Tüketici hakem heyeti kararları, tüketici uyuşmazlıklarında hızlı ve pratik çözüm sağlayan önemli kararlardır. Ancak hakem heyeti tarafından verilen her karar mutlak anlamda kesin değildir. Kararın hukuka, delillere, sözleşmeye veya olayın gerçek durumuna aykırı olduğunu düşünen taraflar, belirli süre içinde tüketici mahkemesinde dava açarak kararın iptalini talep edebilir. Bu yazıda tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası, dilekçe örneği, dava açma süresi, görevli ve yetkili mahkeme, kimlerin dava açabileceği ve uygulamada dikkat edilmesi gereken noktalar açıklanmaktadır.

Sayfa İçeriği
Tüketici Hakem Heyeti Nedir?
Tüketici hakem heyeti, tüketiciler ile satıcı veya sağlayıcılar arasında çıkan belirli parasal sınırlar içindeki uyuşmazlıkları çözmekle görevli idari nitelikte bir başvuru merciidir. Amaç, tüketicinin mahkemeye gitmeden daha hızlı, daha masrafsız ve daha kolay şekilde hakkını arayabilmesini sağlamaktır.
Tüketici hakem heyetlerine genellikle ayıplı mal, ayıplı hizmet, cayma hakkı, iade, değişim, garanti, servis, abonelik, kredi masrafları ve benzeri tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar için başvurulur.
2026 yılı için tüketici hakem heyetlerine başvurularda parasal sınır 186.000 TL olarak belirlenmiştir. Bu tutarın altındaki tüketici uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyetine başvuru yapılabilmektedir. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bu sınırın 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli olduğu belirtilmiştir.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davası Nedir?
Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası, hakem heyeti tarafından verilen karara karşı açılan itiraz davasıdır. Uygulamada bu dava çoğu zaman “tüketici hakem heyeti kararına itiraz” veya “hakem heyeti kararının iptali davası” olarak adlandırılır.
Bu dava ile mahkemeden, tüketici hakem heyeti kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kaldırılması veya iptali istenir. Karara itiraz eden taraf, hakem heyetinin delilleri eksik değerlendirdiğini, sözleşme hükümlerini yanlış yorumladığını, mevzuata aykırı karar verdiğini veya uyuşmazlığın niteliğini hatalı belirlediğini ileri sürebilir.
Burada önemli nokta şudur: Tüketici hakem heyeti kararına karşı açılan dava, yeni ve bağımsız bir alacak davası gibi değil, hakem heyeti kararının hukuka uygun olup olmadığının denetlendiği özel bir itiraz yoludur.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davası Ne Zaman Açılmalıdır?
Tüketici hakem heyeti kararına karşı dava açma süresi, kararın taraflara tebliğinden itibaren 15 gündür. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Yani karar kendisine tebliğ edilen taraf, 15 günlük süre içinde dava açmazsa hakem heyeti kararı kesinleşir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 70. maddesi uyarınca taraflar, tüketici hakem heyeti kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilir. Anayasa Mahkemesi kararında da bu düzenlemenin, tüketici hakem heyeti kararlarına karşı başvuru yolunu ve başvuru süresini belirlediği açıkça ifade edilmiştir.
Sürenin başlangıcı karar tarihi değil, kararın ilgili tarafa tebliğ edildiği tarihtir. Bu nedenle tebligat tarihi mutlaka kontrol edilmelidir. Süre geçirilirse, kural olarak aynı karara karşı sonradan iptal davası açılması mümkün olmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bir kararında da hakem heyeti kararının davacıya tebliğ edildiği tarih esas alınmış ve 15 günlük yasal süre geçtikten sonra yapılan itirazın süresinde olmadığı değerlendirilmiştir.
Tüketici Hakem Heyeti Karara İtiraz Davası Nasıl Açılır?
Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası, yetkili tüketici mahkemesine verilecek dava dilekçesi ile açılır. Dilekçede öncelikle hangi tüketici hakem heyeti kararına itiraz edildiği açıkça belirtilmelidir. Kararın tarihi, sayısı, tebliğ tarihi ve uyuşmazlığın konusu dilekçede yer almalıdır.
Dava dilekçesinde özellikle şu hususlara dikkat edilmelidir:
- Hakem heyeti kararının hangi yönlerden hukuka aykırı olduğu açıklanmalıdır.
- Delillerin neden eksik veya hatalı değerlendirildiği somut şekilde gösterilmelidir.
- Sözleşme, fatura, servis fişi, ödeme dekontu, yazışma, ihtarname, ekspertiz raporu gibi belgeler dilekçeye eklenmelidir.
- Kararın icrasının durdurulması isteniyorsa, bu talep ayrıca ve açıkça yazılmalıdır.
- Sonuç kısmında hakem heyeti kararının iptali talep edilmelidir.
Önemli bir nokta da şudur: Tüketici hakem heyeti kararına itiraz edilmesi, kararın icrasını kendiliğinden durdurmaz. Ancak mahkemeden ayrıca talep edilirse hâkim, hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Bu husus 6502 sayılı Kanun’un 70. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davası Hangi Mahkemeye Açılır?
Tüketici hakem heyeti kararına karşı açılacak dava, tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde açılır. Eğer o yerde tüketici mahkemesi yoksa, dava tüketici mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesinde açılır.
Bu yetki kuralı uygulamada oldukça önemlidir. Çünkü dava, tüketicinin veya satıcının bulunduğu yerde değil, kararı veren tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerde açılmalıdır.
