nedenle dava açmadan önce, çocuğun fiilen nerede yaşadığı, tarafların yerleşim yeri ve hangi özel yetki kuralının uygulanacağı dikkatle analiz edilmelidir. Yanlış yerde açılan dava zaman kaybına yol açar; bu da nafaka gibi düzenli ödemeye dayanan bir konuda ciddi mağduriyet oluşturabilir.

İştirak Nafakası Geriye Dönük Talep Edilebilir Mi ve Bu Konuda Zamanaşımı Var Mıdır?

İştirak nafakasında geriye dönük talep, belirli sınırlar içinde mümkündür. Uygulamada “geçmişte ödenmeyen katkının” hangi dönem için istenebileceği sorusu sık gelir. Burada zamanaşımı (alacağın belirli süreden sonra dava edilememesi) prensibi devreye girer. Nafaka alacaklarında, genel zamanaşımı yaklaşımı uygulanır ve geçmişe dönük talep belirli bir süre ile sınırlanır.

Pratikte en yaygın hata, “ne kadar geçmişse geçmiş, tamamını alırım” düşüncesidir. Oysa geçmiş dönem talep edilecekse, hangi aylar için istenildiği açıkça belirtilmeli, ödeme yapılmadığı ortaya konulmalı ve talep zamanaşımı sınırlarını aşmayacak biçimde kurulmalıdır. Bu noktada bir başka hata da, geriye dönük talep ile “birikmiş nafaka” kavramının karıştırılmasıdır. Eğer mahkeme kararıyla hükmedilmiş bir nafaka varken ödenmemişse, icra dosyasında biriken borç ayrı bir değerlendirme konusu olur; fakat ilk kez talep edilecek bir dönem için geriye dönük istek farklı usul ve sınırlara tabidir.

Uygulamada güçlü bir dosya kurmak için, talep edilen dönemlerde çocuğun kim tarafından bakıldığı, hangi giderlerin üstlenildiği ve diğer tarafın katkısız kaldığı somutlaştırılmalıdır. Belgeler, okul/sağlık harcamaları, kira/yaşam giderleri gibi unsurlar “abartısız ve gerçekçi” biçimde sunulduğunda, mahkeme hakkaniyet değerlendirmesini daha sağlıklı yapar.

İştirak Nafakasının Artırılması, Azaltılması veya Kaldırılması Mümkün müdür?

İştirak nafakası, kararın verildiği tarihteki koşullara göre belirlenir. Ancak hayat statik değildir; tarafların gelirinde artış/azalış olabilir, çocuk büyür, eğitim giderleri yükselir, sağlık ihtiyacı doğar veya çocuk gelir elde etmeye başlayabilir. Bu tür esaslı değişikliklerde, iştirak nafakasının artırılması, azaltılması veya bazı durumlarda kaldırılması talep edilebilir.

Burada kritik kural şudur: Mahkeme bu değişikliği kendiliğinden yapmaz; talep gerekir. Uygulamada en sık görülen hatalardan biri, koşullar değiştiğinde “nafaka otomatik güncellenir” sanılmasıdır. Örneğin ödeme gücü ciddi biçimde düşen bir borçlu, mahkemeden uyarlama istemeden ödemeyi keserse icra ve yaptırım riskiyle karşılaşır. Benzer şekilde çocuğun eğitim giderleri artan alacaklı taraf, artışı talep etmeden yalnızca fiili masrafları gerekçe göstererek icrada farklı tutar isteyemez; doğru yol, mahkemeden artırma kararı almaktır.

  • Artırma için tipik gerekçeler: eğitim/sağlık giderlerinde artış, yaşam maliyetinin yükselmesi, borçlunun gelirinde belirgin artış.
  • Azaltma için tipik gerekçeler: borçlunun gelir kaybı, yeni bakmakla yükümlü olunan kişiler, çocuğun giderlerinde belirgin azalma.
  • Kaldırma için tipik gerekçeler: çocuğun düzenli gelir elde etmeye başlaması veya nafakayı gereksiz kılan esaslı durum değişiklikleri.

Dosya stratejisinde en önemli konu, değişikliğin “geçici” mi “kalıcı” mı olduğunun gösterilmesidir. Geçici dalgalanmalara dayalı talepler, mahkeme tarafından sınırlı ölçüde dikkate alınabilir. Bu nedenle gelir kaybı iddiası varsa belgelerle, gider artışı iddiası varsa somut ihtiyaçlarla desteklenmiş bir başvuru yapılmalıdır.