Yargıtay uygulamasında da 6502 sayılı Kanun’un 70/3. maddesindeki bu düzenleme kesin yetki kuralı olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi kararında, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin bu hükmü yerleşik şekilde kesin yetki kuralı olarak değerlendirdiği belirtilmiştir.
Bu nedenle davanın yanlış yerde açılması, yetki itirazı veya yetkisizlik kararı gibi sonuçlara yol açabilir. Özellikle süre kısa olduğu için dava açılmadan önce görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi gerekir.
Kimler Tüketici Hakem Heyeti Kararına Karşı Dava Açabilir?
Tüketici hakem heyeti kararına karşı, kararın tarafı olan herkes dava açabilir. Buna göre;
- Tüketici,
- Satıcı,
- Sağlayıcı,
- Firma,
- Banka,
- Sigorta şirketi,
- Abonelik hizmeti sunan şirket,
- Kararın tarafı olan diğer kişi veya kurumlar,
hakem heyeti kararına karşı tüketici mahkemesinde iptal davası açabilir.
Dava açmak için kararın tamamen aleyhe olması şart değildir. Karar kısmen aleyhe ise, taraf yalnızca aleyhine olan bölüm yönünden de itiraz edebilir. Örneğin tüketici 50.000 TL talep etmiş, hakem heyeti 20.000 TL’ye hükmetmişse tüketici reddedilen kısım yönünden dava açabilir. Aynı şekilde satıcı veya sağlayıcı da aleyhine verilen kabul kararı yönünden itiraz yoluna başvurabilir.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davasında Nelere Dikkat Edilmelidir?
Bu davalarda en sık yapılan hata, sürenin kaçırılmasıdır. Karar tebliğ edildikten sonra 15 günlük süre çok hızlı dolduğu için tebligat tarihi öğrenilir öğrenilmez dava hazırlığına başlanmalıdır.
İkinci önemli nokta, dava dilekçesinin genel ifadelerle hazırlanmamasıdır. “Karar hukuka aykırıdır” demek tek başına yeterli değildir. Hangi delilin neden yanlış değerlendirildiği, hangi belgenin dikkate alınmadığı, hangi mevzuat hükmünün hatalı uygulandığı açıkça anlatılmalıdır.
Üçüncü önemli nokta ise icranın durdurulması talebidir. Hakem heyeti kararı, itiraz edilmiş olsa bile kendiliğinden durmaz. Bu nedenle kararın icraya konulması ihtimali varsa, dava dilekçesinde açıkça tedbir talep edilmelidir.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davasında Uygulamada Gözden Kaçan Noktalar
Avukat Tunç Sudi TOL olarak uygulamada gördüğümüz üzere, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında taraflar çoğu zaman yalnızca kararın sonucuna odaklanmaktadır. Oysa bu davalarda sonucun neden hatalı olduğu kadar, uyuşmazlığın niteliği, tarafların hukuki sıfatı ve talep edilen bedelin nasıl belirlendiği de büyük önem taşır. Tüketici hakem heyeti kararının iptali davası açılırken dosya yalnızca “haklı-haksız” ayrımıyla değil, tüketici işlemi, taraf ilişkisi, ispat yükü ve talep kapsamı yönünden de değerlendirilmelidir.
Uyuşmazlığın Gerçekten Tüketici İşlemi Olup Olmadığı İncelenmelidir
Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında ilk değerlendirilmesi gereken noktalardan biri, uyuşmazlığın gerçekten tüketici hukukundan kaynaklanıp kaynaklanmadığıdır. Her alışveriş veya hizmet ilişkisi kendiliğinden tüketici işlemi sayılmaz. Özellikle ticari amaçla yapılan alımlar, şirket adına düzenlenen faturalar, mesleki kullanım için alınan ürünler veya ticari faaliyete bağlı hizmetler bakımından tüketici hakem heyetinin görev alanı tartışmalı hale gelebilir. Bu nedenle tüketici hakem heyeti kararının iptali isteniyorsa, öncelikle başvuru yapan kişinin tüketici sıfatı ve işlemin tüketici işlemi niteliği taşıyıp taşımadığı incelenmelidir. Uygulamada bu nokta doğru ortaya konulduğunda, hakem heyeti kararının görev yönünden hatalı olduğu ileri sürülebilir.
Talep Edilen Bedelin Nasıl Hesaplandığı Açıkça Gösterilmelidir
Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davalarında sık karşılaşılan sorunlardan biri de talep edilen bedelin dayanağının açık olmamasıdır. Özellikle ayıplı mal, ayıplı hizmet, abonelik bedeli, cayma hakkı, iade, değişim veya onarım taleplerinde, hangi bedelin hangi belgeye göre istendiği net şekilde açıklanmalıdır. Hakem heyeti bazen fatura bedeli, servis ücreti, kullanım bedeli, kesinti, kargo ücreti veya ek masraflar yönünden yeterli ayrım yapmadan karar verebilmektedir. Bu nedenle itiraz davasında yalnızca “bedel yanlıştır” demek yerine, doğru bedelin ne olduğu, hangi kalemlerin hatalı hesaplandığı ve hangi tutarın hukuken talep edilemeyeceği somut şekilde anlatılmalıdır. Bu yaklaşım, tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesini daha güçlü ve mahkeme açısından daha anlaşılır hale getirir.
H3: Satıcı, Sağlayıcı ve Aracı Hizmet Sağlayıcı Ayrımı Doğru Yapılmalıdır
Özellikle internet alışverişlerinden kaynaklanan tüketici uyuşmazlıklarında, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasının en önemli noktalarından biri taraf sıfatıdır. Uygulamada tüketici, ürünü satın aldığı platformu, ürünü gönderen satıcıyı, kargo firmasını veya servis sağlayıcıyı aynı sorumluluk kapsamında değerlendirebilmektedir. Ancak her tarafın hukuki sorumluluğu aynı değildir. Satıcı, sağlayıcı, ithalatçı, üretici, yetkili servis ve aracı hizmet sağlayıcı yönünden farklı hukuki değerlendirme yapılması gerekir. Bu nedenle tüketici hakem heyeti kararının iptali davasında, davacı veya davalının uyuşmazlıktaki gerçek rolü açıkça ortaya konulmalıdır. Özellikle e-ticaret uyuşmazlıklarında sipariş kaydı, fatura, satıcı bilgisi, platform kullanım şartları ve teslim belgeleri incelenmeden sağlıklı bir itiraz dilekçesi hazırlanması mümkün değildir.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtirazda Arabuluculuk Şartı Aranmaz
Tüketici uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabulucuya başvuru genel olarak dava şartı olsa da, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davaları bu kuralın istisnalarından biridir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/A maddesinde, tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlarda dava şartı arabuluculuk hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle tüketici hakem heyeti kararının iptali davası açmak isteyen tarafın, önce arabulucuya başvurması gerekmez. Uygulamada bu ayrım önemlidir; çünkü tüketici mahkemesinde açılan her dava için otomatik olarak arabuluculuk şartı bulunduğu düşünülmemelidir. Hakem heyeti kararına itiraz söz konusuysa, taraf doğrudan tüketici mahkemesinde dava açabilir. Ancak uyuşmazlık hakem heyeti kararına itiraz değil de doğrudan tüketici mahkemesinde açılacak ayrı bir alacak, tazminat veya menfi tespit davası ise, arabuluculuk dava şartı ayrıca değerlendirilmelidir.
Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davası Hakkında Yargıtay Kararları
Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası hakkında verilen Yargıtay kararları, uygulamada özellikle itiraz süresi, yetkili mahkeme, taraf sıfatı, eksik belge, abonelik uyuşmazlıkları ve mahkemenin inceleme kapsamı bakımından yol göstericidir. Tüketici hakem heyeti kararının iptali isteniyorsa, dava dilekçesinde yalnızca kararın hatalı olduğu belirtilmemeli; kararın hangi nedenle hukuka aykırı olduğu, hangi delillerin eksik değerlendirildiği ve hangi hukuki düzenlemenin yanlış uygulandığı açıkça ortaya konulmalıdır.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2020/12040 E., 2021/1923 K., T: 22.02.2021 sayılı kararı:
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin bu kararında, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında yetkili mahkemenin neresi olduğu değerlendirilmiştir.
Karardan alıntı:
“Dava, Haliliye İlçe Tüketici Hakem Heyeti kararına itiraz istemine ilişkindir.”
Karardan alıntı:
“…kararı veren hakem heyetinin yargı çevresindeki tüketici mahkemesinin görev ve yetkisi kesin olup…”
Karardan alıntı:
“…tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir.”
Açıklama ve uygulamaya yönelik yorum:
Bu karar, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında yetkili mahkemenin doğru belirlenmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, davanın tüketicinin veya firmanın bulunduğu yerde açılmasıdır. Oysa Yargıtay kararında da açıkça belirtildiği üzere, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası kararı veren hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde açılmalıdır.
Bu nedenle dava açmadan önce hakem heyeti kararında yer alan il veya ilçe bilgisi dikkatle incelenmelidir. Yanlış mahkemede dava açılması, yetkisizlik kararı verilmesine ve özellikle 15 günlük kısa dava açma süresi nedeniyle hak kaybına neden olabilir. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi hazırlanırken mahkeme başlığı bu nedenle özel önem taşır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2021/4000 E., 2021/11403 K., T: 15.11.2021
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu kararında, elektronik ticaret platformu üzerinden satın alınan ayıplı ürün nedeniyle verilen tüketici hakem heyeti kararının iptali talebi incelenmiştir. Kararda özellikle aracı hizmet sağlayıcının, satıcının sunduğu üründen doğrudan sorumlu tutulup tutulamayacağı değerlendirilmiştir.
Karardan alıntı:
“…davacı şirketin aracı hizmet sağlayıcı konumunda olduğu…”
Karardan alıntı:
“…içeriği kontrol etmek ve/veya bu içeriğe konu mal ya da hizmetle ilgili…”
Karardan alıntı:
“…hukuka aykırı bir durumun söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü olmadığı…”
Açıklama ve uygulamaya yönelik yorum:
Bu karar, özellikle internet alışverişleri, pazaryeri platformları, ayıplı ürün uyuşmazlıkları ve e-ticaret siteleri bakımından önemlidir. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında mahkeme yalnızca tüketicinin mağduriyetine değil, aynı zamanda davalı tarafın gerçekten satıcı, sağlayıcı veya aracı hizmet sağlayıcı olup olmadığına da bakar.
Uygulamada tüketici, ürünü satın aldığı internet sitesini doğrudan sorumlu gösterebilmektedir. Ancak ürünün gerçek satıcısı farklı bir firma ise, aracı hizmet sağlayıcının satıcı gibi sorumlu tutulması her somut olayda mümkün olmayabilir. Bu nedenle e-ticaret uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyeti kararına itiraz eden taraf; fatura, sipariş kaydı, mesafeli satış sözleşmesi, satıcı bilgisi ve platform kullanım şartlarını dava dilekçesinde açıkça ortaya koymalıdır.