İştirak Nafakası Konusunda Yargıtay Uygulamaları

Yargıtay kararları, iştirak nafakasında iki temel ekseni sürekli vurgular: hakkaniyet ve orantılılık. Mahkemelerin, nafaka miktarını belirlerken hem çocuğun ihtiyaçlarını hem de nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü birlikte tartması beklenir. Yargıtay, ödeme gücüyle uyumsuz, hayatın olağan akışına göre sürdürülebilir olmayan tutarları, “hakkaniyete aykırılık” gerekçesiyle eleştirebilmektedir.

Uygulamada dikkat çeken bir başka yaklaşım, ekonomik gerçeklik araştırmasının niteliğidir. Salt beyanlarla yetinmek yerine gelir-gider dengesini ortaya koyan araştırmaların yapılması, Yargıtay denetiminde önem kazanır. Ayrıca bazı dosyalarda, yoksulluk nafakası alan eşten iştirak nafakası talep edilmesi gibi yanlış kurgular görülebilmektedir. Yargıtay uygulaması, kendi geçimini sağlayamayacak düzeyde olan bir kişiden çocuk için ayrıca ödeme beklenmesini, dosya koşullarına göre değerlendirmekle birlikte, genel yaklaşım olarak sınırlayıcı biçimde ele alır.

Bir diğer önemli nokta, kanun yoluna başvuru sınırlarıdır. İştirak nafakası bakımından, kararın niteliği ve yıllık toplam tutar gibi ölçütler, hangi kanun yolunun açık olduğu tartışmasını doğurabilir. Bu teknik alan, tarafların çoğu zaman gözden kaçırdığı bir detaydır. Pratikte, “istinaf/temyiz olur” varsayımıyla hareket etmek yerine, dosyanın parasal sınır ve usul koşullarını kontrol etmek gerekir. Aksi halde, yanlış başvuru nedeniyle zaman kaybı yaşanabilir ve karar kesinleşebilir.

İştirak Nafakasının Çocuğun İhtiyaçları ve Tarafların Ekonomik Durumuna Göre Belirlenmesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2017/2983 E., 2018/11177 K., T: 10.10.2018 sayılı kararı:

İştirak nafakası belirlenirken mahkeme, yalnızca ebeveynlerin gelir durumunu değil aynı zamanda çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçlarını da birlikte değerlendirmek zorundadır.

“İştirak nafakasının belirlenmesinde çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçları ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları birlikte değerlendirilmelidir. Nafaka miktarı belirlenirken hakkaniyet ilkesi gözetilmelidir.”


Nafaka Yükümlüsünün Ödeme Gücü Nafaka Miktarının Belirlenmesinde Dikkate Alınmalıdır

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/18619 E., 2017/12205 K., T: 14.11.2017 sayılı kararı:

İştirak nafakasının belirlenmesinde nafaka yükümlüsünün mali gücünün göz önünde bulundurulması gerekir. Nafaka miktarı belirlenirken ödeme gücünü aşan tutarlar belirlenmesi hukuka uygun değildir.

“Mahkemece iştirak nafakası belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılmalı, nafaka yükümlüsünün mali gücü ile çocuğun ihtiyaçları arasında hakkaniyete uygun bir denge kurulmalıdır.”


Çocuğun Yaşı ve Eğitim Durumu Nafaka Miktarının Belirlenmesinde Önemlidir

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/15624 E., 2016/13442 K., T: 05.12.2016 sayılı kararı:

Çocuğun büyümesi ve eğitim giderlerinin artması durumunda iştirak nafakasının artırılması mümkündür. Mahkeme, çocuğun değişen ihtiyaçlarını dikkate almak zorundadır.

“Çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçlarındaki artış gözetilerek iştirak nafakasının artırılması gerektiği dikkate alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

İştirak Nafakası Hakkında Avukat Tunç Sudi TOL’un Karşılaştığı Sorunlar

İştirak nafakası davalarında uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, tarafların nafaka kavramını yanlış anlamasıdır. Velayet kendisinde olmayan ebeveyn çoğu zaman nafakayı “diğer eşe ödenen para” olarak değerlendirmekte; velayet sahibi ebeveyn ise nafakanın tüm masrafları karşılaması gerektiğini düşünmektedir. Oysa iştirak nafakası, çocuğun giderlerinin ebeveynler arasında mali güç oranında paylaşılması amacıyla düzenlenmiş bir yükümlülüktür.