SEO açısından bu karar, “internet alışverişinde tüketici hakem heyeti kararı”, “e-ticaret tüketici hakem heyeti itirazı”, “ayıplı ürün hakem heyeti kararı iptali” ve “aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğu” gibi arama sorguları bakımından makaleye değer katar.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2018/5829 E., 2018/12098 K., T: 27.11.2018
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu kararında, elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp-kaçak bedellerine ilişkin tüketici hakem heyeti kararının iptali istemi değerlendirilmiştir.
Karardan alıntı:
“Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp-kaçak bedelinin tüketiciye iadesine yönelik…”
Karardan alıntı:
“…Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.”
Karardan alıntı:
“…yerel mahkemece tartışılıp değerlendirildikten sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekmektedir.”
Açıklama ve uygulamaya yönelik yorum:
Bu karar, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında mahkemenin sadece şekli bir inceleme yapmadığını, uyuşmazlığın maddi hukuk yönünü de değerlendirebildiğini göstermektedir. Özellikle elektrik, su, doğalgaz, internet, telefon ve benzeri abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan tüketici uyuşmazlıklarında, ücret kalemlerinin hangi mevzuat düzenlemesine dayandığı önemlidir.
Uygulamada abonelik hizmeti sunan şirketlerin tüketici hakem heyeti kararına itiraz ederken yalnızca “bedel yasal olarak alınmıştır” demesi yeterli değildir. Hangi bedelin hangi tarife, kurul kararı veya mevzuat hükmüne dayandığı açıkça gösterilmelidir. Aynı şekilde tüketici yönünden de fatura kalemlerinin hangi nedenle haksız olduğu somutlaştırılmalıdır.
Bu nedenle abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan tüketici hakem heyeti kararına itiraz davalarında; sözleşme, fatura, tarife bilgileri, kurul kararları ve ödeme belgeleri dava dilekçesine eklenmeli, hakem heyeti kararının hangi yönlerden hatalı olduğu açıkça anlatılmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2013/13-2342 E., 2015/1066 K., T: 25.03.2015
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararında, konutun geç tesliminden kaynaklanan kira kaybı talebi ve tüketici hakem heyeti kararına itiraz süreci değerlendirilmiştir.
Karardan alıntı:
“Dava, tüketici hakem heyeti kararına itiraz istemine ilişkindir.”
Karardan alıntı:
“…5 ay geç teslim nedeniyle uğradığı zararı talep eden davacının…”
Karardan alıntı:
“…ıslah yoluyla 5 ayı aşan süre nedeniyle uğranılan zararı talep edip edemeyeceği…”
Açıklama ve uygulamaya yönelik yorum:
Bu karar, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında uyuşmazlığın dayandığı sözleşme ilişkisinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Özellikle konut satış sözleşmeleri, geç teslim, kira kaybı, ayıplı ifa ve tazminat talepleri bakımından hakem heyeti kararı tek başına değerlendirilmez; sözleşme hükümleri, teslim tarihi, ödeme planı ve zararın kapsamı birlikte ele alınır.
Uygulamada bu tür davalarda yalnızca “konut geç teslim edildi” veya “hakem heyeti kararı hatalıdır” demek yeterli değildir. Teslim tarihi, fiili teslim günü, gecikme süresi, kira kaybı hesabı, sözleşmedeki cezai şart hükümleri ve varsa ihtarnameler açıkça ortaya konulmalıdır.
Bu karar, tüketici hakem heyeti kararının iptali davasında dava dilekçesinin somut olayla uyumlu hazırlanması gerektiğini göstermektedir. Özellikle konut, devre mülk, ön ödemeli satış ve geç teslim uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi hazırlanırken sözleşme hükümleri ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2023/1366 E., 2023/3075 K., T: 06.11.2023
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu kararında, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında mahkemenin işin esasına girip girmemesi gerektiği değerlendirilmiştir. Karar özellikle eksik belge veya fotokopi belge gerekçesiyle başvurunun reddedildiği durumlar bakımından önemlidir.
Karardan alıntı:
“Uyuşmazlık, hakem heyeti kararına itiraz davasında işin esasına girilmeden…”
Karardan alıntı:
“…Tüketici hakem heyetleri uyuşmazlık konusuna ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi…”
Karardan alıntı:
“…işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken…”
Açıklama ve uygulamaya yönelik yorum:
Bu karar, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasında mahkemenin inceleme yükümlülüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Hakem heyeti aşamasında bazı belgelerin eksik veya fotokopi olarak sunulmuş olması, her durumda mahkemenin davayı doğrudan reddetmesi sonucunu doğurmaz. Mahkeme, uyuşmazlığın niteliğine göre dosyadaki bilgi ve belgeleri değerlendirmeli, gerekiyorsa delilleri toplamalı ve işin esası hakkında karar vermelidir.
Uygulamada bu karar, hem tüketici hem de satıcı-sağlayıcı bakımından önemlidir. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz eden taraf, hakem heyeti aşamasında eksik değerlendirilen veya hiç dikkate alınmayan belgeleri dava dilekçesinde açıkça belirtmelidir. Mahkemeden yalnızca iptal talep etmekle yetinilmemeli; hangi belgenin neden önemli olduğu, uyuşmazlığın sonucunu nasıl etkilediği ve hakem heyetinin hangi noktada eksik inceleme yaptığı somut şekilde açıklanmalıdır.
Bu nedenle tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi hazırlanırken fatura, sözleşme, dekont, servis formu, teslim tutanağı, yazışma kayıtları ve bilirkişi incelemesi gerektiren teknik belgeler eksiksiz şekilde sunulmalıdır.
Genel Değerlendirme
Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, tüketici hakem heyeti kararına itiraz davasının yalnızca basit bir itiraz yolu olmadığı görülmektedir. Bu dava türünde 15 günlük itiraz süresi, yetkili tüketici mahkemesi, taraf sıfatı, delillerin sunulması, sözleşme hükümleri, abonelik bedelleri ve hakem heyeti kararının hukuka uygunluğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Şahsi kanaatimizce uygulamada başarılı bir tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası için en önemli nokta, dava dilekçesinin genel ifadelerle değil, somut olayın özelliklerine göre hazırlanmasıdır. “Hakem heyeti kararı hukuka aykırıdır” şeklindeki soyut ifadeler tek başına yeterli değildir. Bunun yerine, kararın hangi bölümünün hatalı olduğu, hangi delilin dikkate alınmadığı, hangi mevzuat hükmünün yanlış uygulandığı ve mahkemeden tam olarak ne talep edildiği açıkça yazılmalıdır.
Bu nedenle tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi hazırlanırken kararın tebliğ tarihi, hakem heyetinin bulunduğu yer, uyuşmazlığın konusu, tarafların sıfatı ve mevcut deliller dikkatle incelenmelidir. Ayrıca kararın icraya konulma ihtimali varsa, tüketici hakem heyeti kararının icrasının durdurulması da dava dilekçesinde ayrıca talep edilmelidir. Böylece hem hak kaybı önlenebilir hem de tüketici mahkemesi önünde daha güçlü ve somut bir itiraz zemini oluşturulabilir.

Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Davası Dilekçe Örneği
MERSİN NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİNE
Tedbiren Takibin Durdurulması Taleplidir.
DAVACI :
VEKİLİ : Av. Tunç Sudi Tol – Mersin Barosu-2742
: Adres antettedir.
DAVALI :
ADRESİ : Adres Antettedir.
DİLEKÇE KONUSU : Mersin İlçe Tüketici Hakem Heyeti’nin 13/02/2026 tarih, 0508202600SADAS sayılı kararının görev, usul ve esas yönlerinden iptali ile Mersin 12. İcra Dairesi 2026/12220 E. sayılı icra takibinin yargılama sonuna kadar tedbiren durdurulması talebimizdir.
OLAYIN KISA ÖZETİ :
Müvekkilim vize danışmanlığı faaliyetinde bulunan bir firmadır ve davalının daha önce vize danışmanlık hizmetlerini yürütmüştür. Davalı, daha sonrasında müvekkilden ricada bulunarak çocuğunun yurt dışında bulunan Deutsch Akademie isimli okula ve bu okula bağlı yurda kaydının yapılmasını talep etmiştir.
Müvekkil, bu işlemin kendi faaliyet alanı kapsamında olmamasına rağmen davalının daha önce müşterisi olması sebebiyle, tamamen iyi niyet çerçevesinde ve herhangi bir ücret talep etmeksizin sadece yardımcı olma amacıyla davalıya yardımcı olmayı kabul etmiştir.
Bu kapsamda davalı tarafından, X isimli yurt dışında bulunan dil okuluna gönderilmek üzere;
Okulda alınacak yabancı dil kurs bedeli olarak 1.938 Euro,
Okul yurdunda konaklama amacıyla depozito bedeli olarak 1.558 Euro müvekkile gönderilmiştir.
Bunun üzerine müvekkil, kendisine iletilen her iki tutarı da eksiksiz şekilde Deutsch Akademie isimli okula aktarmıştır.
Ek-1’de, yapılan iki ayrı ödemeye ilişkin dekontlar sunulmaktadır.
Buna göre;
1.558 Euro tutarındaki yurt depozito bedeli, WISE isimli uluslararası para transfer kuruluşu aracılığıyla 26.03.2025 tarihinde, #187430E3 referans numarası ile Deutsch Akademie’ye gönderilmiştir.
1.938 Euro tutarındaki yabancı dil kurs bedeli, yine WISE isimli uluslararası para transfer kuruluşu aracılığıyla 18.03.2025 tarihinde, #4561223428 referans numarası ile Deutsch Akademie’ye gönderilmiştir.
İlgili transferlerin WISE isimli şirkete müzekkere yazılarak celbini talep ederiz.
Daha sonra, davalının da beyan ve ikrar ettiği üzere, çocuğu söz konusu okula ve yurda yapılan ödemeler sonrasında kayıt yaptırmış ve eğitimine başlamıştır. Eğitim sürecinde kurs programını planlanan süreden önce tamamlamış; bu durum üzerine okul tarafından kendisine bir miktar kurs ücreti iadesi yapılmış, depozito ise davalının iddiasına göre iade edilmemiştir.
Bunun yanı sıra davalı, yukarıda dekontu sunulan 1.938 Euro tutarındaki kurs bedelinin yalnızca 1.292 Euro’luk kısmının okula gönderildiğini, kalan kısmın ise okula aktarılmadığını iddia ederek, bu ödemelerin hepsinden müvekkili sorumlu tutarak Mersin İlçe Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuruda bulunmuştur. Yapılan inceleme sonucunda hakem heyeti tarafından müvekkilin savunması alınmadan 101.528,1 TL ödemesine karar verilmiştir.
Ancak verilen karar hem usul hükümlerine hem de maddi hukuka açıkça aykırıdır. Müvekkilin hukuki konumu ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği hatalı değerlendirilmiş; savunma hakkı gözetilmeksizin ve ispat yükü ters çevrilerek hüküm tesis edilmiştir.
Bu nedenlerle söz konusu kararın iptali gerekmektedir.