Uygulamada ayrıca tarafların gelir durumlarının doğru şekilde ortaya konulmaması da önemli bir sorundur. Özellikle serbest meslek sahibi veya kayıt dışı gelir elde eden kişiler bakımından gerçek gelir durumunun tespiti zorlaşabilmektedir. Bu nedenle mahkemeler çoğu zaman sosyal ve ekonomik durum araştırması yaptırarak tarafların yaşam standardını da dikkate almaktadır.

Bir diğer önemli sorun ise nafakanın belirlenmesinden sonra ortaya çıkan değişikliklerdir. Çocuğun büyümesi, eğitim giderlerinin artması veya ebeveynlerin gelir durumunun değişmesi gibi hallerde nafaka miktarının güncellenmesi gerekebilir. Ancak uygulamada birçok kişi bu değişikliklerin mahkeme kararıyla yapılması gerektiğini bilmemekte ve fiilen ödeme miktarını değiştirmektedir. Bu durum ise icra takiplerine ve yeni davalara yol açabilmektedir.


Uygulamada Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenmektedir?

İştirak nafakasının belirlenmesinde mahkemeler çoğu zaman tarafların sunduğu belgelerle birlikte sosyal ve ekonomik durum araştırması sonuçlarını dikkate almaktadır. Çocuğun yaşı, eğitim gördüğü okul, sağlık durumu ve yaşam standardı değerlendirilirken, ebeveynlerin gelir düzeyi, meslekleri ve sosyal yaşam koşulları da birlikte incelenir.

Uygulamada mahkemeler, nafaka miktarını belirlerken çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilecek fakat nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü aşmayacak bir denge kurmaya çalışmaktadır. Bu nedenle aynı şehirde ve benzer koşullarda görülen davalarda bile nafaka miktarları farklı olabilmektedir.

Özellikle büyük şehirlerde eğitim, ulaşım ve sosyal faaliyet giderlerinin artması nedeniyle nafaka miktarları da buna paralel olarak yükselmektedir. Bununla birlikte mahkemeler, nafakanın “cezalandırma aracı” olarak kullanılmasına izin vermez ve her somut olayda tarafların ekonomik gerçekliğini dikkate alır.

İştirak Nafakası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İştirak nafakası ile yoksulluk nafakası arasındaki fark nedir?

İştirak nafakası çocuğun bakım ve eğitim gibi ihtiyaçları için ödenir. Yoksulluk nafakası ise boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşe destek amacı taşır. Amaç, muhatap ve değerlendirme ölçütleri farklıdır.

İştirak nafakası miktarı her dosyada aynı yöntemle mi belirlenir?

Hayır. İştirak nafakası somut olaya göre belirlenir. Çocuğun ihtiyaçları, ebeveynlerin gelir-gider dengesi ve yaşam standardı birlikte değerlendirilerek hakkaniyete uygun bir tutar belirlenir.

Nafaka ödenmezse sadece icra mı olur, başka yaptırım var mı?

İcra takibi temel yoldur; takip kesinleşirse haciz işlemleri gündeme gelebilir. Ayrıca nafaka kararına uymama hâlinde, koşulları oluşursa tazyik hapsi yaptırımı da söz konusu olabilir.

İştirak nafakası kendiliğinden artırılır veya azalır mı?

Hayır. Koşullar değişse bile mahkeme talep olmadan nafakayı değiştirmez. Artırma/azaltma/kaldırma için aile mahkemesine başvurmak gerekir.

Geriye dönük iştirak nafakası istenebilir mi?

Belirli sınırlar içinde istenebilir. Zamanaşımı sınırları ve talebin hangi dönemleri kapsadığı önemlidir. Başvuru, dönem ve gerekçeleri açık olacak şekilde kurulmalıdır.

Bu makale Avukat Tunç Sudi TOL tarafından bizzat hazırlanmıştır. Avukat Tunç Sudi TOL, özellikle aile hukuku, boşanma davaları ve mal rejimi davaları alanlarında çalışmalar yürütmektedir. İşbu mesleki makale/dilekçe, iş ve gelir elde etme amacı güdülmeksizin, meslektaşlarımıza yardımcı olmak, büromuzun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi vermek, bilimsel çalışmalarımızı yayımlamak amacıyla, özel, somut ve mesleki teknik araştırmalar sonucu, çok fazla emek ve mesai harcanarak, reklam yasağı yönetmeliğinin 6. ve 7. maddeleri gözetilerek bizzat avukatımız tarafından hazırlanmış ve yayımlanmıştır.

Yorum yapın

Hemen Ara