AÇIKLAMALAR :
A- HAKEM HEYETİ GÖREVİ DIŞINDA KARAR VERMİŞTİR – UYUŞMAZLIK TÜKETİCİ İŞLEMİ DEĞİLDİR. GÖREV İTİRAZIMIZ VARDIR.
Taraflar arasındaki hukuki ilişki 6502 sayılı Kanun kapsamında bir “ayıplı hizmet” ilişkisi değildir.
Somut olayda:
Müvekkil eğitim hizmeti sunmamıştır.
Müvekkil yurt işletmecisi değildir.
Müvekkil kurs hizmetinin tarafı değildir.
Taraflar arasında yazılı bir sözleşme yoktur.
Müvekkil yalnızca hatır için aracılık etmiştir.
Herhangi bir ücret almamıştır.
Taraflar arasındaki ilişki olsa olsa ancak TBK m.502 vd. anlamında vekâlet sözleşmesidir.
Müvekkil, başvuran adına:
Okula ödeme yapmış,
Yurda depozito aktarmıştır.
Bu haliyle müvekkilin sıfatı “hizmet sağlayıcı” değil, aracı vekildir.
6502 sayılı Kanun m.3’e göre tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasasında ticari amaçla sunulan bir hizmete ilişkin sözleşmedir.
Oysa müvekkil burada bir eğitim hizmeti satmamıştır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/18325 E., 2019/3204 K., T: 18.03.2019 sayılı kararından alıntı: “Aracılık niteliğindeki sözleşmeler tüketici işlemi kapsamında değerlendirilemez; uyuşmazlık genel hükümlere tabidir.”
Bu nedenle hakem heyeti görev dışında karar vermiştir ve karar salt bu sebeple iptale mahkûmdur.
B- MÜVEKKİLİN HUKUKİ OLARAK İADE YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR.
Hakem heyeti kararında müvekkilin:
1558 Euro depozitoyu iade etmesi,
619 Euro’yu okula yatırmadığı gerekçesiyle 22.805 TL iade etmesi, gerektiği belirtilmiştir.
Bu değerlendirme hukuka aykırıdır.
1. Sebepsiz Zenginleşme Şartları Yoktur:
TBK m.77 gereğince sebepsiz zenginleşme için;
Davalının malvarlığında artış,
Davacının mal varlığında azalma,
İlliyet bağı,
Hukuki sebebin bulunmaması şarttır.
Somut olayda müvekkilin malvarlığında artış yoktur.
Okula ve yurda yapılan ödemeler dekontlarla sabittir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/4567 E., 2020/1234 K., T: 05.02.2020 sayılı kararından alıntı: “Davalının malvarlığında artış bulunmadıkça sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanamaz.”
Müvekkilin zenginleşmesi bulunmadığından iade borcu da yoktur.
2. Vekilin Sorumluluğu Özen Borcu İle Sınırlıdır
TBK m.506 gereği vekil, işi özenle ifa etmekle yükümlüdür.
Müvekkil:
Talimata uygun hareket etmiş,
Ödemeleri gerçekleştirmiş,
Kayıt işlemini tamamlamıştır.
Öğrencinin daha sonra kaydı kendi iradesiyle iptal etmesi yada yurdun depozitoyu iade etmemesinin hukuki sorumluluğu müvekkile yüklenemez.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2015/24533 E., 2017/11234 K., T: 07.12.2017 sayılı kararından alıntı: “Vekil, işi talimata uygun yerine getirmiş ise sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamaz.”
3. İade Sorumluluğu Asıl Hizmet Sağlayıcıya Aittir
Eğer kurs veya yurt iade yapacaksa; Sözleşmenin tarafı okul ve yurttur.
Aracı, asıl sözleşmenin tarafı olmadığı bir bedeli iade etmekle yükümlü değildir.
Hakem heyeti, sözleşme tarafını yanlış belirlemiştir.
C- MÜVEKKİL SÖZLEŞMENİN TARAFLARI ARASINDA DEĞİLDİR – ÜCRET SÖZLEŞMESİ VE HUKUKİ SORUMLULUK OKULA AİTTİR
Somut olayda eğitim hizmetine ve yurt konaklamasına ilişkin sözleşmenin tarafı müvekkil değildir. Kurs hizmeti ve yurt konaklaması, doğrudan davalı ile X Akademie isimli eğitim kurumu arasında kurulmuştur. Müvekkil bu sözleşmenin tarafı olmadığı gibi, sözleşmeden doğan asli edim borçlarının da muhatabı değildir.
Taraflar arasında kurs bedeline veya depozito bedeline ilişkin herhangi bir ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Müvekkil bu işlem karşılığında herhangi bir bedel talep etmemiş ve herhangi bir ücret almamıştır. Yapılan işlem, yalnızca davalının talebi üzerine ve tamamen iyi niyet çerçevesinde gerçekleştirilmiş bir aracılık faaliyetinden ibarettir.
Borçlar hukukunun temel ilkesi gereği, bir sözleşmeden doğan hak ve borçlar yalnızca sözleşmenin tarafları arasında hüküm doğurur (nisbilik ilkesi). Müvekkil sözleşmenin tarafı olmadığına göre, sözleşmeden kaynaklanan iade veya bedel sorumluluğunun da muhatabı olamaz.
Bu nedenle kurs bedeli, depozito iadesi veya sair ödeme talepleri bakımından hukuki sorumluluk, sözleşmenin tarafı ve hizmet sağlayıcısı olan eğitim kurumuna aittir. Müvekkilin sözleşme dışı ve ücretsiz bir aracılık faaliyeti nedeniyle iade yükümlülüğü altına sokulması, hukuken mümkün değildir.
Bu yönüyle müvekkile yöneltilen talep, hukuki dayanaktan tamamen yoksundur.
D- DAVALININ BEYANLARI DA HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AÇIKÇA AYKIRIDIR
Davalı, 1.938 Euro tutarındaki kurs bedelinin tamamının ödenmediğini, yalnızca 1.292 Euro’nun okula yatırıldığını ve kalan kısmın davacı tarafından alıkonulduğunu iddia etmektedir.
Oysa bu iddia, Ek-1’de sunulan ödeme dekontundan açıkça anlaşılacağı üzere gerçeği yansıtmamaktadır. Müvekkil tarafından kurs bedeli ilgili kuruma gönderilmiştir.
Kaldı ki davalının bu beyanı, yalnızca dekontlarla değil, aynı zamanda hayatın olağan akışıyla da açıkça çelişmektedir. Zira 1.938 Euro bedelli bir kurs ücretinin tam olarak ödenmemesi hâlinde, öğrencinin kursa kaydının yapılması, eğitime başlaması, eğitimi sürdürmesi ve nihayetinde tamamlaması hayatın olağan işleyişine uygun değildir.
Bilindiği üzere, yurt dışındaki eğitim kurumları kayıt ve ödeme prosedürleri bakımından son derece sistematik çalışmakta olup, ücretin tamamı tahsil edilmeden öğrencinin programa kabul edilmesi ve eğitime başlatılması mümkün değildir.
Dolayısıyla basit bir mantık silsilesi dahi davalının iddiasının dayanaksız olduğunu göstermektedir. Eğer kurs bedeli eksik ödenmiş olsaydı, öğrencinin kursa başlaması ve programı tamamlaması fiilen mümkün olmayacaktı.
Bu yönüyle davalının beyanları hem maddi delillerle hem de hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır.
E- DAVALI, YAPILAN KISMİ ÖDEMELERE RAĞMEN HAKSIZ VE KÖTÜ NİYETLİ ŞEKİLDE MÜKERRER TALEPTE BULUNMAKTADIR – YAPILAN ÖDEMELERİN MAHSUBU GEREKİR
Öncelikle, müvekkilin herhangi bir iade yükümlülüğü bulunduğu yönündeki iddiaları kabul etmediğimizi ve bu konudaki tüm savunma haklarımızı saklı tuttuğumuzu belirtmek isteriz.
Bununla birlikte, davalının üç ayrı kez Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuruda bulunması ve müvekkili sürekli surette arayarak baskı kurması nedeniyle, müvekkil sırf bu rahatsız edici süreci sonlandırabilmek amacıyla iyi niyet çerçevesinde depozito iadesi için ilgili okulla irtibata geçmiştir. Ancak gelinen aşamada okul tarafından depozito bedeli iade edilmemiştir.
Buna rağmen müvekkil, herhangi bir hukuki sorumluluğu bulunmamasına karşın, yalnızca taraflar arasındaki uyuşmazlığın büyümemesi ve sürecin sonlandırılması amacıyla davalıya kısmi ödemelerde bulunmuştur.
Bu kapsamda müvekkil tarafından;
23.01.2026 tarihinde 5.000 TL,
02.02.2026 tarihinde 5.000 TL,
13.02.2026 tarihinde 5.000 TL,
19.02.2026 tarihinde 5.000 TL olmak üzere toplam 20.000 TL ödeme yapılmıştır. Ödemelere ilişkin dekontları ek:2 de sunuyoruz.
Davalının, yapılan bu ödemelere rağmen sanki hiçbir ödeme yapılmamış gibi talepte bulunması iyi niyet kuralları ile bağdaşmamaktadır. Hukuken kabul anlamına gelmemek kaydıyla yapılan bu ödemelerin mahsubu zorunludur.
Ayrıca, okul ücretinin tamamının iade edildiğine ilişkin olarak okuldan alınmış resmi e-posta yazışması bulunmaktadır. Söz konusu yazışma Ek-3’de sunulmaktadır.
İlgili e-postada açıkça şu ifadeye yer verilmiştir:
“On the 10th of June 2025, Mustafa was here in the office in Vienna and got the refund in cash from us.”
Bu ifade Türkçe olarak;
“10 Haziran 2025 tarihinde Mustafa, Viyana’daki ofisimize gelmiş ve iade tutarını tarafımızdan nakit olarak teslim almıştır.” şeklindedir.
Dolayısıyla, kurs bedelinin iade edilmediği yönündeki iddia gerçeği yansıtmamakta olup, davalı hem okuldan iade almış hem de müvekkilden talepte bulunmaya devam etmiştir. Bu durum açıkça mükerrer talep niteliğindedir.
F- SAVUNMA HAKKI İHLAL EDİLMİŞTİR – USULSÜZ TEBLİGAT MEVCUTTUR.
Hakem heyeti kararında “şikayet edilen savunma sunmamıştır” denilmektedir.
Ancak müvekkile:
Başvuru tebliğ edilmemiştir.
Savunma için süre verilmemiştir.
Dosya içeriği bildirilmemiştir.
Anayasa m.36 gereği savunma hakkı kutsaldır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2021/3456 E., 2021/9876 K., T: 14.10.2021 sayılı kararından alıntı: “Tarafa savunma imkânı tanınmadan verilen karar hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir.”
Usulsüz tebligat nedeniyle itiraz süresi hiç başlamamıştır. Kararın bu yönü ile de iptali gerekmektedir.
F- İCRA TAKİBİ HUKUKA AYKIRIDIR – İHTİYATİ TEDBİREN DURDURULMALIDIR.
Hakem heyeti kararına dayanılarak Mersin 12. İcra Dairesi 2026/1840 E. sayılı takip başlatılmıştır.
Kararın iptali kuvvetle muhtemeldir.
İİK m.36 ve HMK m.389 uyarınca;
TELAFİSİ GÜÇ VE İMKÂNSIZ ZARAR DOĞMASINI ÖNLEMEK İÇİN TAKİBİN TEDBİREN ÖNCELİKLE TEMİNATSIZ, AKSİ DURUMDA UYGUN BİR TEMİNAT KARŞILIĞI DURDURULMASI ZORUNLUDUR.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2019/11234 E., 2020/5678 K., T: 03.06.2020 sayılı kararından alıntı: “Hükmün iptali ihtimali kuvvetli ise icra takibinin tedbiren durdurulması mümkündür.”
HUKUKİ SEBEPLER :
6502 sayılı Kanun, TBK m.502 vd., TBK m.77, TBK m.506, HMK m.114, HMK m.190, HMK m.389, İİK m.36, Anayasa m.36 ve sair mevzuat.
HUKUKİ DELİLLER :
-Tüketici Hakem Heyeti kararı
-Okula ve yurda yapılan ödeme dekontları
-Whatsapp yazışmaları
-Mersin 12. İcra Dairesi 2026/1840 E. dosyası (Celbi talep olunur.)
-Okul tarafından atılan mailler
-Ticaret sicil kayıtları
-Tanık
-Bilirkişi incelemesi
-Keşif
-Banka dekontları
-Sair yasal tüm deliller
SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda arz edilen nedenlerle;
-Mersin Mersin İlçe Tüketici Hakem Heyeti’nin 13/02/2026 tarihli kararının iptaline,
-Hakem heyetinin görevli olmadığına,
-Yargılama sonuna kadar icra takibinin ihtiyati tedbiren öncelikle teminatsız, aksi durumda teminatlı olarak durdurulmasına,
-Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim. 27.02.2026
EK:1 Okul ve yurdun okula ve yurda ödendiğini gösterir Uluslararası para transfer programı olan WISE den alınan banka dekontu
EK:2 Müvekkil tarafından davalıya yapılan kısmi ödemeye ilişkin dekontlar
EK:3 Okul tarafından ödenen meblağların iade edildiğini gösterir mail
Davacı Vekili
Av. Tunç Sudi Tol
Sıkça Sorulan Sorular
1. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz süresi kaç gündür?
Tüketici hakem heyeti kararına karşı itiraz süresi, kararın taraflara tebliğinden itibaren 15 gündür. Bu süre içinde tüketici mahkemesinde dava açılması gerekir.
2. Süre karar tarihinden mi, tebliğ tarihinden mi başlar?
Süre karar tarihinden değil, kararın ilgili tarafa tebliğ edildiği tarihten başlar. Bu nedenle tebligat tarihi dikkatle kontrol edilmelidir.
3. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz nereye yapılır?
İtiraz, kararı veren tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine yapılır. O yerde tüketici mahkemesi yoksa asliye hukuk mahkemesi tüketici mahkemesi sıfatıyla görev yapar.
4. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz icrayı durdurur mu?
Hayır. İtiraz, kararın icrasını kendiliğinden durdurmaz. İcranın durması için mahkemeden ayrıca tedbir talep edilmesi gerekir.
5. Firma tüketici hakem heyeti kararına karşı dava açabilir mi?
Evet. Karar aleyhine olan satıcı, sağlayıcı, firma, banka veya diğer taraflar tüketici hakem heyeti kararına karşı dava açabilir.
6. Tüketici de hakem heyeti kararına itiraz edebilir mi?
Evet. Tüketici, talebinin reddedilmesi veya kısmen kabul edilmesi halinde hakem heyeti kararına karşı dava açabilir.
7. Tüketici hakem heyeti kararı kesinleşirse ne olur?
15 günlük süre içinde dava açılmazsa karar kesinleşir. Kesinleşen karar, ilam niteliğinde belge gibi icra takibine konu edilebilir.
8. Tüketici hakem heyeti kararının iptali davası ne kadar sürer?
Davanın süresi mahkemenin iş yoğunluğuna, dosyanın kapsamına, delillerin niteliğine ve bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediğine göre değişir.
9. Tüketici hakem heyeti kararına karşı dava açmak için avukat zorunlu mu?
Tüketici avukatıyla dava açmak zorunlu değildir. Ancak süre, yetki, delil ve tedbir talepleri teknik konular olduğu için hukuki destek alınması elzemdir.
10. Tüketici hakem heyeti kararına karşı açılan davada mahkeme ne karar verir?
Mahkeme, hakem heyeti kararını hukuka uygun bulursa davayı reddeder. Kararın hukuka aykırı olduğu kanaatine varırsa hakem heyeti kararının iptaline karar verebilir.
Bu makale Avukat Tunç Sudi TOL tarafından bizzat hazırlanmıştır. Avukat Tunç Sudi TOL, özellikle aile hukuku, boşanma davaları ve mal rejimi davaları alanlarında çalışmalar yürütmektedir. İşbu mesleki makale/dilekçe, iş ve gelir elde etme amacı güdülmeksizin, meslektaşlarımıza yardımcı olmak, büromuzun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi vermek, bilimsel çalışmalarımızı yayımlamak amacıyla, özel, somut ve mesleki teknik araştırmalar sonucu, çok fazla emek ve mesai harcanarak, reklam yasağı yönetmeliğinin 6. ve 7. maddeleri gözetilerek bizzat avukatımız tarafından hazırlanmış ve yayımlanmıştır.